YAZARA MAİL GÖNDER Adama kışı sevdirir!

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Bu soğukta zatürree olup mu döneceğiz? Hayır, adım başı kömür ızgarada sosis, karamelize fındık fıstık ve fincanda sıcak şarapla, Berlin'in kış çarşıları iç ısıtıyor. Patates her çeşidiyle demirbaş ama kuşkonmaz çıldırması için nisanı bekleyin...

Elimizde ilginç adresler, görülecek onca müze, sosyolojik sondaja müsait sürüyle güzergah... Fakat genleri insana oyun oynuyor, hiç hesap etmediği şeyleri birkaç nesil sonra küt diye su yüzüne çıkarıyor. Ben de bir Alman köylüsüymüşüm işte! Sabah akşam sosis patates tüketip Christmas çarşılarında çıldırmam o yüzden olmalı... Berlin'in herhalde en gidilesi olduğu iki dönem var: Biri, hemen her şehrin bütün potansiyeliyle tomurcuklandığı bahar ayları (Özellikle de kuşkonmaz vakti olan nisan!)... Öbürü de Christmas ve yılbaşı zamanı. Soğuk sevmem, kış tatili sevmem. "Gidicez oralarda zatürree olup kargoyla dönücez" diye az dırdırlanmadım gitmeden. Fakat adım başı kömür ızgaradan ekmek arası sosis, fincanda sıcak şarap ve külahta karamelize bademle, insana kışı sevdirir doğrusu Berlin. Madem kış sana uymuyor, sen ona uyacaksın. Tam da bunu yapıyorlar. Kış pazarlarında ısıtma sistemleri, kafelerin sokağa yayılan kısımlarında sobalar, ateşler... Minderlere serilmiş postlar, sandalyelerde hazır edilmiş polar battaniyeler... Ve ateşe tutulan yiyecekler: Sadece azman sosis değil, füme balık, peynir fondü, kestane kebap... Neredeyse bizim çayın muadili sayılabilecek sıcak şarap dolu kupaları elinize alıp hem ısınıp hem dolaşma, sonra istediğiniz yerde bırakıp depoziti alma kolaylığı sunuluyor. Kışa nasıl hizmet edilir, soğukta saadet nasıl olur biliyor ve uyguluyor adamlar.

JANDARMA HAYATIMIZI KURTARDI!
Alexanderplatz'daki kış pazarı ilk göz ağrımız ama hayatımızı kurtaran, jandarma oldu! Gendarmenmarkt'taki, yılbaşı çarşılarının en kralı diyelim. Bir kere lokasyondan avantajlı. Adını 18. yüzyıldaki Prusyalı jandarmalardan alan Gendarmenmarkt, Berlin'in en şık meydanı. Klasik müzik mabedi Konzerthaus Berlin'in iki yanında kubbeli Alman ve Fransız katedralleri var, karşıdaki caddede de iyi restoranlar, barlar... Yılbaşı gecesi (Silvester deniyor) sokaklardaydık. Ve Berlin sokakları, Allah'ım nasıl patlangaçlı... Evet, çok şenlikli ama terörize eden bir yanı da var doğrusu: Her saniye bir şey patlıyor dibinizde! Niyetimiz Brandenburg Kapısı'na gitmekti ama daha akşam olmadan dolmuş. Gecemizi kurtaran, Gendarmenmarkt'taki yılbaşı partisi oldu. Herkesi havaifişek manyağı yaptılar, unutulmayacak bir tecrübeydi. İnsanlar olup biteni videoya çekmekten, havaifişekli selfie yapacaklar diye kafalarını geriye atmaktan ve aynı anda da öpüşmeye çalışmaktan helak oldu. Anı ölümsüzleştirirken aynı zamanda tadını da çıkarmak zor iş. Birinden birini seç deseler, acaba hangisi daha fazla oy alır?

LEONARD COHEN VE KÖPEKLER
Bu defa biraz öyle oldu ama Berlin, yılbaşından ibaret değil elbette. Onu aradan çıkardığımıza göre, ilerleyelim: Leonard Cohen "First we take Manhattan, then we take Berlin" der. Meğer köpekler de öyle diyormuş! Berlin, dünyada köpek nüfusunda Manhattan'dan sonra ikinci... Bir köpek şehri burası; onlara adanmış parklar var, toplu taşımayı kullanabiliyorlar. Toplu taşımanın yanında bir de bisiklet taksiler dolaşıyor. İki kişinin sığdığı faytonumsu aleti bisikletli biri çekiyor, sizi en olmadık yerlere sokup çıkarıyor. Bazıları battaniye ve şemsiyeyle iyice konforlu. Almanya'da yaşayan Avusturyalı yazar Liv Hambrett'in What I Know About Germans'ı süper kaynak. Expat web sitesi überlin'de başlamış, sonrasında online fenomen olmuş. Sayısız tık ve 'like' almış, en son da kitap olarak basılmış. Almanlar'ın huyuna suyuna dair çok doğru şeyler var içinde, gidecek olan muhakkak göz atsın.

TURİSTLER NEREYE, YERELLER NEREYE GİDER?
Turistlerin çentik atması icap eden yerleri anlatalım mı, yoksa atlayalım mı? Brandenburg Kapısı, Holocaust Anıtı, Checkpoint Charlie, boyanmış eski duvar, Müze Adası... Belki seyahat ekinde daha uzun bahsederiz bunlardan. Bazıları içinse (ben de onlardanım) şehir, daha çok sokaklarında dolaşmak, çarşılarına, kafelerine gitmek demek. Bir öğleden sonrayı Bergmannkiez'de geçirmek mesela. Kreuzberg'in daha sakin ve burjuva batı bölümünü kesen Bergmannstrasse'de küçük kafeler, uzmanlaşmış enteresan dükkanlar ve bizde yeni açılan Eataly benzeri ama ondan kat be kat canlı bir yeme içme üssü var: Marheineke Markthalle. Bu bölgede dolaşırken iki de uzuuun kuyruk görüyor ve inanamıyorsunuz: Biri Curry 36; 'Currywurst' denen körili ketçaplı sosisle patates veriyorlar burada. Diğeri de Mustafa's Gemüse Kebap; tavuk döner takılı bir büfe ve kuyruk öyle böyle değil, adeta şehirde başka döner yok gibi uzuyor. Neukölln de yine Kreuzberg'in güneyinde kalan dinamik, yaratıcı bir bölge. Bir dönemin suç oranıyla dudak uçuklatan bölgesi, şimdi şehrin en keşfe layık semti... Müstakbel trendler, fütüristik durumlar, hip kafe barlar, sanat ve performans alanları filan burada. Bir de meşhur Türk marketi var: Türkenmarkt. Pazar günü için ideal program, Mauerpark'taki devasa bitpazarı. Her çeşit eski, her tür çöp mevcut ama gıdıklayan mal da çok. Acıkana da yine dürümden içli köfteye, simitten baklavaya, Türk tezgahları...

TÜRKİYELİ TAKSİ ŞOFÖRLERİ KAÇA AYRILIR?
Ve Kreuzberg! Aman Allah'ım, burası bir maket Anadolu. Üstüne yüzlerce makale, tez, kitap yazılır! Aklınıza gelen ilk 50 tane Türkçe kelimeyi (isim, şehir vs.) sayın ve bilin ki bunların 50'si değilse 45'i Kreuzberg'de bir dükkan adı! Sultan, İstanbul, Deniz, Bodrum, Esra... Dönerci, bakkal, market, fırın, abiyeci... 10 taksi şoföründen sekizi Türk. Ama türleri var: Hemen hemşehrilik muhabbeti yapanlar, düğmesine basılmış gibi anlatanlar, tam tersi soranlar, illa indirim yapmak isteyen misafirperverler, Türk olduğunuzu anlayıp hiç renk vermeyip sizi tartanlar...

SOSİS PATATESTEN ÖTESİ VAR MI?
Almanlar, enine boyuna maşallah. Görünen o ki iyi yiyorlar. Süt ürünlerine meraklılar. Peynir seviyorlar, yemekte en başta gelen şey ekşi krema. Ete de düşkünler. Sosis, canları. Her an her yerde yiyebiliyor ve üstüne döktükleri hardalla ketçapı ne hikmetse hiç üstlerine dökmüyorlar! Patates demirbaş... Patates çorbası (içinde beykın kırıntıları ve sosis dilimleriyle), patates salatası (Bizdekinden daha mayonezli, bazen salatalık ve turplu), patates püresi, patates kızartması, top şeklinde hamurumsu patates gnocchi... Bir diğer demirbaş da lahana turşusu; beni fazla ilgilendirmiyor. Ama baharda gidecek olanı kıskanırım; zira kuşkonmaz baş tacı... Yurtdışından lokanta önerenleri antipatik buluyorum ama o da eksik kalmasın. Berlin'de bir geleneksel Alman mutfağı temsilcileri var, bir de Vietnam'dan Japon'a daha etnik, hip restoranlar. Lutter & Wegner, şehrin en iyilerinden. 2 bin çeşitlik şarap kavı ve iddialı şnitzeliyle, Where Chefs Eat'in de en ısrarla yönlendirdiği restoran. Ama buradaki kaz ciğeri pate, Tom's Kitchen'dakinin (Zorlu Center) yanından bile geçemez, düşeyim notumu. Max und Moritz 1902'den beri hizmet veriyor ve o da geleneksel mutfakta marka. Firinja adında çok tatlı bir garsonla tanıştık orada. Firinja, 'şansı içinde taşıyan kız' anlamına gelen bir Kürt adıymış. Augustiner, Berlin'in ilk otantik bira salonu. Rustik mekan, iyi bira, tatmin edici yemek. Sonuç: Yer bulmak dert. KaDeWe'nin en yukarıdaki kış bahçesinde deli bir açık büfe kuruluyor ama aynı dert burada da karşımızda, altıncı katta tabure bulup nefes de alınabilirse, istiridye... Yerimiz bitti lakin malımız bitmedi. Yılın ilk yazısında ağız tadı temennisiyle bağlayalım şimdilik. Hadi bakalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.