YAZARA MAİL GÖNDER Tat, sanat, zanaat!

Türkiye'nin en iyi haber sitesi

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Maslak'taki Atatürk Oto Sanayi'nin 313 numarası, mutfak ile tasarımı, tat ile sanatı buluşturup hem göze hem dile ziyafet çekiyor. 'Çatal' yemeğe davet ediyor. İstanbul'u bir gastronomi destinasyonu yapmak için ne gerekiyor?

Çağdaş sanatla dolu bir hafta sonu geçiriyor muyuz? Duyamadım?
Eveeet, Contemporary İstanbul'un bugün son günü.
Harbiye Lütfi Kırdar'a doğru yola koyulup kuyruğundan yakalamak için hâlâ vakit var. Pek çok ilginç, parlak, tatlı, kendini sevdiren ya da tam tersi rahatsız eden, zihin kurcalayan, kuralı bozmayıp "Aman ne var bunda, ben de yaparım" tuzağına düşüren eserle karşılaşmak için son demler ama hâlâ evden çıktığınıza değecek sayıda saat var...
Marck'ın havuzlarını, Carole Feuerman'ın hiperrealist hanımlarını, hiç böyle cımbızlayıp seçmenin âlemi yok, belki en yakınınızdakinin fark bile etmediği ama sizin garip bir bağ kuracağınız nice işi bir arada görmek için fırsat dolu son saatler...
Olmadı mı? Canınız sağolsun, sonunda ölüm yok. O zaman yemek kokusundan çok çağdaş sanat havası soluyacağınız bir restorandan bahsedelim.
Hafta içi belki bir öğle yemeğine gider (Sabah 8'de açıp akşama doğru 18'de kapatıyorlar, cumartesileri brunch günü, pazarlarıysa kapalı) tat ile sanat ve zanaat nasıl iç içe geçermiş bakarsınız.
Maslak Atatürk Oto Sanayi'ye yolunuz düşüyor mu hiç? 'Yolun düşeceği bir yer değil mi' diyorsunuz? O eskidendi.
Antika araba hobisi ve tamircilerle ilişkisi olmayan lezzet, tasarım, estetik, trend kişilerinin, Oto Sanayi ile de işi olmazdı.
Derken kreatif, yenilikçi başka bir çehreye bürünmeye başladı burası.
Medarıiftiharı da Sanayi 313 oldu.
Atatürk Oto Sanayi'de 2. kısım 10. sokakta ve tahmin edileceği üzere 313 numaradayız.
ABD'de ekonomi okuyan iki biraderin, Enis ve Amir Karavil'in açtığı bir dekorasyon, moda ve lezzet üssü burası...
Kardeşlerden biri (Enis) Londra'da tasarım da okuyor üstüne, belli ki mayalarında da var estetiğe ve yeniye merak.
Sonuç İstanbul'un halihazırdaki en çarpıcı, en özgün, en tarz sahibi mobilya ve aksesuar mağazası mı diyelim, tasarım stüdyosu mu, galeri mi, restoran mı, kafe mi, hepsinin bir aradalığı...
Fiyatlar elbette ki ucuz değil. Ama sinek/böcek broşlar, işlemeli çanta ve terlikler, heykelden kırtasiyeye tek tek saymakla uğraşmayıp şöyle diyelim:
Üstünüzde veya evinizde her görenin samimiyet derecesine göre ya çaktırmamaya çalışarak beş kere dönüp bakacağı ya da "Offf kızım bu neee, çok manyak bi şey bu!" diye bağıracağı objelerden bahsediyoruz.
Ekip olarak kendi maharetlerini de sergiliyorlar. (Mesela her 'normal' kadının nabız-tansiyon değerleriyle oynayacak terlik ve çantalar, Sanayi 313'ün ürün direktörü de olan Serena Uziyel'in tasarımı. İşleme-örgü kısmı Hindistan'da, tabanıysa İtalya'da bir ustanın atölyesinde üretiliyor...) İstanbul'da başka yerde kolay bulamayacağınız, kimini zaten hiç duymadığınız markalar da sunuyorlar: James Plumb, Arflex, Ercolano, Lee Broom, Cutler & Gross, Acme, Kaweco, Goti, Mad et Len, Gestalten, Cosi Tabellini, Jupe by Jackie, Alice Waese, 1-100 Graham, böyle böyle bir şeyler...
Gelelim lezzet faslına: Öğle yemeğine öyle 13:30 gibi filan değil tam 12'de gitmelisiniz. Hatta beş-on kala! Ki o manzarayı, henüz tek kaşık girip de bozulmadan göresiniz.
Askılardaki dev çanaklarda salatalar, sebze ağırlıklı sağlıklı başlangıçlar...
Körpe malzemenin insana adeta seslendiği, seyirlik bir hal... Doyumluk da:
Keyfinize göre üçlediğiniz azman tabağın karşılığı 27 TL.
Mutfağı çekip çeviren, genç bir kadın şef: Daha önce Gram'da çalışmış olan Müge Ergül. Çeşitler mevsime ve malzemeye göre sürekli değişiyor. 'Etsiz olmaz'cıysanız seçim menüden ve sonuç yine gayet tatmin edici:
Biz üç kişi, basılı isimleri çok daha afili ve özellikli duran palamut takoz, didilmiş etli burger ve kokoreç söyledik.
Birbirimizin tabağını çatallaya çatallaya mest olduk.
Tatlı köşesi de başka bir günaha çağrı platformu! Ayvalı beyaz çikolatalı Charlotte, çikolatalı beze, peynir kremalı havuçlu kek... Fakat o çikolatalı ve karamelli tartın olduğu bir tezgâhta, hiçbiri gücenmesin ama hepsi baştan yenik...
Sanat, zanaat ve tat aynı mekânda ancak bu kadar iyi buluşur. Göze de dile/ damağa da şölen, ziyafet. Dolayısıyla da ilk fırsatta ziyaret...

'Gastrodest' İstanbul!
En yutmaya kıyamadığım pastalardan biriyle onun dükkânında karşılaşmıştım: Escriba. Barselona'nın tarih ile pastacılığı beraber çırpmış bu eski mekânının creme brule'si de nefistir. İşte yüz küsur yıllık bu pastacı aileden, İspanya'nın en mühim pasta şeflerinden Christian Escriba İstanbul'da şu an. İki Michelin ve dört Gault & Millau ödüllü şef Johanna Maier ve daha onlarca mühim şahsiyet gibi. Niye? Uluslararası Gastromasa Konferansı sebebiyle. 'Dünya Gastronomisinin Yeni Destinasyonu İstanbul Olur mu?' Masaya yatırılacak olan mevzu bu. Sizce? Olur mu? Haftaya konuşalım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.