YAZARA MAİL GÖNDER İçimdeki Çin, sokaktan zengin

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Şangay'da her yer lüks markaların satıldığı mağazalar, yüksek binalarla dolu... Uzakdoğu'nun devi Çin'in uyanıp kapitalizmin bir parçası olması çok hızlı oldu

Neredeyse 24 saat uçtum. Şangay'a vardım. 48 saat kaldım.
Uykuları, yemekleri çekip çıkarırsanız Çin toprağında neredeyse sadece 24 saat geçirdim.
Sadece işle uğraştım.
Kapalı mekanlarda yaşadım. Sadece bir kez dışarıya çıktım.
Bund denilen körfezin karşısındaki bantta yürüdüm.
İngiliz emperyalizminin ne demek olduğunu bir daha gördüm. Gümrük, banka ve sigorta şirketlerini yan yana dikmişler. Şimdi onlara bir de muazzam oteller eklenmiş. Gene de Çin üstüne düşündüm, durdum. Hâlâ da içimde gezdirip duruyorum.
Kendimi bildim bileli Çin uzak ve çok kültürlü, biraz da 'egzotik' bir medeniyet olarak ilgimi çekti. Yavaş akan bir tarih, Çin köylüsü ve bilgelik vardı bu ilginin temelinde.
Japonya ölçüsünde kendime yakın bulduğum bir estetik üretmemişse de 1970'li yıllardan itibaren, yaşadıklarını göz ucuyla izlediğim bir ülke oldu.
Bununla birlikte Çin de diğer birçok şey gibi hayatıma politika ve edebiyat kapısından girmiştir. İşin başlangıcında Mao'nun 1966'da başlattığı Kültür Devrimi gelir. Bugün bile, hakkında ilginç yorumlar okusam da aklımın almadığı bir olaydı. Mao, dünyayı yeniden kurmak istiyor, Batı kültürünün de kendi geleneğinin de sağladığı bütün birikimi toplayıp meydanlarda yakıyordu.
Halk mahkemeleri insanları yargılıyordu. Aydınlar halk düşmanı ilan ediliyor, bu mahkemelerde özeleştiri yaptırılıyor, sonra da ya öldürülüyor ya da sürgün ediliyordu. (Mao döneminde açlık da dahil, ortalama 60 milyon insanın öldüğü kabul ediliyor.)

MAOCULUK BİZE DE SIÇRAMIŞTI
Buna rağmen Maoculuk 1970'li yıllarda hem dünyada hem de Türkiye'de en gözde siyasal akımlardan biriydi.
Şimdi nerelere savrulmuş Doğu Perinçek'in başını çektiği Aydınlık hareketi aklın alacağı şey değildi. Derken bölündü, Kırmızı Aydınlık başka, Beyaz Aydınlık başka telden çalmaya başladı. Benim o dönemde anlamadığım Türkiye'nin en iyi yetişmiş, en parlak beyinlerinin gidip Perinçek'in dizinin dibinde oturup, müridi olmasıydı.
Çin salgını Fransız aydınlarını da teslim almıştı ama ben gene de Marksist teorinin köylülüğe uyarlanmasından pek bir şey anlamamaktaydım.
Politika kapısı belki heyecanlı ama kurak ve sarp. Oysa edebiyat ve felsefe daima renkli ve lezzetlidir. İçe dönük (ezoterik) felsefeler gençliğimde daha ilginç gelirdi. Doğu'nun tevekkülü de ilgi dairemdeydi.
Yine de Hint ve Çin'in bu yanı daima büyüleyici olsa da beni fazla çekmedi.
Ama Çin tarihini kendisine harç eden muazzam bir edebiyat vardı elimin altında.
Başı gene Andre Malraux çekiyordu.
1970'li yıllarda Attila İlhan'ın bana göre doğru adla, Kanton'da İsyan diye, bu büyük Fransız romancı ve serüvencisinden çevirdiği roman beni altüst etmişti. (Kitabın asıl adı Fatihler'dir ve İlhan neden o adı tercih etmediğini önsözde açıklar. Roman daha sonra başka biri tarafından bu başlıkla çevrildi.) Adı üstünde Kanton sorununu ele alıyordu Malraux. Sonra İnsanlık Durumu'nu okudum ve tek kelimeyle 'uçtum'. Bu duyguları yaratan Çin miydi yoksa Malraux'nun dünyası mıydı, kuşkulu bir soru olsa da, Malraux'nun diğer kitapları Çin ve Doğu metafiziğiyle Batı'yı hayli dikkat çekici tartışmalar içinde ele alıyordu.
Derken 1970'li yılların sonuna doğru bu defa Nixon-Kissinger ikilisi ABD'yi Çin'e açmaya karar verdi.
Nixon bu yolculuğa o kadar önem veriyordu ki, Malraux'yu Fransa'dan getirtmiş, yolculuğuna dahil etmişti. Sonradan okuduğum hatıralardan öğreniyorum ki, alkol şişelerinin dibine inen, her yeri tiklerle titreyen, asabi Malraux'nun karmaşık cümlelerle anlattığı şaşırtıcı görüşleri her şeyi apaçık, dupduru, çırılçıplak dinlemeyi öğrenmiş Amerikalılar'a hiçbir şey söylememişti.

MAO ÖLDÜ, İDEOLOJİ BİTTİ
O geziden bir tek şey kaldı geriye: Çhu-en-lay'a Fransız İhtilali hakkında ne düşündüğünü soruyorlar, tefekkür ediyor "Bir şey söylemek için henüz çok erken" diyor. Ne cevap! "İşte Çin'in bilgeliği, zamanla olan ilişkisi" dedim yıllar yılı, bu anekdotu anlattıktan sonra etrafımdakilere. Ama o hayalim de tuzla buz oldu. NY Times gazetesi bir süre önce Çhu-en-lay'in böyle bir söz sarf etmediğini kılı kırk yaran bir incelemeyle ortaya koydu.
Meğer Çhu 1789'u değil, 1968 olaylarını değerlendirmeyi erken bulmuş! Ben yine de o cevabın 1789 için verilebileceğini düşünüyorum içimde.
Mao, 1976'da öldü. Sosyalist- komünist ideolojinin onun da bir parçası olduğu model 1989'da bitti. Çin değişti. Uzakdoğu'daki büyük dev uyandı, kapitalist dünyanın bir parçası oldu. Kapitalizmi de bir parçası haline getirdi.
İşte otellerin penceresinden o kapitalizmin Çin'ine baktım.
Müzelerine girip çıktım.
Muazzam bahçelerinde, 'çiçek açmış kiraz ağaçlarının' altında yürüdüm. İstanbul'un Nişantaşı ne ise kaldığım bölge oydu.
Dağ taş lüks eşya markalarıyla doluydu. Fakat hazin olanı, sokaklarda, adım başı satılan kadınlardı.
İngilizler'in damarlarına morfin, eroin ve esrar zerk ederek beyinlerini uyuşturduğu, bedenlerini satmaya mahkum ettiği insanlar, o berbat alışkanlıklarını sürdürüyordu.
O işten kazanılan parayı da kadın tercümanımızın söylediği o, lüks eşyalara harcıyorlardı.
İnsanlarla zor anlaşılıyor Çin'de. İngilizce bilenlerle bile zor iletişim kurmak. Çok eğitimli bir kesim var, o ayrı.
Çok çekingenler, aşırı derecede mahcuplar. Saygılarının sınırı yok. Büyük yapıları var.
Ama işçiliğin geçen yıl Hong Kong'da veya Seul'de gördüğüm kadar 'ince' olduğunu söyleyemem. 'Çin işi' kavramı yerli yerine oturuyor. Gene de çok isterdim, dünyayı tek bir mahalleye dönüştüren, marka bulvarlarından kurtulayım, asıl o dip mahallelere gireyim, o binlerce yıllık kültürün hiç değilse bazı izlerini göreyim.
Yola çıkmadan önce önce 32. kattaki otelin penceresinden bana New York veya Londra'da olduğumu düşündürten, bulutlar ve su buharı içinde yüzen devasa yapılara son bir kere göz atarken içimdeki Çin, dedim, sokaktaki Çin'den daha zengin. Şimdilik...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.