YAZARA MAİL GÖNDER Devletin ‘iffet operasyonu’

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Türkiye, “Devlet o kadar iffetli bir gelindir ki iki kişinin birden karısı olamaz” diyen bir Osmanlı devlet geleneğinden geliyor. Devlete şerik koşan FETÖ’ye karşı mücadele de bir iffet operasyonu. Bu doğru işe, ‘yanlış kişileri’ bulaştırmamak gerekiyor

Her mesleğin, kimisi duruma göre esneyebilen, ama çoğu 'kırmızı çizgi' olarak kabul edilen nesnel ilkeleri vardır. Bizim mesleğin belki de en temel prensibini, Fransız devletine yakın (Öyle ki Charles de Gaulle'un talimatıyla Le Monde'u kurmuştu) gazeteci Hubert Beuve-Mery ortaya koymuştur. "Gazetecilik temas-mesafe mesleğidir" der Hubert Beuve- Mery.
Yine bir başka mesleki ilke gereği 'namus' kabul edilen ve korunması gereken haber kaynaklarıyla kurduğumuz ilişkinin çerçevesini temas-mesafe ilkesi çizer. Kaynaktan fazla uzaklaşırsanız haberi kaybedersiniz, fazla yaklaşırsanız da 'onun güdümü'ne girersiniz. Paradoksal bir durumda ikinci pozisyona düşmektense ilki yeğdir. Yani yanlış, dezenformatif haberler yapmaktansa kaynakla teması keser, ona mesafe koyarsınız ve haberden vazgeçersiniz. Bu, bilhassa yıllardır üzerine çalıştığım istihbarat konularında yazıp çiziyorsanız gözetmeniz gereken bir ilkedir.
Şimdi bunu somutlaştıralım ve temas-mesafe ilkesinin pervasızca çiğnendiği önemli birkaç olayı analiz etmeye çalışalım. Bilinen mesleği avukatlık olan biri -Fidel - kendini 'gazeteci/yazar' zannettiği ve kamuoyuna da öyle takdim ettiği son üç yılda bizim mesleğin ilkelerini defalarca çiğnedi. Başka meslek gruplarının görev sahasına girecek şekilde kritik soruşturmalara yön verme (savcılık), görüştüğü kişileri 'elemanlaştırıp' kendince bir haber alma ağı kurma (istihbaratçılık) gibi işler yapmaya çalışırken kim bilir bu mesleklerin hangi ilkelerini çiğnemiştir. ('Çok işlilik' dışarıdan cazip görünüyor olabilir ama böyle vahim sonuçlar yaratıyor.)

BÜYÜK BALIK FETÖ
Hatırıma ilk anda belgelere yansıyan bir misal geliyor: Fidel Okan, önceden hiç tanımadığı halde hangi saikle olduğu sorgulanması gerekecek şekilde avukatlığını üstlendiği ünlü müdürü Hanefi Avcı'dan çok, kendisini olayın merkezine koyduğu Milli Damar suç duyurusu dilekçesinde Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Terörle Mücadele Daire Başkanı Turgut Aslan ile Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanı Orhan Özdemir'in, FETÖ'nün eski emniyet imamı Kemalettin Özdemir'le görüşmesine aracılık ettiğini yazmıştı. Sanki üzerine vazife imiş gibi... Dahası var: Kemalettin Özdemir'i ifade vermeye zorlamak için telkinde bulunduğunu da itiraf etmişti Okan. (Bunu söylerken kendi öz mesleği olan avukatlığın ilkelerini çiğnediğini de göstermiş oluyor.)
Türkiye Cumhuriyeti devletinin, bir eski FETÖ imamının ifadesini almak ya da onu konuşturmak için bir avukatın tavassutuna mı ihtiyacı var? Beş yıldır sistematik biçimde sürdürülen saldırılara göğüs geren ve muhtemelen her saldırıdan güçlenerek çıkan bir devlet böylesine kifayetsiz olabilir mi? Elbette hayır. Öyleyse devletin ihtiyacı olmadığını bildiğimiz bu şahıs neden her durumdan vazife çıkarıp öne atılıyor.
Fidel Okan, Milli Damar olayında da müvekkilinden bile rol çalarak 'merkeze oturdu'.
Ama bunu sadece gündeme gelmek için yaptığını sanmıyorum.
Milli Damar dilekçesi, devletin FETÖ ile mücadelesine zarar verdi. Ve 15 Temmuz öncesi bürokrasideki gruplar arası çekişmeleri körükledi. Küçük balıklar birbirini yemeye başlarsa bu işten tek kârlı çıkacak olan büyük balıktır. Büyük balık da FETÖ'dür.

ÖZDEMİR'İN ÇELİŞKİLERİ
Milli Damar suç duyurusu öyle bir operasyondu ki, dosya -rızamız alınmadan tanık gösterilen ben ve Abdurrahman Şimşek şöyle dursun- Hanefi Avcı'nın diğer avukatı Refik Ali Uçarcı'dan bile gizlenmişti. Avcı, dosyanın 'ayağa düşmesinden' endişe ediyordu. Diğer avukatına böyle söylemişti çünkü. Gelgelelim dosyayı ilk yayınlayan FETÖ medyası/ gazetecisi (Haberdar ve Arzu Yıldız) oldu. Cezaevindeki FETÖ kalemşörü Nazlı Ilıcak da bu suç duyurusunu tepe tepe kullandı. Devlet içindeki grupları birbirine tokuşturarak özellikle ve İstanbul'da yürütülen FETÖ soruşturmalarını akamete uğratmak istediler. Boşuna değildi suç duyurusu dilekçesinin FETÖ medyasınca ısrarla, inatla işlenmesi. Bu suç duyurusunu sahiplenerek 15 Temmuz öncesi Milli Damar olayını operasyonel amaçlarla kullanmaya çalıştılar. Bunu bir ölçüde başardılar da. Üstelik dilekçede Milli Damar torbasına dâhil edilen bazı görevliler FETÖ ile mücadelede öne çıkan kişilerdi.
Peki, 15 Temmuz'da ne oldu? Okan'ın suç duyurusunda dilekçesinde "Özdemir'le görüşmesine aracılık ettim" dediği Turgut Aslan darbeciler tarafından infaz edilmek istendi, başından vuruldu. Halen yaşam mücadelesi veriyor.
Gelelim KÖZ (Kemalettin Özdemir) meselesine... SABAH Özel İstihbarat'ı KÖZ grubuna yakınmış gibi göstermeye çalışmak 'kuyruklu dezenformasyon'dur. Tam da bu yüzden sonuç vermez. Dezenformasyon bumerang gibidir, önünde sonunda çıktığı yere döner.
Kemalettin Özdemir'le temas-mesafe aralığını her daim gözeterek habercihaber kaynağı ilişkisi dairesinde görüşmelerimiz oldu. Özdemir'in bazı konularda (15 Temmuz'dan önce Hava Kuvvetleri imamı Adil Öksüz'ten söz etmek gibi) hakikaten bilgi verdiği de vakidir.
Ancak Özdemir'in gerek çıktığımız yayınlarda, gerekse haber amaçlı sohbetlerde söylenmesi gereken pek çok şeyi söylemediği kanaatindeyim. Kendisiyle üç farklı televizyonda, üç programa katıldım. Çok net sorular sordum, çelişkilerini gözler önüne serdim. Yine tatmin edici cevaplar alamayınca kendisinin istihbarat tabiriyle 'gezdirme' yaptığını da söyledim.
Özdemir'le bütün yayınlarımız ve görüşmelerimiz gazete yönetiminin bilgisi dâhilinde gerçekleşmiş mesleki faaliyetlerdir. Ayrıca iddia edildiği gibi Kozanlı Ömer kod adlı Osman Hilmi Özdil'den başlayarak FETÖ'nün emniyet imamlarını da 'KÖZ sayesinde' değil, kendi imkânlarımızla bulduk. Kozanlı'yı 2013 yılının başlarında araştırmaya, aramaya başladık. Özdemir'le tanışmamız ise 17-25 Aralık'tan sonradır.

DEVLET DENEN GELİN
Hemen herkesin risk almaya çekindiği bir zamanda öteden beri mücadele içinde olduğumuz bu örgütün imamlarını deşifre ettik. Bunu bile namertçe çarpıtmaya çalışanlar oldu. "KÖZ grubu gazeteciler üzerinden kendi rakiplerini bu şekilde tasfiye ediyor" bile diyebildiler. Bunları söyleyenlerin çoğu eski FETÖ'cü veya FETÖ artığı idi. Kripto olmaları da ihtimal dâhilindedir. FETÖ ile mücadele eden bizim gibi insanları yıpratmaya çalışarak FETÖ'ye hizmet ettiler, ediyorlar. İlk Milli Damar yazımda da yazdım: Devlet, FETÖ, PKK ve DAEŞ gibi üç büyük örgütle mücadele ederken başka küçük işlerle uğraşanlar bu ülkeye büyük kötülük ederler.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na verilen suç duyurusu dilekçesinin, her ne kadar Hanefi Avcı ön planda görünse de bir 'Fidel Okan operasyonu' olduğunu anlamıştık. Bir şeyleri çözmeye değil, karıştırmaya yönelikti. Suç duyurusunun içeriği ve zamanlamasıyla FETÖ'ye yarayacağını öngörmüştük. Nitekim 15 Temmuz sonrası maalesef öyle de oldu.
Dilekçede bizim haberimiz olmadan bizi de tanık göstermişlerdi. Abdurrahman Şimşek'le birlikte Ankara Cumhuriyet Savcısı Tekin Küçük'e beş cümlelik bir ifade verdik. Ben yazdıklarımın dışında bir şey eklemeyeceğimi, Basın Kanunu'nun 12. Maddesi gereğince haber kaynaklarımı açıklamaya zorlanamayacağımı söyledim. Abdurrahman da daha önce takipsizlikle sonuçlanmış suç duyurusundan söz etti.
Gazetecinin bu tür durumlarda savcılığa tanıklık yapmak gibi görevi yoktur. Hele de içinde dezenformasyonlar olan bir dilekçeye kefil olurcasına tanıklık yapmak hiç yoktur. Araştırır, doğrular, öyle yazarız. Gazeteci ve yazarların tek gerçek eleştirmeni olan zaman tarafından tekzip edilmedikçe de yazılarımızın arkasında dururuz. Öte yandan bildiğimiz her şeyi yazmak gibi bir yükümlülüğümüz de yoktur. Kamu (hem devlet, hem millet anlamında) yararının gözetilmesi ve haber kaynağının korunması adına mevcut konjonktürde yazılması zararlı olan bazı şeyleri anı kitaplarımıza saklayabiliriz.
Bunun yanı sıra gazetecinin, FETÖ kalemşörlerinin yakın geçmişte ziyadesiyle yaptığı üzere devletin yürüttüğü soruşturmaları yönlendirmeye ve böylelikle 'devletçilik' oynamaya çalışması çok yanlış ve tehlikelidir. Daha önce de yazdığım gibi ben 21 yıllık mesleğimin sınırlarını iyi biliyorum. 'Manipülatif yükleme' çabaları ve kışkırtma girişimlerine rağmen bu sınırları asla aşmamak gerektiğini de...
Her mesleğin ilkeleri olduğu gibi devlet bürokrasisinin ve onu maestro gibi yöneten siyasetin de ilkeleri var. Bu ilkelerin başında devlet denilen 'ruh'un asla ve kat'a şerik kabul etmemesi geliyor.
Bu ilke yeni bir ilke de değil. Devlet geleneğimizde yeri olan bir ilke. Fatih Sultan Mehmet'in ölümünün ardından II. Bayezid ile Cem Sultan arasındaki otorite mücadelesi kızışınca halaları, iki kardeşe "İmparatorluk topraklarını bölüşün" önerisinde bulunuyor. Bunun üzerine de II. Bayezid, devlete tıpkı Kemal Tahir'in Devlet Ana romanındaki gibi dişil bir nitelik atfederek şu siyasal aforizmayı üretiyor: "Devlet o kadar iffetli bir gelindir ki iki kişinin birden karısı olamaz."
İmdi... Metnin başında sözünü ettiğimiz gazetecilik ilkesini devlet sistemine uyarlayalım: Devletle fazla temas eden ve onunla mesafesini ayarlamayan yapı veya kişiler kendini devlet zannetmeye başladığı vakit asıl devletin, yani iffetli gelinin 'Osmanlı tokadı'nın sesini duyuyoruz.
FETÖ vakası, bunun tarih boyunca unutulmayacak kusursuz bir örneğidir.

KUYRUKLU DEZENFORMASYONLAR
Mesleğimiz gereği, istihbarat konularında birdenbire piyasaya çıkıp konuşmaya başlayan, geçmişini bilmediğimiz kişilere şüphe ile bakarız. Hele de kendisine ulaşan her bilgiyi haber verme şehvetiyle paylaşmaya, böylelikle dezenformasyon yapmaya teşne iseler...
Ayrıca hırsları yeteneklerinin, planları, verili ve potansiyel imkânlarının önüne geçen kişilere de mesafe koyarız. Fidel Okan, görüştüğü zamanlar Abdurrahman Şimşek'e siyasi parti kurmaktan ve partinin lideri olmaktan bile söz edebilmişti. Varın gerisini siz hesap edin.
Theodor Adorno'nun, başyapıtı Minima Moralia'da yer alan meşhur bir aforizması vardır: "Yanlış hayat doğru yaşanmaz." Yanlış kişilerle doğru bir iş yapamazsınız. Özetle Fidel Okan, FETÖ ile mücadele ediyorum diye piyasaya çıkmıştı ama benim izlenimlerime göre yanlış biriydi, doğru bir şeyin parçası da olmamalıydı.
Bu anlamda başından beri (Üç yıl öncesinden) şüpheyle yaklaştığım ve kendimden uzak tuttuğum bir avukatın, suç duyurusunda benim de parmağımın olduğu bir hilaf-ı hakikattir, 'kuyruklu dezenformasyon'dur. Abdurrahman da yaklaşık iki yıldır Okan ile görüşmüyor. Ama birileri bir yılı aşkın süredir ısrarla bizi Fidel Okan'la aynı kareye sokmaya çalışıyor. Böylelikle Okan'ın 'mikser'liğine atıfla akılları sıra bizi yıpratmaya çalışıyorlar. Bugüne kadar başaramadılar, bundan sonra da başaramazlar. Ayrıca yürüttükleri psikolojik harekât faaliyetleri başarıya ulaşmadığı gibi her girişimde 'operasyonlarının üst aklı'nı deşifre etmiş oluyorlar. Bu, onlar açısından operasyonel manada verimli değil.

'ÜCRETSİZ AVUKATLIK' SİSTEMİ
- Fidel Okan, -aralarında emekli ve dahi muvazzaf pek çok devlet görevlisinin de bulunduğu- kişilerin avukatlığını herhangi bir ücret talep etmeksizin yapıyor.
Hatta avukatlar arasında "Türkiye'yi ücretsiz avukatlık sistemi ile tanıştıran Okan'dır" diyenler var.
Bir avukat hangi amaçla bedava hizmet verir? Bu soruyu en başta vekilliğini üstlenmek üzere teklifte bulunduğu devlet görevlilerinin düşünmesi gerekir.
- Okan; savcılarla savcı, hâkimlerle hâkim, polis şefleriyle polis şefi, istihbaratçılarla istihbaratçı, gazetecilerle gazeteci gibi davranarak FETÖ ile ilgili soruşturmaları manipüle ediyor, sürekli rol çalarak devletin bu önemli mücadelesine zarar veriyor.
- Fidel Okan'ın, bir dönem Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanlığını yaptığı söyleniyor. Bu doğru mu, merak ediyorum. Siyasal parti deyince... Okan'ın, FETÖ'nün yönetime gelmesini istediği MHP'li muhaliflere destek verdiğini ve 7 Haziran öncesi HDP'ye oy istediğini, hatta bu konuda kampanya yürüttüğünü de hatırlatalım.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.