YAZARA MAİL GÖNDER PKK'nın gizli Ortadoğu raporu

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

"Mücadele hamlemizi; inkâr siyasetinin hâkim kılındığı, Kürt sorununun ortaya çıkarıldığı, ama çözümünün engellendiği saha olan Kuzey Kürdistan ve Türkiye'ye taşımaya çalışıyoruz."

Bu satırlar, terör örgütü PKK'nın üst yönetimince hazırlanmış örgüt içi bir gizli rapordan… Örgüt, raporun hazırlandığı dönemde Kürtlere 'kafa kâğıdı' bile vermeyen Suriye, Halepçe Katliamı'nı yapmış Saddam rejiminin Irak'ı ve muhalif Kürtleri vinçte sallandıran İran değil de, bölgenin görece en demokratik ülkesi Türkiye'yi Kürt sorununun ortaya çıkarıldığı ve çözümünün engellendiği yer olarak görüyor, göstermeye çalışıyor.

Raporun hazırladığı yıl 2002. Yirmi sayfalık raporda 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan durum bağlamında Ortadoğu'daki muhtemel gelişmeler, bir istihbarat aklının ürünü olduğu izlenimini veren güçlü bir sezgi ve öngörüyle sıralanmış. Raporun can alıcı kısımlarından alıntılar yapalım ve sonra da bunları yorumlayalım. Raporun ana fikri, "11 Eylül olayları ve bununla yeni bir uluslararası durumun ortaya çıkması" cümlesinde özetlenmiş. Raporda yeni durum, ABD'nin geliştirdiği bir 3. Dünya Savaşı olarak nitelendirilmiş. Örgütün 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri, şimdilerde karşılık bulmayan serhildan kampanyasını o dönemde de başlatmak için nasıl kullandığı raporun aşağıdaki satırlarında ifadesini buluyor. Bu satırlar, ayrıca PKK'nın öteden beri gerçek hedefinin hep Türkiye olduğunu da ele veriyor:

"11 Eylül süreci ile birlikte gelişen olaylarla 15 Kasım'dan (2001) itibaren VI. Konferans'ın aldığı siyasi eylem kararını, yaptığı planlamayı pratikleştirmeyi uygun gördük. Bu temelde başta Kuzey Kürdistan ve Türkiye olmak üzere ulusal kimliği sahiplenme, eğitim, yayın ve kültürel haklara sahip çıkma, başkan Apo'ya özgürlük isteme temelinde bir serhildan kampanyası başlatıldı. Bunu uluslararası planda savaşa karşı barışı koruma ve demokrasiyi geliştirme ile birleştirdik. Böylece ulusal kimliği ve kültürel hakları sahiplenme, uluslararası alanda barışı koruma ile birleşen ortak programa kavuşan bir eylem çizgisi ortaya çıktı."

Kürt sorununun Türkiye'nin 'yumuşak karnı' olduğunun belirtildiği bir kısım da var. Yumuşak karnı ya da aşil topuğunu kullanarak 'ABD ile Türkiye yerine biz ittifak yapalım' ana fikrini de örtülü biçimde bünyesinde barındıran bir kısım bu:

"ABD, Kürtlerle iş yaparız mesajıyla Türkiye'yi ittifaka zorluyor. Türkiye, Kürt sorununda öyle bir durumda ki biraz rahatsız olan, hemen Kürt sorununu ortaya koyarak Türkiye'yi sıkıştırıyor. Yumuşak karın olarak nitelenen durum geçerli. Herkes Kürt sorununa el atarak Türkiye'ye istediğini yaptırıyor."

'IRAK'TA SINIRLAR YENİDEN ÇİZİLİYOR'

Örgüt, şimdilerde somutlaşan ABD-İran yakınlaşmasını ABD'nin İngiltere üzerinden İran ile yeni bir ilişki geliştirdiğini yazarak öngörmüş. Yine İran'ın bahsinin geçtiği bir yerde Almanya ile İran'ın ilişkilerinin iyi olduğu ve Tahran'ı etkili hale getiren faktörlerden birinin de bu olduğu belirtiliyor. Raporda yine şimdilerde gerçeğe dönüşmüş 'üst akıl'ın Irak'ta sınırları yeniden çizme projesi öngörülmüş:

"Irak'ta sınırları yeniden çizme gibi bir durumumuz yok diye açıklamalarda bulundular. Demek ki bunu tartışıyorlar. Durup dururken herhalde yapılmak istenmeyen bir şeyi açıklamaya gerek olmaz. Tartışılıyor, tartışma içerisinde farklı görüşler var ki bir taraf 'Siyasi sınırları değiştirmeyeceğiz' diyor. Bu, siyasi sınırları değiştirmenin gündeme olduğunu, değiştirme olasılığının var olduğunu gösteriyor."

Raporda doğru tespit ve öngörülerin yanı sıra PKK'nın şimdiki eylem tarzı göz önüne alındığında siyasal ilkesizlik arz eden pek çok kısım bulunuyor. Mesela 'Abdullah Öcalan'ın önderliği'ne megalomanca vurgu yapılan iki ayrı kısım var ama nedense örgüt, göklere çıkardığı liderinin sözünü bugünlerde dinlemiyor. Raporun bir yerinde deniliyor ki, "Demokratik uygarlık çözümlemesi olarak tanımladığımız çözümlemeler 21. yüzyıl uygarlıksal gelişmesinin teorik temellerini içeriyor. Nasıl ki Marx'ın değerlendirmesi 19. yüzyıl uygarlığını çözümleyerek ona yön verdiyse, Lenin'in değerlendirmeleri de 20. yüzyılı çözümleyerek o yüzyılın uygarlık gelişmesine yol açtıysa parti önderliğimizin AİHM'e sunduğu değerlendirmeler de 21. yüzyıl uygarlığının geliştirilmesinin temel yönlerini veriyor."

Bir başka yerde de "Hiç kimsede olmadığı kadar kapsamlı, derin ve zengin bir düşünce gücümüz var. Bu önderlik gücü anlamına geliyor. Düşünce, önderlik demektir."

Önderliğin sözünün dinlenmesi gerektiğinin daha net vurgulandığı satırlar da var:
"Önderlik; tam da siyasi, askeri durumun oldukça hareketlendiği, yoğunlaştığı büyük bir ufuk, sağlam bir örgütlülük, dirayetli bir pratik istediği bir zamanda bunları bize fazlasıyla verecek bir çözümlemeyi hazırlayıp elimize verdi. Sadece bizim için, bu zaman için değil, bütün halklar için ve en az yüz yıl boyunca önderlik görevlerini yerine getirmiş oldu. Gerisi ona sahip çıkması gerekenlerin işidir."

ÖRGÜTÜN YAMAN ÇELİŞKİLERİ


İmdi… Adama sormazlar mı Öcalan'ın "Silahlı mücadelenin zamanı geçti, siyasi mücadele zamanı" sözlerine rağmen yaklaşık üç yıllık çatışmasızlığın sonunda allem edip kallem edip çatışmaları yeniden başlatmanız, "Çözümlemeyi hazırlayıp elimize verdi" dediğiniz ve 21. yüzyılın en büyük düşünürü addettiğiniz önderinizi, gerçek otorite olarak değil, sadece tabanı bir arada tutmaya yarayan bir 'kullanışlı kült' olarak gördüğünüzün ispatı değil mi, diye. Zaten savaşa teşne olduğunuzu raporun bir başka yerinde "Yoğun çatışmalarla geçecek bir sürece hazırlıklı olmalıyız" da diyerek ele veriyorsunuz.

Yine bir yerde "Asıl hedef siyasi mücadelenin önündeki engelleri ortadan kaldırmak, ağırlaşan sorunları bazı çevrelerin çıkarları açısından çözmek için ortaya çıkan engelleri aşma ortamını yaratmaktır" diyorsunuz. Şu anda siyasi mücadelenin önündeki engel bizatihi sizsiniz. Dolayısıyla gerçek bir çözüm için gereken tek şey, sizin jargonunuzla kendi kendinizi aşmanız ya da ortadan kaldırmanız!

Siyasal ilkesizliğinizi gözler önüne seren bir başka yaman çelişkiniz ise şu satırlarda gizli:

"Özellikle İngiltere, Amerika ve Türkiye ile ilişkilerini canlı tutacak politik duruşunu sürdürmek istiyor. Tabii bu, olumsuz bir durum. Bir parti çeşitli devletlerle ilişki kuruyor. Kendi başına kamuoyuna dahi bir açıklamada bulunmadan bunu yapıyor. ABD ile ne ilişkisi kurduğu, hangi pazarlıkları yaptığı, ne tür tavizler verdiği belli değil. Bu konuda ne diğer örgütlere, ne de halka herhangi bir açıklama yapmıyor. İşte işbirlikçilik budur."
Bu cümlenin öznesi, muhatabı Barzani'nin KDP'si. Şu sıralar yalnızca DAEŞ'e karşı mücadele gerekçesiyle Suriye'de PYD üzerinden değil, Cemil Bayık'ın geçen hafta açıkça söylediği üzere ABD ile doğrudan Kandil üzerinden de ilişki kuran ya da kurmaya çalışan siz değil misiniz? Peki, bu işbirlikçilik değil mi? Hem daha 2002'de Türkiye'nin yumuşak karnı Kürt sorunu üzerinden ABD ile işbirliği arayışlarına girmeye çalışan da siz değil misiniz?

Ayrıca raporun bir bölümünde "Arap âlemini de ideolojik ve politik olarak daha yakından etkilememiz gerekiyor. Araplar önemli bir mücadele gücü, direniyorlar, savaşıyorlar. Bir yönüyle ABD savaşının karşısında yer alıyorlar" da diyorsunuz. Şimdi yeri geldiğinde Araplara karşı ABD'nin yanında savaşan siz değil misiniz?

Rakip ve düşmanlarınız 'üst akıl'la konuşunca 'emperyalist işbirlikçi', 'komprador' oluyorlar ama siz aynı üst aklın "Ateşi kes" önerisini talimat kabul etmeye hazırsınız. Öyle ya, Bayık boşuna demiyordu "ABD garantörlüğündeki bir ateşkese evet" diye…

Raporun bir yerinde de Türkiye'de partileşmeyi geliştirme noktasında çalışmalar yapıldığı belirtiliyor, ki bu, HDP ile PKK arasında -o zamanki atası HADEP üzerinden- organik ilişki bulunduğunun bir göstergesi:

"Özelikle Türkiye'de partileşmeleri geliştirme, bunu destekleme, ilerleme yönünde bir çaba da verilmektedir."

Bir başka yerde de 2001 yılının Kürt Rönesansı'nın adımlarının atıldığı bir yıl olduğu belirtiliyor. 'Bir çiçekle bahar gelmez' misali birkaç kültür konferansı düzenlemeyle Kürt Rönesansı'nın gerçekleşmeyeceği aşikâr. PKK silaha değil, kültüre yatırım yapan bir örgütlenme olsaydı Kürt sorununun çoktan çözülmüş olacağı, Türkiye'nin huzura kavuşacağı da yine aşikâr bir başka gerçek.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.