Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Tarihin, insanlar için olmasa bile devletler açısından kendi içinde tutarlı bir adaleti vardır. Devletler, zamanın ruhuna uygun dönüşümler geçirirler. Bu dönüşümler, kısa tarihi süreçler içinde kanlı biçimde gerçekleşebilir. Ya da sosyolojinin siyaseti derinden şekillendirdiği 'kansız evrim' süreçleri şeklinde tezahür edebilir.

Türkiye'de 1984'ten beri her iki gruba da girmeyen amorf bir süreç yaşanıyor. Bu süreç, genel olarak terörle mücadele veya düşük yoğunluklu terör savaşı olarak nitelendiriliyor. Bu düşük yoğunluklu savaş tarihini de; silahlı çatışmanın başladığı 1984'ten Öcalan'ın yakalandığı 1999'a kadarki dönem, 1999'dan Çözüm Süreci'nin başladığı 2103'e, hatta çözümün tohumlarının ekildiği 2009'a kadarki dönem ve bugün gelinen noktadaki post-Çözüm Süreci dönemi olmak üzere üçe ayırabiliriz.

Şimdi savaşın en netameli ve öyle ya da böyle sonuçlanmaya en yakın yerindeyiz. 1984'te ilk kurşunu bölgenin en demokratik ülkesini, Türkiye'yi bölmek için sıkan PKK, aradan geçen 31 yılda bunu başaramadı. PKK'nın 'Medya' dediği eski Med bölgesinin ve çevresindeki coğrafyanın fiilen bölünen Kürt nüfuslu ülkeleri Irak ve Suriye oldu. Sıra devlet geleneği Türkiye gibi güçlü olan İran'a gelir mi gelmez mi bilinmez ama tarih, Türkiye'nin bölünmesinden yana değil. Fakat PKK, aslında hiçbir zaman vazgeçmediği bu ütopik hedefini gerçekleştirmek için Temmuz 2015'te bu kez kent savaşları şeklinde tezahür eden bir kalkışma başlattı.

Bu, PKK açısından bir "Ya herrü ya merrü" taarruzuydu. Buna başlarken biliyorlardı ki, serhildan, yani sivil başkaldırının gerçekleşmediği her seçenek kendileri için yenilgidir. Kürtlerin HDP'ye oy verenler de dâhil kahir ekseriyetinin bu savaşa sivil başkaldırı ile destek sağlamadığı düşünülürse PKK'nın şimdiden yenildiği varsayılabilir. Ne var ki yenilgi, PKK'nın kökünün kazınması ve terör sorununun geri dönüşsüz biçimde gündemimizden kalkması anlamına gelmiyor.

TÜRKİYE'NİN SON SİLAHLI ARMAGEDDONU

Ancak mevcut savaşın, Türkiye'nin, nihai galibi belirleyecek son silahlı savaşı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu; ülkenin bölünme, hatta iç savaş gibi kötümser ihtimallerle mi yol alacağı yoksa son 15 yılda büyük bir evrim geçirirken olduğu gibi görece demokratik bir tarihi ilerleyişle mi yürüyeceğinin belirleneceği savaş olacak. O yüzden mevcut savaş, silahlı Armageddon'dur. Silahsız olanı 2007'den sonra değişen sistemin nihai şeklini belirlemek üzere 2011'den itibaren yaşanmaya başlandı. Devlet daha önce de yazdığımız üzere iç savaşını kendi içinde yaşadı ve Paralel Devlet Yapılanması'nı tasfiye etti.

1984'ten beri coğrafi anlamda süren medya savaşı, Haziran 2007'den sonra Paralel Devlet'in devlete karşı yürüttüğü yeni bir entelektüel/enformasyonel bir medya savaşıyla 2015'te birleşti. Bu da aşüreye benzetebileceğimiz tuhaf ittifakların oluşmasına yol açtı. Öyle ki Acem muhipleri, pek yakın geçmişin 'Acem uşağı avcıları'nın cephesinde. Eren Erdem-Paralel yoldaşlığı buna bir misal. Kürtçü parti, "Kürtler çoğalmamalı" diyen Gülen'in örgütünün psikolojik harekât ajandasını tatbik ediyor. HDP'nin tıpkı Paralel'in bir dönem yaptığı gibi ABD başta olmak üzere büyük güçlerden destek almaya çalışması bunun delili.

Bu ittifakın senaryosu tam olarak ne zaman yazıldı, bilinmez. Ama Gülenist Süleyman Müftigil'in 2013'te yaptığı bir telefon görüşmesinde "Sokaklar kan gölüne dönecek. Erdoğan, Barzani, Öcalan gidecek" demesi Çözüm Süreci'nin fiilen uygulanmaya başlandığı yıla, 2013'e bir tarihlendirme yapabileceğimizi gösteriyor.

Mevcut son savaş, hem Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığına ve birliğine, hem de bölgenin tek güvenli yuvası Anadolu'ya yapılan bir topyekün saldırıdır. Ağustos ayında Muş Varto'dan başlayıp, Silvan'a, Yüksekova'ya, Cizre'ye ve son olarak Diyarbakır Sur'larına dayanan bir savaştır bu. HDP'nin ne idüğü belirsiz siyasetiyle önceden tahkimatını yapıp, PKK'nın YDG-H'a hendeğini kazdırdığı bir savaştır. Ayhan Bilgen, "Ülke iç savaşı bile tartışabilir" demişti. Öyle ya, daha demokratik bir iç savaş için tartışmak lazım!

Bu çarpık siyaset, mutant demokrasi anlayışı yakında iç savaşa da demokrasi derse şaşırmayın. Zaten Sur ve Cizre'deki zorunlu göçler de gösteriyor ki, HDP'nin özyönetimi, Kürtler'den arındırılmış hayalet şehirlerin yönetimi olabilir ancak. Ve şunu unutmasınlar ki, arkasına milletinin desteğini alan bu devlet, Post-Apokaliptik filmlerde görülecek insansız şehirlerin üvey güçlerce yönetimini zevkini kimseye tartırmayacak.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER