YAZARA MAİL GÖNDER Bir 'hizmetzede'nin tatil anıları

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Eskiden sevmezdim ve tatil için çalışıyoruz türünden sözler aklıma yatmazdı. Sonra yaşım ilerledi. Bense çalışmalarımı azaltmak bir yana çoğalttım. Şimdi yaz tatilini dört gözle bekliyorum. Ama tatil zor iş. Tatili tasarlamak, tatil yolculuklarına çıkmak, o sırada yazın bin türlü derdiyle, kalabalığı ve sıcağıyla uğraşmak başlı başına bir sorun. Bir de turizm denen bir bela var karşımızda, içimizde. Binlerce insanla uğraşıp duruyorsunuz. Hizmet veren de alan da perişan... Bu sadece Türkiye'de böyle değil. Dünyanın her köşesi 'turistik' olmaya çalışıyor. Olan her yer bu dertlerle boğuşuyor.
Gerçekten de yazın milyonlarca insan tatile koşuyor. Financial Times her yıl olduğu gibi bu yıl da 'ideal tatil' anketini yayınladı. İlgiyle okudum.
Herkes kendince bir şey anlatıyor, ilginç olanı kendince tanımlıyor. Gerçekte hepsi birbirine benziyor bu 'ilginç tatil'lerin. O zaman anlıyorsunuz ki, her şey, insanın kendisine göredir. Genel, herkes için geçerli olan bir tatil yoktur. Benim için ideal tatil esasen evde kalmak ve çalışmaktır.
Ama denize girmek en sevdiğim şeylerden biridir. O zaman formül değişiyor: sessizlik içinde denize gireceğim, çalışabileceğim, bir kaç tarihten kalma yer göreceğim bir tatildir.
Geçenlerde bazı sağlık sorunlarını ayrıca bahane ederek kısa bir tatil yaptım, Bodrum'a gittim diyeceğim ama doğru olmayacak. Bodrum'da uzak, sessiz, neredeyse ıssız bir koya çekip, bu köhne bedeni biraz kalafata aldım. Öldürseler Bodrum'a inmezdim. Uzaktan, yani havaalanından kaldığım yere giderken dahi kasabanın ne hale geldiğini görebiliyordum. Görmediklerimi de doğru tahmin edebilecek yaş ve tecrübedeyim. Düşünün ki, herkesin, nedendir bilmem, gitmek için can attığı bu Bodrum tam bir 'bodrum' olmuş durumda. Düşünün ki, kentin havaalanına erişimi sağlayan ana caddesinde bir tek şerit çizgisi yok, yol patlak çatlak, ışıklandırması sorunlu ve mesela havaalanını işaret eden bir tek levha bulunmuyor.
Mesela bu yol meselesi çok önemli. Bodrum, büyük bir bodrum olduğu için herkes birbiriyle görüşmek istiyor. Bir koydan diğerine gidiyor sürekli olarak. Bu mesafeler 35-40 kilometreyi buluyor. Ve yol yok. Keçi yollarından, patikalardan sağlanıyor erişim. Kanalizasyon bir başka sorun.
Bunları çözmeden bodrumun Bodrum olması bana göre olanaksız.
Bir diğer husus malum çevrelerin eğlenme alışkanlıkları. İstanbul'daki bir lokantada öğlen yemek yiyenler akşam o lokantanın Bodrum şubesinde kuyruğa giriyor. Gel de anla...

ARTIK ESKİ BODRUM YOK
Ama 1980'lerin başında gittiğimiz Türkbükü'ndeki Oktay'ın pansiyonuyla tanıdığımız Bodrum'da değiliz. Olması gerektiği gibi sermaye gelmiş.
Yat limanları, marinalar, büyük oteller yapılmış. Onlar olmadan Bodrum'un uluslararası bir turizm merkezi olması mümkün değil. Garip bir şekilde Türkiye'de herkes kendinde her şeyi yapmak, yorganla ayağı hiç ölçmemek gibi bir tutum içinde bulunduğundan buralarda uygulanan fiyat politikalarına falan itiraz ediyor ama kulak asmayın. Her yer benim keseme göre olmak zorunda değil. Açılan her yere gitmek mecburiyetim yok. Dolayısıyla pahalı turiste yönelik yatırımlara itiraz etmek saçmalık. Dileyen dilediği parayla istediği yere gider. Ama başka bir şeyi çok önemsiyorum. Bana göre bir yaz tatilini cehenneme çeviren o şeyi...
O şey hizmettir; yani servistir. Kimse kusura bakmasın, gücenmesin ve aldanmasın. Hizmet bakımından hayatımız gerçekten bir cehenneme dönmüş durumda ve bal gibi aldatılıyoruz. Nedenini açıklayayım.
Türkiye son 10 yılda çok büyük bir hamle yaptı. Uluslararası sermaye geldi. Zenginleştik. Bunun bir neticesi olarak pahalı mekanların sayısı arttı. Ne var ki, Türkiye bu gelişmeye insan sermayesi bakımından hazırlıksız yakalandı. Ucuz emek zaten sermayenin göz diktiği bir alandır. Onu, daha çok Güneydoğu Anadolu göçünün insanlarına, çocuklarına yönelerek sağlamaya çalıştı. Başardı. Fakat bu insanlar ne daha önce bir eğitim görmüşlerdi çalıştıkları alanda ne de söz konusu işlere başladıktan sonra eğitildiler. O zaman iyi kötü işi bilen birinin yanında bir şeyler yapmaya çalışan, dolayısıyla da yapamayan insanlarla muhatap oluyoruz.
Benzeri bir durum İngiltere'de yaşandı. Orası da kendisini aşacak ölçüde zenginleşti ve sınıf atladı. Lüksün merkezi oldu. Ucuz emeği eski Doğu Avrupa ülkelerinden, Rusya'dan karşılıyor. Ama dillere destan İngiliz hizmet sektörü kendisine gelen o insanlara dil öğretiyor, balta gibi Rus aksanlarını buduyor, takır tukur tavırlarını törpülüyor ve kendi geleneği içinde yetişmiş biri olarak çıkarıyor hizmet alacakların karşısına. Eh, gelenek dediğiniz de bu işlere yarar...

SORUN İŞ BİLMEZLİK
Bizde taksici de, damacana suyu dağıtıcısı da, garson da aynı dertten muzdarip: İş bilmezlik. Bu sorun İstanbul'da da geçerlidir, başka bir kentte de. Ama en çok tatil yerlerinde yaşanıyor. Bunda alınacak, darılacak bir şey yok. İnsan harcadığı paranın karşılığını ister. Bunun çok para olması gerekmez. Taksici yol bilecek, temizlikçi kadın ütülerken gömleğinizi yakmayacak, garson çorbayı tepenizden aşağı boca etmeyecek.
Ama gelin o milyonlarca milyonlarca dolarlık yatırımlarda, o bir tabak yemeğe şu kadar paranın ödendiği lokantalarda, gecesi bilmem kaç liradan kalınan otellerde hizmet verenlere bakın. Aldığınız hizmet içler acısıdır. Fazla uzatmaya gerek yok...
Biz turisti aldatmayı hep fahiş fiyat istemekle eş tuttuk. Buna açık aldatma diyelim. Bir de işte bu var: Gizli aldatma, yani ona kötü hizmet verip aynı parayı istemek. Bunun diğerinden farkı sadece turistle sınırlı olmaması her yerde, her zaman karşımıza çıkması. Mekansız ve zamansız olarak...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.