YAZARA MAİL GÖNDER Cemaatin Can'lı Cumhuriyeti

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

'Birinci Cumhuriyet'in Cumhuriyet gazetesini 'Cemaatin Cumhuriyet'i haline getiren Can Dündar 27 yıllık gazeteci/televizyoncu. Ekim 2013'te Cumhuriyet'e geçti. Bu yılın şubat ayında da gazetenin Genel Yayın Yönetmenliği'ne getirildi.
29 Mayıs'ta devletin milli güvenlik politikası gereği Suriye'ye yardım götüren MİT TIR'larını Türkiye'ye karşı bir casusluk operasyonu ile deşifre eden Paralel Yapı'nın servis ettiği 'İşte Erdoğan'ın yok dediği silahlar' başlıklı haberi yaptı.
Haber sonra savcılık kararıyla yayından kaldırıldı ama Dündar gazetecilik hayatının en büyük operasyon haberine imza atmış oldu.
Kaderin bir tecellisidir ki Can Dündar'ın rahmetli babası da bir MİT mensubu idi. Gerçi MİT'teki görevi idariydi ama olsun istihbaratçı, istihbaratçıdır. Yani Dündar, ölümünden sonra babasının kurumunun, Türkiye'nin istihbarat teşkilatının aleyhine haber yapabildi.
Dündar, babası yaşıyor olsaydı kendisine verilen bu haberle hangi istihbarat servisinin operasyonunun maşası olduğunu ondan öğrenebilirdi. Bu açıdan MİT TIR'ları bir habercilik başarısı değil, serinkanlı gazetecilik açısından faciadır.

DEVLET SIRRI NEDİR?

Can Dündar'ın eski yazıları, bugünkü çizgisiyle koşutluk ve karşıtlıkları anlamak açısından önemli. Neden DEP'li olduğunu anlattığı 18 Aralık 1994 tarihli yazısında Dündar, "Hepimiz, her önyargıdan arınıp DEP'li olmalıyız" diyor, HDP'nin atası için. Üstelik şimdi yazısının bir sonraki satırında söylediği gibi Özgür Ülke'nin torunu Özgür Gündem, bombalanmak şöyle dursun terör örgütü yayını olduğu halde toplatılmıyor. HDP, DEP gibi kapatılmıyor. Köyler yakılmıyor.
Dündar, 'Apo televizyona çıkmalı mı' başlıklı 29 Eylül 1994 başlıklı yazısında ise "Medya terörü konuşturmalı mı?" şeklinde hayati bu soru soruyor. O yazıdaki kritik sorularından biri şu: "Haberi, ucuz propagandadan nasıl ayırmalı?" Bence bu soruyu bugünlerde başını her yastığa koyduğunda kendine sormalı Can Dündar.
Dündar'ın 'PKK'nın ekmeğine yağ' başlıklı 18 Haziran 1995 tarihli yazısından da alıntı yapalım:
"Yıllardır uluslararası insan hakları örgütlerinin PKK terörünü kınamadığından yakınan Türkiye, bu konuda ayağına kadar gelen bir kısmeti tepti. (...) Sonunda 10 yılı aşkın bir süredir Türkiye'yi izlemeye alan, 'Human Rights Watch' adıyla tanınan İnsan Hakları İzleme Komitesi, uzun tartışmalardan sonra PKK'nın insan hakları ihlallerini de incelemeyi kararlaştırdı."
İmdi... O günlerde böyle düşünen Can Dündar'ın bugün PKK ve onun Suriye uzantısı PYD'nin -hem de uluslararası kritelere göreterörünü kınama fırsatını neden tepiyor peki?
Öyle ya Uluslararası Af Örgütü PYD'nin Suriye'deki köy boşaltmalarını, etnik temizliğini 'savaş suçu' olarak kabul etti.
Gelelim Dündar'ın devlet sırrı ölçütüne... 'Devlet sır tutmalı mı' başlıklı yazısından alıntıya geçmeden önce tarih verelim. Yazının tarihi 16 Kasım 1996. O meşhur Susurluk kazasından sadece 13 gün sonra. Başlıktaki sorusuna şöyle yanıt vermiş Dündar:
"Tutar tabii. Tutuyor da nitekim... Bazı hallerde tutmalı da... Abdullah Çatlı, devletin örtülü operasyonlarında tetikçi olarak görevlendirilip, ASALA'ya, PKK'ya karşı silahlandırıldıysa bu bir devlet sırrı mıdır? Yanıt: Evet..!"
Demek ki Çatlı'nın ASALA'ya karşı silahlı faaliyetleri devlet sırrı. Öyleyse bu yılın mayıs ayında haberini yaptığın MİT TIR'ları da bal gibi devlet sırrı Can Dündar. Üstelik MİT TIR'ları olayında Çatlı gibi gücü kişisel maksatlarla kullanacak bir gladyatör figür de yok.
Devam edelim: 'Terör ve medya' başlıklı 20 Haziran 1998 tarihli yazısında, "Neyin haber, neyin propaganda olduğuna kim, nasıl karar verecek?" diye soruyor. Şimdilerde propaganda arıyor ise uzağa değil, kendisinin yaptığı birinci sayfaya bakması yeterli.

50 KİŞİLİK EKİP
Cumhuriyet
'te İlhan Selçuk'un ölümünden sonra Genel Yayın Yönetmenliği'ne gelen İbrahim Yıldız, gazetenin Kemalist yayın politikasını sürdürmüştü. Cumhuriyet okurunun istediği buydu. Ne olduysa Can Dündar'ın gelişinden sonra oldu. Dündar 50 kişilik bir ekip getirdi. O günden bugüne Cumhuriyet'in tirajı 50 binlerden 28 bine indi.
Cumhuriyet gazetesinin şimdiki İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay eski bir TKP'li. Hasip Kaplan'ın arkadaşı. Yani gazetenin PKK/HDP çizgisine kayması çok da şaşılası değil. Atalay, Ahmet Şık'ın (Şık'ın 'serseri mayın gazeteciliği'nin ayrıntıları yazının uzun versiyonunda.) avukatlığını yaptı. Gazetede para işleri ondan soruluyor. Gazetenin arkasındaki sermayenin ise cemaatçi Kaynak Holding ve Kayserili bir işadamı olduğu söyleniyor.
Şimdi Doğan Grubu daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapıyor. Cumhuriyet'i hem yayınla, hem de daha önemlisi para ile destekliyor. Aldığım bilgiye göre Doğan Grubu, Ocak 2015'ten bu tarafa Cumhuriyet'in baskı ve kağıt masraflarını tahsil etmemiş. Gazetenin Doğan Grubu'na borcu 5 milyon dolar civarında imiş.
Bu yazı, Can Dündar'ın Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör saldırısı Ankara katliamından sonra yazdığı "Katili tanıyoruz" başlıklı yazıdan ötürü yazıldı. O yazıda PKK'nın sivil katletmediğini bile ileri sürebildi Dündar. Başbağlar, Bağcılar, Gaziantep Katliamı neydi peki?
Sivillere yönelik terör eylemleri değil miydi? Evet öyleydi. Okuduğunuz da 90 yıllık Cumhuriyet'in nasıl Cemaat'in Can'lı Cumhuriyet'i haline geldiğinin kısa öyküsü.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.