YAZARA MAİL GÖNDER Kilise, cami, müze: Ayasofya

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Ayasofya'nın yeniden camiye dönüştürülmesi tartışması yeni değil, 20 yıl önce de vardı. Bırakalım müze olanlar, müze kalsın. Bundan devletimiz, dinimiz zarar görmez, tersine yücelir

Biz galiba bazı şeyleri yanlış biliyoruz ya da farklı yorumlamak istemiyoruz. Şu Ayasofya meselesi, bir kere daha ısıtılıp ortaya getirilince böyle düşündüm. Çünkü bırakalım şimdi o muhteşem yapının yeniden cami yapılması talebindeki politik manevrayı bir yana, gelin fetih sonrasında şehrin en büyük kilisesinde namaz kılmanın ne anlama geldiğini farklı bir gözle değerlendirmeye çalışalım.
Uzaktan bakınca bu hareket ilk elde 'fütuhatın' bir ifadesi olarak görülebilir, yanlış da sayılmaz. Elbette bundan 500 yıl önce bir başka ülkenin muhteşem Osmanlı ordularıyla zapt edilmesinin dini yani İslami bir boyutu vardı. Batı da aynı maksatla Haçlı seferi düzenliyordu, hem de İstanbul'un fethinden neredeyse 400 yıl önce. Dolayısıyla bir yer ele geçirilince fütuhatın maksadı olan İslam zaferinin bir ifadesi, hatta mührü şeklinde görülebilir şehrin en büyük kilisesinde kılınan namaz.
Ama her şey bundan ibaret olsaydı yani fetih muhakkak bir İslamlaştırma manasına gelseydi, ondan sonra hiçbir kilisede ayin, ibadet yapılmazdı. Oysa Osmanlı bugün dahi hoşgörüsü, çoğulculuğu ve bir arada yaşama politikasıyla anılıyor. Nitekim, vergi toplama dışında ayağını bastığı tek bir yerde, Osmanlı, kimseyi din değiştirmeye, Osmanlıca konuşmaya icbar etmedi. Adalet anlayışı insanların inandıkları dinde ve dilde yaşamasına rıza göstermesini gerektiriyordu. Şu bir gerçek ki, devşirme çocuklardan seçilen veziriazamlar bile Osmanlıcayı kendi şiveleriyle konuşuyordu.

OSMANLI'DA İBADETTE KISITLAMA YOKTU
Dolayısıyla camide namaz kılmanın şükranla İslam'la ilgili bir vurgusu olsa dahi, asıl maksadı farklıydı. Bir kısıtlama ve katı bir İslamlaştırmanın tersine, o namazla birlikte, Osmanlı, Kur'an'da zikredildiği üzere, öteki dinleri ehl-i kitap kabul ediyor, onların peygamberlerini peygamber sayıyor, Müslümanların ibadeti her yerde, hatta bir başka dinin mabedinde dahi yapabileceğini ifade ediyordu. Yani şimdi sanılanın, varsayılanın tersine 'karşı' tarafı tanımanın, kabullenmenin, onun tapınağına saygı göstermenin bir ifadesiydi o fethiye cami oluşturma girişimi: "Biz, başka bir dinin kilisesini dahi cami kabul edebiliriz" anlamına geliyordu.
Zamanla Türkiye'de Osmanlı'nın 'yanlış' yüceltilmesi dönemi ve İslam, çoğunlukta olduğu bir toplum içinde azınlık muamelesi görmeye başlayıp, bir de çöküş dönemindeki Batı-Doğu çatışması devreye girince, bu yorum (ve gerçek) unutuldu, yerini çok daha sert, radikal ve hatta ters değerlendirmeler aldı. Bugün Ayasofya'nın cami yapılmasında ısrarlı olan çevre, konuya bu açıdan bakan bir çevredir.
Tartışma yeni değil. 20 yıldan fazla bir zaman önce Kültür Bakanlığı'nda danışman olarak görev yaptığım sırada da önümüze gelmişti aynı talep. İş dallanıp budaklandı, geriye doğru götürüldü "Ayasofya'nın camiden müzeye çevrilmesinin hukuki mesnedi var mıdır, yok mudur?" tartışmasına dönüştürüldü. Karara kaynak olan, Atatürk'ün imzasını taşıyan bir belge vardı. O getirilmişti. Heyecanlanıp fotokopisini yaptırdığımı anımsıyorum. Derken konu unutuldu ve başka bir bahara, demek bu bahara, ertelendi. Şimdi gene o noktadayız ve hemen belirteyim ki, bu konuda tamamen farklı düşünüyorum.
Kendisini Türkçe konuşan, Batılı eğitim almış bir Osmanlı sayan bendeniz, sadece camikilise ilişkisinde vurguladığım yaklaşımı benimsemekle kalmıyorum, daha da ileri gidiyorum. Daha önce de yazdığım gibi, Ayasofya'nın yeniden camiye dönüştürülmesi bir yana, ben bütün cami haline getirilmiş kiliselerin yeniden kilise hallerine iade edilmesini öneriyorum. Gerekçelerim de mevcut.
Her şeyden önce Türkiye'de vahim bir hal var. Bu ülke bundan şu kadar sene önce büyük bir gayrimüslim nüfusuna sahipti. Zamanla, çok farklı aşamalarda ve farklı oluşumlarla bu nüfusu erittik.
Yüzde 99'u Müslüman bir ülkeye dönüştük. Bu o kadar sağlıklı değil. Bizi dünyanın çoğulculuk gerçeğinden koparıyor. Kendi içimizde hegemonlaştırıyor. O kadar ki, bırakalım gayrimüslimleri, Aleviler bile sayımlarda kendilerince ifade ettikleri nüfusun sayısında çıkmıyor. Dolayısıyla Türkiye'de Rumlara, Ermenilere, Yahudilere ait tapınaklar sahipsiz. Halbuki onlar bu ülkenin çoğulcu, çokkültürlü geçmişinin en parlak kanıtları...

İNANÇ TURİZMİ BAŞLATALIM

Gelin onları asli işlevlerine iade edelim. Müze olanlar müze olarak kalsın. Bundan dolayı devletimiz, milletimiz, dinimiz en küçük bir zarar görmez. Tersine, yücelir. Bir daha yazayım: Yeryüzünün, Ayasofya kadar önemli yapısı Pantokrator Kilisesi'nin hali ortada. Orası da cami. Yılda birkaç kere giderim. İmam, cemaat olmadığından yakınır. Camları kırıktır. Aynı imam "Yağmurda, soğukta kim gelecek?" diyor. Ama her defasında bana ve konuklarıma halıları kaldırıp altındaki canım mozaikleri gösterir. Çok mu iyi bir durum bu?
Şimdi bir adım daha ileri gideyim. İseviliğin beşiği Anadolu'dur. Hz. İsa öldükten sonra havarileri geldi ve dinlerini yeşersin diye büyük Anadolu'nun toprağına bıraktı. Bir 'inanç turizmi' başlatmalıyız. Bütün o kiliseleri onarıp, ihya edip ziyarete açmalı ve Hıristiyan turisti buraya belli programlarla getirip, oraları gezmelerini sağlamalıyız. Nitekim, Sümela Manastırı'nda ayine izin verildi, kötü mü oldu? Aynı şey canım Ermeni kiliseleri için, başta İstanbul'dakiler olmak üzere Anadolu'daki sinagoglar için yapılsa ne kaybederiz? Hepsini devlet yapmak zorunda değil. Cemaatler icbar edilsin bu işe. Evet, yıkık dökük tapınak kalmasın Anadolu'da, İstanbul'da. Göğsümüzü gere gere bunu dünyaya gösterelim.
Buradan bakınca Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesi, politik bir girişimdir ve Türkiye'deki yönetimin arasına dikkatli mesafeler koyduğu İslamist bir yaklaşımdır. Haydi onu da geçelim, kültürel bakımdan sorunlu bir girişimdir. Müslümanların bu ülkede kendi içlerine kapanmak zorunda bırakıldığını belirttim başta. Şimdi o psikolojiyle hareket edip başkalarına bir kere daha azınlık olduklarını anımsatmak kabul edilecek bir tutum değil.
Türkiye de, Müslümanlık da bundan çok daha fazlasını hak ediyor. Onu sağlamanın yolu da kaynağa dönmek, muhteşem Osmanlı'nın ne yaptığına bakmaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.