YAZARA MAİL GÖNDER Saraydan estetik kaçırma

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Saray kelimesi bizim için ne ifade ediyor, bilmiyorum.
Şatafat, debdebe, ihtişam, mehabet gibi kavramlarla örülü olduğundan kuşkum yok. Ama bu kavramların tek bir tanesinin bile izlenim düzeyini aştığını ve sarayın gerçekliğini gözümüzde canlandırdığını söyleyemem. Saray kültürüne, çünkü, sahip değiliz. Topkapı Sarayı belki gidilmiş belki gidilmemiş bir uzak, hayalle karışık bir yerdir. Son diziler, filmler bu defa da onu zihnimizde büyülü, egzotik bir yere dönüştürdü ki, aynı kapıya çıkar: gerçeklikten uzak bir mekan, bir yer.
Basit bir nedeni var bu halimizin.
Cumhuriyet, Fransız devriminden etkilendi ve padişahlığı ortadan kaldırdı. Ama bir şeyi unuttu.
İmparatorun kafasını kesen Fransa, ardından Napolyon'u üretmiş, o da, "Fransız devriminin çocuğuyum" demesine rağmen kendisini imparator ilan ettirmişti. Louvre'da yaşamaktan vazgeçmemişti. Ardından gelen dönemlerde imparatorluk devam etti. İmparatorluk bitince (ki, 19. yüzyılın neredeyse ortasıdır) bu defa 'demokratik' devlet başkanları sarayda yaşamayı sürdürdü. Fark, Louvre yerine Elysee'nin kullanılmasıydı.
O gün bugündür bu hayat devam ediyor.
Devrimci Fransa'da böyle de, Churchill'in "İngilizce konuşan ülkelere mahsustur" dediği demokrasinin kalbi olan İngiltere'de durum farklı mı? İngiliz Devrimi, kraliçeye dokunmadı. O kadar demokratik olan bu toplum hâlâ kraliyet ailesinin adıyla ve yaşantısıyla heyecanlanıyor, hem de hiç anlamadığım bir biçimde. Düğünler, doğumlar, ölümler yeri yerinden oynatmaya yetiyor.
Bir tek ABD bunun dışındadır.
ABD, tarihsel olarak demokratik yoldan kurulmuş bir toplum. Aristokrasisinin olmadığı söylenir.
Ama bu Fransızlar'ın tabiriyle 'iyi saklanmış bir sır'dır. Dünya âlem Amerika'daki 'Devrimin Kızları' gibi bazı grupların, Yeni İngiltere (New England) bölgesinde yaşayan ailelerin bal gibi bir aristokrasi meydana getirdiğini bilir. Demokrasi orada sınıf atlama olanağıyla ilgilidir. Herkesin söz hürriyetine sahip olmasıyla ve değerleriyle toplumsal skalada yükselmesiyle alakalıdır. Yoksa kendine göre bir aristokrasi orada da mevcuttur.

PRENSESİN TATLI SİTEMİ
Geçen hafta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'le birlikte Danimarka'ya yapılan ziyarette, sarayda düzenlenen yemeklere katıldığımda, aristokrasinin, ne yalan söyleyeyim, artık ne yapılırsa yapılsın belki şık ama hayli 'ağır' duran ihtişamına baktığımda bunları düşündüm. Karşılamalar, ağırlamalar, uğurlamalar hayli debdebeliydi. Hele erkeklerin giydiği fraklar başlı başına bir âlemdi.
Prens hazretleriyle aynı masada oturdum, ertesi gün de kendilerine ve eşleri hanımefendiye refakat etme görevi bana verilmişti, kendilerini bir manada ben ağırladım. Ne yapıp ettiklerini sordum, terbiye ve müsaade dairesinde. Genç ve güzel eşleri, son derecede gündelik bir hayat yaşadıklarını, çocuklarla ilgilendiklerini, sıradan meşguliyetlerle zaman geçirdiklerini söyledi. Dünyanın her yerinde karşılaştığım bir tatlı sitemde de bulunmayı ihmal etmedi. Kendisi çocuklarla ve gündelik dertlerle uğraşırken haşmetmeap gazete, kitap okuyordu.
Bunu da duyduktan sonra, dünyanın neresinde olursak olalım, kendi dertlerimizle meşgul olduğumuz için Türkiye'nin durumunu aklımdan geçirdim. Padişahlığı ortadan kaldırdık, Hilafeti lağvettik, sarayları kullanım dışı bıraktık.
O günlerin şartlarında bunlar önemliydi. Anlaşılabilir şeylerdi. Fakat yerine bir şey koyduk mu, işte soru budur.

OSMANLI BİR MEDENİYET HAZIRLADI
Osmanlı teknoloji üretmedi.
Uygarlık oluşturamadı. Ama çok büyük bir kültür meydana getirdi.
Bunu hayatın her zerresine yaydı.
Giyim kuşamdan adap erkana kadar Osmanlı büyük bir medeniyet hazırladı. Saraylar, teşrifat kendi iktidarının bir yansımasıydı. Ve eşsizdi.
Cumhuriyet ondan aldığı eli, 1960'lara kadar getirdi. O 'halkçı' DP yöneticilerinin kılık kıyafetlerine, hal ve tavırlarına bakınız. Menderes'te, Zorlu'da, diğer ekabirde 'halka' değil, aristokrasiye, 'zadegan'a ait bir tutum bulacaksınızdır.
O devirlerin davetlerinde de aynı tarz hakimdir. Erkekler çok şık, kadınlar cazip.
Sonra olanlar oluyor. Kızanlar kızsın, ben yine belirteyim, müthiş bir düşüş var her şeyde. Belki Amerikanlaşmamızın, belki taşralaşmamızın tesiriyle, çarpıcı bir sıradanlaşma beliriyor. Buna özensizlik, baştan savmacılık, kayıtsızlık da denebilir, haydi ucuzlaşma demeyeceksek.
Her şeyin lime lime döküldüğü bir ortam ve düzen! Oysa yine o demokratik Londra'da erkeklerin en çok eskiyen giysisi hâlâ smokinleridir.
Biraz o toplumla ilgilenenler smokinsiz bir hayatın olamayacağını bilir. ABD'de bir söz vardır: "Doğrudur, Amerika'da kılık kıyafete önem verilmez ama, ne hikmetse (!) en iyi işleri kapanlar, en büyük saygıyı görenler en iyi giyinenlerdir."
Buyurunuz...
Bizdeki eksiği Cumhuriyet'in en büyük eksikliğine bağlıyorum: Estetik!
Cumhuriyet, Osmanlı'yı ortadan kaldırdı, saray teşrifatını ve haysiyetini yok ettikten sonra iki şeyi yerli yerine oturtamadı. Biri demokrasi, öteki estetik! Ne mimaride ve şehircilikte, ne giyim kuşamda, ne de hal ve tavırda yerleşik, malum ve muhakkak bir estetikten söz edebiliriz.
Bir yoksullaşmanın ortada olduğu muhakkak.
Bir türlü bitirmediğimiz göç, taşranın büyük kente boşalması, kentlerin taşıyamayacakları nüfus yoğunluklarıyla yüklenmesi bu işin bir başka gerekçesidir. Arayanlar için bir diğer sebep olarak eğitim anlayışının estetik eğitimini tamamen ihmal edişini, hatta 'eğitim' değil 'öğretimle' zaman geçirişini göstereyim.
Taşıyıcı bir burjuvazinin olmamasını, saraya dayalı birikimin eriyip buharlaşmasını ekleyince bunlara, vardığımız yer bugünkü çoraklık. Saraydan kız kaçırmak bir yana, estetik kaçırabilirdik, olmadı.
Düşünüyorum, en demokratik toplumların aristokrasilerini en fazla muhafaza eden toplumlar olduğunu, estetiğe en çok değer veren toplumların en demokratik toplumlar olduğunu görüyorum. İnsanlar yemek yer, şatafat içinde eğlenirken bir saray gecesinde ben bunları düşünüyordum.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.