YAZARA MAİL GÖNDER Savaş değil, barış için yapıldı

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

1974'te "Ayşe tatile çıksın" parolasıyla başlayan Kıbrıs Çıkarması, dönemin Başbakanı Ecevit'in yorumuyla "Savaş için değil, barış için yapıldı." Ve Kıbrıs, bir vaka olarak 40 yıldır hayatımızda mevcudiyetini koruyor

İnanılır gibi değil, Kıbrıs Çıkarması yapılalı 40 yıl olmuş.
O beylik deyimle "Her şey sanki dün gibi..." Ama ondan da ötesi var. Hayatımın ilk 'politik eylemi'ne Kıbrıs olayları nedeniyle katıldım.
Editörümüz Figen Yanık benden bu konuda yazmamı isteyince, bütün bunlar bir anda zihnime üşüştü. O ilk olaydan başlayayım.
Kars'taydık. Henüz yedi yaşlarındaydım. Malum 1964 Kıbrıs olayları cereyan etmişti. Rumlar Türkleri gerçekten vahşi bir biçimde katlediyorlardı. İsmet Paşa kabinesi ültimatom vermişti. Bir gece uyandım, etraftaki ses ve hengameden.
Halazadem Ali Rıza ağabey bizdeydi.
Ona sordum, orduya alarm verilmişti.
Haziran'ın 2'si gibi olmalı. O gün Türkiye, Kıbrıs'a müdahale edecekti. Meşhur Johnson mektubu geldi ve hareket durduruldu.
Kapı komşumuz genç subayı ilk defa silah kuşanmış gördüm. Çok heyecanlı, aşırı meraklı ve hareketli bir çocuk olarak sabaha kadar uyumadığım gibi Kıbrıs olayı zihnime çakıldı.
Birkaç ay sonra bir gün gençlerin "Kahrolsun Makarios" diye bağırarak ve 'papaz' kılığında devasa bir kukla taşıyarak geçtiklerini gördüm. Peşlerine takılıp o kalabalığın arasında kayboldum.
Belki de ezilecektim. İçlerinden biri beni omzuna aldı, valiliğin yakınına geldik. O kuklayı ateşe verdiler. Telaşlanan annem, babamın 'yazıhane katibi'ne haber uçurmuş, o da beni aramaya gelmiş. Nihayet buldu, eve döndük.
Üçüncü olay, Kıbrıs Çıkarması'dır.
Her yıl olduğu gibi adli tatil başlamış, biz de babamın 1957 Chevrolet Biscayne otomobiliyle annemin hâlâ oturduğu Marmaris'teki yazlık evimize gidiyorduk. Otomobilde bir sorun çıktı, geceyi Aydın'da bir otelde geçirdik.
Tren koridoru gibi cam kaplı bir koridoru vardı ve odalar o koridora açılıyordu, muhtemelen eski bir konaktı. Sabah 'transistörlü' radyodan 'Barış Harekatı'nın başladığını öğrendik.
Bir süre ne yapacağımızı düşündük, yola devam etmeye karar verdik. Marmaris'e vardık. Ortalığı kızılca kıyamet kaplamıştı. Herkes evleri boşaltıp gerisin geriye gitmeyi düşünüyordu.

ECEVİT GENEL BAŞKANLIĞI ALDI
O gece televizyonda Ecevit'in "Biz aslında savaş için değil, barış için gidiyoruz, sadece Türklere değil Rumlara da barış getirmek için Kıbrıs'a gidiyoruz" dediğini duydum. Harekat üç günde sona erdi. Cenevre'de görüşmelerin neticesi ne olacak, savaş yeniden başlayacak mıydı? Nihayet parola geldi: "Ayşe tatile çıksın." Bu, Dışişleri Bakanı Prof. Turan Güneş'in Başbakan Ecevit'e ikinci hareketin başlatılması için verdiği işaretti. Ve başladı. Bu defa eski heyecan ve şevk yoktu. İnsanlar büsbütün ürkmüştü. Ecevit toplumu yaptığı her şeyin doğru olduğuna ikna etmeye çalışıyordu. Bununla birlikte diğer hükümetlerin, hatta büyük tarihsel prestijine rağmen İnönü'nün yapamadığını gerçekleştirmişti. Bu, o tarihsel kişiyi belki de ikinci kez yenişiydi. İlkinde kurultayı kazanmış, genel başkanlığı elinden almıştı. Şimdi de bir konuda tarihteki yerini alıyordu.
Nihayet ikinci hareket de durdu, durduruldu ve olaylar yatıştı. Şimdi harekatın başka bir dönemi yani iç politikaya dönük yanı başlıyordu. İktidarda CHP-MSP koalisyon hükümeti vardı.
Necmettin Erbakan, başbakan yardımcısıydı.
Kısa sürede Ecevit 'Kıbrıs Fatihi' oldu. Fakat Erbakan bu unvanı ona bırakmak istemedi. Kendisi de 'Mücahit Erbakan' adını aldı. Çekişme hızlanmıştı.
Ecevit, Kıbrıs çıkarmasıyla elde ettiği büyük prestiji oya dönüştürmek istiyordu.
Erken seçim yapmanın yollarını aramaya başlamıştı. Nihayet Deniz Baykal, yıllar sonra da sürdüreceği öngörüsüzlüklerinden birini öne sürdü. Koalisyon dağılırsa, sağ partilerin bir araya gelemeyeceği düşüncesini Ecevit'e kabul ettirdi. O da bir bahaneyle koalisyonu bozdu. Ne var ki, Demirel, daha sonra Cephe Hükümetlerini kurdu ve Türkiye, 1980'e kadar çalkantı dönemine girdi.
Kıbrıs Çıkarması'nın nesnel yanına bakarsak, bu hadiseyi dönemin 'sol politikalarından' ve hatta sol psikolojisinden ayrı düşünmemek gerekir. Ecevit CHP Genel Başkanlığı'na bu rüzgarla gelmişti. Başbakanlığının ilk günlerinde, o tarihte yürürlükte olan haşhaş yasağını kaldırmıştı. Bu ABD'ye meydan okumaktı. Kıbrıs Çıkarması, bu zincirin bir başka halkasıydı. Ecevit, bu girişim için direnmişti. Ortaya gerçekten bir şahsiyet koymuştu ama dünya bu bedeli, o Soğuk Savaş yıllarında Türkiye'ye ödetti. İkincisi, sonu düşünülmeden başlatılmış bu girişim Kıbrıs konusunu bugüne kadar Türkiye'ye bir ayak bağı yaptı. Türkiye'nin AB ile olan ilişkisi bu sorundan etkilendi. Avrupa tutumunda yanlış ve haksızdı. Bugün de öyle. Buna mukabil bir vaka olarak mevcut Kıbrıs hayatımızda, 40 yıl sonrasında bile...

TÜRKİYE MÜDAHALEDE HAKLIYDI
Üçüncüsü, Kıbrıs Çıkarması, Ecevit'e 1977'deki tarihsel başarısını getirdi. Fakat hiçbiri olumlu bir sonuç üretmedi.
Hatta çok olumsuz bir gelişmeye yol açtı. Kıbrıs Çıkarması nedeniyle 1973'te gene bizzat Ecevit'in gerilettiği ordu ve 12 Mart sendromu yeniden ortaya çıktı. Harekat, orduya ayrıcalıklı bir yer kazandırmıştı. O da bunu sonuna kadar kullandı. Her şey 12 Eylül'de yeni bir evreye girdi. Türkiye, Kıbrıs müdahalesinde haklıydı. Ecevit, güçlü, kararlı, kişilikli ve başarılı bir politikacı olarak hareket etti. Ama nefesi yetmedi. Süreci sonuçlandırmadı, sonlandıramadı.
Gene de 1992'nin başında Atina'da bir toplantıya katıldığımda karşılaştığım bir Yunan siyasetçi "Ecevit başta kalsaydı bu sorun daha kolay çözülürdü" dedi.
Ne tesadüftür ki, dönüşte Bülent Ecevit ve eşleri Rahşan Ecevit'le İstanbul-
Ankara bağlantı seferinde karşılaştık.
Uçağın en arkasına oturdular, ben de oradaydım. Bir Orta Asya ülkesinden geliyorlardı. Bu konuyu aktarmak için izin istedim. Siyasetçinin adını vererek bu görüşü anlattım. Dikkatle ve şaşırarak dinledi "Ama ben yönetimdeyken bu görüşte değillerdi, tersine beni engellemeye çalışıyorlardı" dedi. Sonra da ben sorunca, biraz soğuk almış Rahşan Hanım'ı rahatsız eden koşulları anlattı, 1977'de ben onun çıkardığı Özgür İnsan dergisinde çalışırken konuştuğumuz İngiliz şair Eliot'tan ve şiirden söz açarak Ankara'ya indik. Her zamanki gibi beline kadar eğilerek elimi sıktı, ayrıldık.
Acı kahvenin 40 yıl hatırı var derler.
Acı çıkarmanın da 40 yıllık hatırası oluyor!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.