Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Zekeriya Öz, meslektaşı Celal Kara ile birlikte yargılanacağını anlayınca yurtdışına kaçtı. Öz yine 'Hacıyatmaz' gibi devrilmedi ama bu firar olayı cemaate yönelik örgüt suçlamalarının kabulu anlamına geliyor

Cemaat jüristokrasisinin kudretli savcısı Zekeriya Öz, istediğini içeri attırdığı dönemlerde tanınmış işadamlarıyla tavla oynardı. Bahis büyük olurdu genelde. Daha doğrusu Öz kazanırsa -ki rakiplerinin onun hışmını çekmemek için yenilmeyi tercih ettikleri de vakidir- fiyatları 10-30 bin dolar arasında değişen gösterişli saatlerden alırdı. Nadirattandı ama kendisi kaybederse de kolundaki 200 dolarlık saati verirdi. Zekeriya Öz'ün tavla oyunlarından kazandığı saatleri İstinyePark ve Nişantaşı'ndaki iki saatçide gerçek fiyatının biraz altında bedelle nakde çevirdiği de biliniyor. İlk kez bu köşede okuduğunuz bu bilgiler, işadamlarının ve saatçilerin tanıklığıyla sabit. Ve devletin Paralel Yapı'ya yönelik soruşturmalarında görev yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) müfettişlerinin raporlarına da girdi. Ergenekon ve 17 Aralık döneminin savcısı Zekeriya Öz, HSYK 2. Dairesi tarafından meslekten birlikte ihraç edildiği Celal Kara'yla geçtiğimiz Pazartesi yurtdışına firar etti. Öz ve Kara, Artvin Sarp Sınır Kapısı'ndan Gürcistan'a gittiler. Medyaya yansıyan görüntülerde görüleceği üzere Öz tanınmamak için bıyıklarını kesmiş, kafasına da bir şapka geçirmişti. Öz, avukatı Niyazi Atasoy'un "Kaçacağını sanmıyorum" dediği Celal Kara ile (Belki de firar ederek avukatını bile ters köşeye yatırmıştır) Gürcistan'dan sonra bir iddiaya göre Ermenistan'a, bir başka iddiaya göre ise Ukrayna'ya gitti. Bir diğer iddiaya göre ise Almanya'ya…
Savcılar Gürcistan'da Batum'dan Tiflis'e geçtiler ve burada cemaat imamı ile buluştular. Ve iddiaya göre sonra Ukrayna Havayolları ile Kiev'e uçtular. Ancak bir başka iddiaya göre Almanya'nın Frankfurt şehrine gittiler. 17 Aralık'a kadar devlet içinde cemaatin örgütsel çıkarları namına faaliyet gösteren Zekeriya Öz, bu dönemden sonra görevden alınınca faaliyetlerini sosyal medya üzerinden yürütebildi. Bu süreçte devlet, hükümet aleyhine pek çok tweet attı. Bu yazıya nokta koyulduğu an itibariyle toplam 7826 tweeti var. İktidarı âdeta 'oligarşi tatbikatı' olan cemaatin muhalefetinin ise 'kolektif isyan' olduğunu gözler önüne seren, tutarlılıktan yoksun, düşmanca tweetler bunlar. Cemaatçiler, iktidar denilen şeyin genetiğini bozdukları gibi muhalefet denilen şeyin de içini boşalttılar.

HUKUKU KATLEDEN HUKUKÇU
Türkiye'nin gelmiş geçmiş en şöhretli ve en kötü şöhretli savcısı Zekeriya Öz, 1968'de Bursa'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden 1991'de mezun oldu. Bir süre Bursa'da avukatlık yaptı. 1997'de Hâkim ve Savcılar Sınavı'nı kazanarak savcı oldu. Bir işadamından tehditle para almaya çalıştığı için ilk görev yeri Aydın Çine'den Bitlis Mutki'ye sürüldü.
2007'den bu yana bir gazeteci olarak Zekeriya Öz'ün savcı kimliğiyle hukuku nasıl tahrif ettiğini birebir gözlemledim. Öz'ün savcısı olduğu Ergenekon Davası sürecinde 100 binden fazla telefon izlendi. 60 bin telefon dinlendi, 3 bin kişi hakkında takip yapıldı, 1360 kişi ifade verdi, 588 kişi tutuklandı, 7 sanık ifadesini veremeden öldü, 7 sanık kansere yakalandı. Dava ile ilgili 19 iddianamenin toplam sayfa sayısı 17 bini aştı, davanın ek klasör arşivi 5 terabayt büyüklüğüne ulaştı. 44 gizli tanığın bulunduğu davada 600'ü aşkın duruşma yapıldı. Dava sürecindeki hukuksuzlukları bildiğim için Zekeriya Öz'ün 'kahraman savcı' olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Lehine tek bir cümlem olmadığı gibi güçlü olduğu dönemde onu eleştirdim. Bunda "İlişkileri araştırılmalıdır" diyerek ilgisiz biçimde 2008'de hazırlanmış Birinci Ergenekon iddianamesine adımı koymuş olmasının da etkisi vardır bir parça. Ama asıl sebep, hukuku katlederek pek çok insanın hayatını söndürmüş olmasıdır.

ÖZ'ÜN TWİTTER PERFORMANSI!
Zekeriya Öz, neredeyse son iki yıldır bütün mesaisini Twitter'da geçiriyordu. "Gezi olaylarına PKK müdahil olsaydı şu an hükümet edenlerin bu makamda oturma imkânları olmayacaktı. PKK kimden emir aldıysa katılmadı" gibi skandal tweetleri var. Ama son dönemde daha çok retweet yapıyordu. Mesela Google'da 'güzel kadın' diye arama yapıp önüne çıkan ilk fotoğrafı profil resmi yaptığını Yıldıray Oğur'un keşfettiği cemaat trolü İdil Bulur hesabının tweetlerini RT yapmış sık sık. Henüz firari değilken tweetlerini sıklıkla retweetlediği isimlerden biri de 'cemaatin sol açığı' Emre Erciş. Ne var ki Erciş bile "Zekeriya Öz ve Celal Kara'nın teslim olmadığı her dakika, 17-25 Aralık soruşturması için iki yıl emek harcayan polislerin emeklerine ihanettir" diye yazdı 11 Ağustos'ta. Yani firarı, cemaate yakın kalemler bile tevil edemiyor.

ÖZ'ÜN YOLDAŞI KARA'NIN MEDYA SİCİLİ
Celal Kara, hem kelimenin mecazi, hem de firarla birlikte literal manasıyla yoldaşı olan Zekeriya Öz gibi meşhur değildi. Ama o da bir dönem, Genelkurmay gibi ışıkları takip edilen Beşiktaş'taki Özel Yetkili İstanbul mahkemelerinde duruşma savcılığı yaptı. Kara, 'eskinin anti-İrancısı', 'bugünün İrancısı' Cumhuriyet Gazetesi'ne, Erdoğan'ı, 17 Aralık'ın 1 numarası olarak gösterdiği röportajlar vermişti. Bu röportajlarda 2013'ten beri yapılanların Menderes'in idam gerekçesinden daha ağır olduğunu söyleyecek kadar da ileri gitmişti. Menderes örneğini de 'ayıp olmasın diye' "Tasvip ettiğim için söylemiyorum" diye not düşmeyi ihmal etmeyerek vermişti. Demişti ki, "Bakın, Adnan Menderes'in idamına gerekçe olan kararın dayanağı neydi, biliyor musunuz: Meclis'te Tahkikat Komisyonu kurmak suretiyle yargı yetkisinin gaspı... Bunu anayasanın ilgası saydılar. O, çok basit bir olaydı. Bugün yapılanlar onun fersah fersah ötesinde..."

KEMERİNE ADININ İLK HARFİNİ KAZITMIŞTI
Zekeriya Öz'ün Twitter'daki görevlerinden biri Paralel Yapı karşıtı savcıları tehdit etmek, yıldırmaktı. Bu savcılardan biri İstanbul Cumhuriyet Savcısı Umut Tepe idi. Öz, Tepe'nin kendisi hakkındaki soruşturmayı 'yüzü kızararak' yaptığını ileri sürmüştü Twitter'da. Oysa apar topar firarı, asıl kendisinin yüz kızartıcı suç işlediğinin başlı başına göstergesi niteliğinde. Üstelik 17 Aralık'ın birinci yıldönümünde 17 Aralık 2014'te yazdığı tweette "Ben dâhil herkes hakkında kaçacak yalanıyla milleti kandırmaya çalıştılar, ama kaçan göçen olmadı. Beceriksizlikleri ellerinde patladı" diye yazdığı halde firar etti. Adının ilk harfini, çekiştire çekiştire yürüdüğü kemerine Zorro'nun Z'si gibi kazıttığı şaşalı dönemlerinde devletin, hukukun gücüyle kabadayılık yapıyordu Zekeriya Öz. Çok değil, üç yıl önce… Müddei iken suçladığı insanlar, misal Kaşif Kozinoğlu yurtdışından ifade vermeye gelmişti. Kendisi ise sanık sandalyesinin ucunu görünce topukladı. Aslında bu firar, cemaate yönelik örgüt suçlamalarının ikrarı anlamına geliyor. Firar eyleminin bizatihi kendisi bile tek başına kotarılmış bir iş değil, bir örgüt eylemi. Ne var ki örgüt herkese aynı firar imkânını sağlamıyor. Bu yüzden Paralel Yapı'nın cezaevindeki mensupları "Zekeriya Öz'ler firar ediyor, bizim suçumuz ne" diye isyan ediyorlarmış güvenilir kaynaklardan aldığım bilgilere göre. Güçlü olduğu dönemde 'Hacıyatmaz' misali devrilmeyeceğini sanan Zekeriya Öz, bugün hukuktan kaçacak kadar acziyet içinde. Ama sonuçta kaçırıldığı için halen 'örgütün hacıyatmazı' konumunda. Öz hukuktan kaçsa bile Türkiye kamuoyunun vicdanında çoktan yargılanmış ve mahkûm olmuş bir figürdür. Cemaatçilerin firarlarına 'hicret' diyebilecek kadar ileri gitmeleri de aslında bu gerçeği bilmelerinden kaynaklanan beyhude bir savunma refleksi. Zekeriya Öz nereye yerleşir bilinmez. Ama mesela Ukrayna gibi soğuk iklim kuşağındaki ülkelerin, Hocaefendilerinin, bir sohbetinde âdeta lanetlediği kartopu oyunu için Türkiye'den daha elverişli bir yer olduğu muhakkak. Tabii Öz, oralarda Nazlı Ilıcak gibi kartopu partneri bulabilirse…

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER