YAZARA MAİL GÖNDER Gülen’in Humeyni çelişkisi

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

"İran İslam Devrimi, bir İslami harekettir, bu konuda çeşitli yorumlar yapanlar var. Bu hususta gayet temkinli ve tedbirli olmalıyız. Biz bunu İslami bir hareket olarak kabul ediyoruz, şahsi düşüncem Humeyni samimidir. Şiilerin Caferi kolundan olmakla birlikte arkasında son derece samimi ve dindar profesörler vardır. Devrim Konseyi'ni bunlardan teşekkül ettirecektir. Pakistan'daki liderler gibi hata yapmayacaktır."

Bu cümleler, Gülen Örgütü'nün Lideri Fethullah Gülen'e ait. İran İslam Devrimi'nin siyasi ve ruhani lideri Humeyni'nin 1 Şubat 1979'da İran'a dönmesinden bir gün sonra, 2 Şubat 1979'da söylenmiş.

İstihbarat birimlerinin hazırladığı Paralel Devlet Yapılanması başlıklı 57 sayfalık raporda yer alan bu sözler, yargı darbesi ile devleti tamamen ele geçirdikten sonra Humeyni'nin 'devrim sonrasının İranı'na dönüşü gibi Türkiye'ye döneceği iddia edilen Gülen'in İran İslam Devrimi'ne başlarda nasıl baktığını özetliyor. Ancak o dönemki bakış sizi yanıltmasın, çünkü Gülen yıllar sonra o gün söylediklerinin tam aksini söylüyor. İran Devrimi'ni de, Humeyni'yi de yerden yere vuruyor.

5 Nisan 1998'de Milliyet'e verdiği bir röportajda "Dünyada İranlılarla yıldızı barışmayan bir insan varsa, o da benimdir" diyen Fethullah Gülen 30 Mayıs 1997'de Time Dergisi'nde yayınlanan röportajda da İran Devrimi'ni eleştiriyor.

Gülen'in, devrimden sonra İran'ı uluslararası sistemin dışına iten ABD'nin bir dergisine verdiği röportajda İran lehine konuşması beklenemez elbette. Ancak 1979'da övdüğü devrimi, sonradan eleştirmesi gözle görülür bir çelişki:

"İran'da insanlar inançlarına göre bir hayat tarzı içine çekilmediler. O ölçüde inanmadıkları bir hayat tarzının içine itildiler. Yani Humeyni idaresi gelinceye kadar orada sokaklar aynı Türkiye'deki gibiydi. Gelince birden bire herkes çarşaf giyecek dediler, yani Taliban'ın hareketi gibi... Herkes sakal bırakacak dediler, herkes şunu yapacak, bunu yapacak dediler. Aslında bu tehlikeli bir şeydi, çünkü dine ait meseleler gönül rızasıyla yapılırsa, iradeyle yapılırsa sevabı vardır. Bunların tepelerine binerek bunları yaptırsanız sevap olmaz orada, o meselede sevap olmaz. Ve o iş devam da etmez, bir yerde patlar, aksi zuhur eder. O şiddettir, baskıdır. O açıdan insanların iradesine saygılı olunması lazım. İran'da idare tarafından ciddi bir hoyratlık yaşandı."

İran'la ilgili daha sert, ayrımcı sözleri de var Gülen'in. Şu cümleler, 1995'de yayınlanan Tarihi Prizma, Fasıldan Fasıla-1 adlı kitaptan:
"İran, tarihi boyunca İslam için hep hastalıklı bir uzuv olarak kalmıştır. O kadar ki, Farslar bazı dönemlerde Sünnilerden daha çok, Allah, Peygamber tanımaz Nusayrilere yakın olmuşlar ve bütün mücadelelerini, dıştan ziyade, İslam dünyası içinde Sünnilere karşı yöneltmişlerdir."

'KENDİ GİBİ' DE DÖNEMEDİ

Fethullah Gülen, 25 Haziran 2008'deki bir sohbetinde ülkesine Humeyni gibi döneceği tartışmalarıyla ilgili olarak "Humeyni gibi değil, kendim gibi döneceğim" diyor. Ve şöyle devam ediyor:

"Ben İranlı değilim ki Humeyni olayım; Humeyni'nin iddiasını hiçbir zaman taşımadım ki ben Türkiye'ye Humeyni gibi döneyim. Ne karakter bakımından, ne mezhep bakımından, ne ülke bakımından Humeyni ile hiçbir zaman bir alakam olmadı."

Gülen, ülkesine 'kendisi gibi' de dönemedi. Çünkü 17-25 Aralık sürecinin başından beri devletle girdiği her muharebeyi kaybetti. Mağlup oldu. Bu yüzden yurtdışındaki lobi faaliyetlerini yoğunlaştırarak Türkiye üzerindeki dış baskıyı artırmaya çalışıyor. Biraz da bu lobi faaliyetlerinden söz edelim.
Bilindiği üzere Gülen Örgütü, yapılanması gereği lobi ve propaganda faaliyetlerine önem veren bir örgüt. Şu sıralar bu alandaki tüm imkân ve kabiliyetlerini kullanıyor ve dünyanın pek çok ülkesinde konferans, panel ve etkinlikler düzenliyorlar.

Bunlardan bir tanesi örgüte yakınlığıyla bilinen Melbourne merkezli Avustralya Kültürlerarası Diyalog (Australian Intercultural Society) ve Melbourne Üniversitesi tarafından 2 Mart'ta Ortadoğu: Tehlikeler ve İhtimaller başlığıyla tertip edildi. Bu etkinliğin konuşmacılarından olan Kerim Balcı, Avustralya'nın önemli kanallarından ABC'ye verdiği röportajda Türkiye aleyhtarı açıklamalarda bulundu. Balcı, Twitter trolü Fuat Avni'nin 'kara listedeki gazeteci ve işadamları'nın isimlerini yayınlamasından sonra (Gülen Örgütü üyelerinden oluşan bu listeyi, 'yangında ilk kurtarılacaklar' misali firar ettirilecekler listesi olarak okumak lazım) geçtiğimiz Ekim ayında Londra'ya gitmişti.

Kerim Balcı'nın açıklamalarından özellikle HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'la ilgili olanları enteresan. Balcı, artık HDP'ye oy veren kimi çevrelerin bile büyük oranda umudunu kestiği Demirtaş'ı göklere çıkarıyor. Bir ara hızını alamıyor ve Demirtaş'ın, Türkçe'ye en fazla hâkim olan lider olduğunu söylüyor. İrlandalı yazar James Joyce'un Ulysses'te lisanını kullandığı İngilizleri, dilbilgisiyle 'dövdüğü' gibi Demirtaş'ın Zaza kökenli biri olarak Türkçe'de ne harikalar yarattığını, ne tür belagat şaheserleri ortaya koyduğunu bilmiyoruz. Ama Türkçe Olimpiyatları'nı tertip eden cemaatin kalemşörü, otorite edasıyla notunu en üst limitten vermiş!

Kerim Balcı, PKK'nın geçmişte sadece militan liderler çıkarttığını, Demirtaş'la bu durumun değiştiğini de ileri sürüyor. 6-8 Ekim Kobani olaylarından beri Demirtaş'ın -sonuncuları başarısız olan- kaç şiddet eyleminin çağrısını yaptığını yok sayarak… Örgütün isteğiyle yapılan o çağrıları, Paralel Yapı-HDP işbirliğinin hakkını verme mecburiyeti olduğu için görmezden gelmek zorunda.

Balcı, röportajın devamında Erdoğan'ın otoriter bir yönetime kaydığı gibi yurtdışında epey alıcısı bulunan klişe tezleri tekrarla dile getiriyor.

BEYAZ SARAY'DAN DESTEK ARAYIŞLARI

Bir diğer etkinlik, Brezilya'da PDY kuruluşu Brezilya Türkiye Kültür Merkezi (Centro Cultural Brasil Turquia-CCBT) ve Casper Libero Fakültesi tarafından 8-9 Mart'ta yapıldı.

'Dinler, Aydınlar ve Medya' konulu bu konferansı destekleyen kuruluşlar ise Sao Paulo Üniversitesi İleri Araştırmalar Enstitüsü, Sao Paulo Pontifica Katolik Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi ile Dinler ve Kültürlerarası İslam ve Diyalog Merkezi.

Bu konferansın konuşmacıları arasında Hudson Enstitüsü'nden Ortadoğu ve Asya konularında araştırmacı olan Eric Brown da yer aldı. (Hudson Enstitüsü, uzmanlarından Zeyno Baran'ın Kasım 2006'da Türkiye'yle ilgili bir darbe senaryosunu açıklamasıyla gündeme gelmişti.)
Gülen Örgütü, ayrıca Zaman Gazetesi'ne kayyum atanmasından sonra change.org adlı internet sitesinde bir imza kampanyası da başlattı. Geçtiğimiz hafta itibarıyla kampanyaya destek verenlerin sayısı 2 bin 242 idi. Kampanya kapsamında cemaatin kontrolündeki Niagara Foundation ve Atlantic Institute tarafından yapılan açıklamalarda Beyaz Saray, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Ankara Büyükelçiliği nezdinde girişimlerde bulunularak imza kampanyasına destek sağlanması isteniyor. Kadrosunda Henri Barkey ve Morton Abramowitz gibi tanıdık isimleri barındıran düşünce kuruluşu Bipartisan Policy Center tarafından 4 Mart'ta yazılan yazıda da 74 senatörden oluşan bir grubun Dışişleri Bakanı John Kerry'ye Türkiye'deki basın ihlallerine karşı konuşması için çağrıda bulunduğu belirtiliyor.

Gülen Örgütü'nün ABD'deki senatörlere maddi destek sağladığı göz önüne alındığında bu tür kampanyalara Washington'dan siyasi destek aranması şaşırtıcı değil. İstihbarat birimlerince hazırlanan PDY raporunda Amerikalı politikacılara nasıl destek verildiği şöyle anlatılıyor:

"Paralel Devlet Yapılanması, ABD'deki düzeni iyi etüt etmiştir ve bu yüzden kendisine bağlı oluşumların daha adaylık döneminde senatörler ve milletvekilleriyle irtibata geçmesi, bunların kampanyalarına aktif olarak maddi manevi destek olmaları sağlanmaktadır. Sonuçta adaylar seçildikleri takdirde seçim kampanyasında tekrar PDY'ye maddi yönden ihtiyaç duyacağı için, PDY'ye bağlı olan oluşumun isteklerini gözetmek durumunda kalmaktadır."

Gülen Örgütü'nün İran'dan Okyanus Ötesi'ne, 1970'lerden günümüze uzanan öyküsünde daha pek çok çelişki var. Bu çelişkilerin en önemli sebebi, örgütün Şia'dan, İran'dan miras aldığı takiye yöntemi. Yenildikçe daha çok lobi faaliyetine girişiyor, hiç olmayacak konjonktürel ittifaklar kuruyor (PKK, Suriye ve İran'la ittifak gibi…) ve daha fazla yeniliyorlar. Bir başka deyişle kaybettikçe daha çok takiye yapıyor, takiye yaptıkça daha çok kaybediyorlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.