Türkiye'nin en iyi haber sitesi

NUR ÇİNTAY
NUR ÇİNTAY

Az biraz kiraz!

En sevilen meyve o mu? Yıkanıp kucağa alındığında bitiveren... Diyetlerde sayıyla verilen ama öte yandan da “Dut yetişmese beni yiyenin boynunu sapıma döndürürüm” dediği iddia edilen

Güzelliği şüphe götürmeyen... "Güzelliğine güvendiği için kurtlanır" diye tescillenen... Sevgilinin dudağına benzetilen...
Kulaklara küpe olan... "Abası yeşil / Küpesi kırmızı / Bunu bilmeyen / Eşek sıpası" diye bilmecesi sorulan... "İğne gelinin iğnesi / Küçük gelinin düğmesi / Bunu bilen bilesi / Bilmeyen köy veresi" diye ceza kesip borçlu çıkaran...



Anavatanı Anadolu. Helen'den beri buralarda... Romalı General Lucullus kendisiyle burada tanışıp İtalya'ya taşıyor. Zaten dünyaya Anadolu'dan yayılıyor. Olduğu haliyle, afiyetle yeniyor ama kaynaklarda turşusu, reçeli, ekmek kadayıfı, hatta böreği de var: Kirazlı ekmek kadayıfı, kirazlı börek!
Elifli kiraz, taragani kiraz, eski şöhretlerden. Evliya Çelebi'ye göre Rumelihisarı'nın iri ve lezzetli Hisar kirazının ünü de Arabistan ve İran'a kadar yayılmış. Kıbrıs'ta şöyle bir mani varmış: "Dudagları kirazdır / Eddigi bana nazdır / Aşgı fazladır amma / Yârin vefası azdır // Kiraz gibi, nar gibi / Geydikleri zar gibi / Biraz nazlanır amma / Bende göynü var gibi // Tabaga godum kiraz / Yeter artı cilve naz / Eyer beni sevmezsan / Hiş olmazsa gül biraz // Gışdan önce yaz gelir / İlkbahar, kiraz gelir / Seninle ben baş başa / Bin yıl galsag az gelir // Bir dalda iki kiraz / Biri al biri beyaz / Rabbim gurbanın olam / Gavışdır bizi bu yaz"...

KARACAOĞLAN'DAN SEYRANİ'YE
Karacaoğlan alsın sözü: "İki kuş geldi de kondu cerene / Başı yeşil, ayakları kırmızı / Çiğ düşürmüş nişanına, teline / Ağzı kiraz, dudakları kırmızı..."
Seyrânî'ye versin sözü: "Selamı verince eğlendi biraz / Atardı ağzına uğrunca çerez / Dudağının rengi sultanî kiraz / Hiçbir gül benzemez kendi gülüne..."
O da tekrar Karacaoğlan'a versin geri: "Ala göz üstüne hilâl kaşları / Sırma gibi yanar yârin saçları / Kirazdır dudağı, inci dişleri / Selvi sunam gibi gül fidan olmaz..."
Bolu yöresinden bir türkü gelsin: "Kiraz aldım dikmeden / Halimem dallarını bükmeden / Bir armağan ver bana / Halimem ben gurbete gitmeden..." Öpücük istiyor galiba (en azından)!
Finali o benzersiz güzellemesiyle Refik Halid Karay yapsın: "Kadın eline yakışan yemişlerden biri, başlıcası kirazdır. Zira kiraz daha çok bir süsü andırır ve kadın makyajına benzerlik gösterir. Kabuğundaki cila, üzerinden henüz fırça geçmiş kadar tazedir. Hiçbir vernik o şeffaf parlaklığı veremez. Kiraz, selefon kâğıda gayet ustalıkla sarılmış ve donmuş bir şurup damlası değil midir? Bir şurup damlası ki ortasında çekirdeği bir cam kavanoza konmuş bir reçelin tanesi gibi durur. Hassas burunların kirazda sevdikleri daha ziyade rayihadır, fakat çoğumuz için kiraz kokusu diye bir şey yoktur; koku şeftalide, çilekte, bardak eriğinde, kaysıda, muz ve kavunda taşkın, coşkun, sert veya lüzumsuzca mebzul bir rayiha neşredenlerde aranır. Halbuki kiraza mahsus fevkalade belli belirsiz, ancak ehlinin duyacağı ve zevkine varacağı rayiha hepsinden kibardır."
Bir kâse kirazı hak etmişimdir inşallah!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER