YAZARA MAİL GÖNDER Zeki Müren: Türkiye

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Bütün hayatını bir 'performans' olarak tasarladı. Başarısı hayatı bir sahne olarak görmesindeydi. Tüm Türkiye'yi okuyup çözümleyecebileceğimiz bir maden Zeki Müren

Akşamüstüydü ama hâlâ sıcaktı. Taksiye binip, Bodrum'da bir yere gideceğim ama o da yok. Durakta, ağacın altındaki banka oturdum. Telaşlı birkaç ayak sesi duyunca başımı kaldırdım. Devasa ölçülere ulaşmış bir beden, yanındakilere dayanarak ilerliyor. Koskoca Zeki Müren, yokuştan inerek yaklaşıyor. Ayağa kalktım, banka davet ettim. Herkesin tahmin edeceği inceliklerle, nefes nefese bir halde teşekkür etti. O ses, o diksiyon, heyecanıma rağmen beni gülümseten nezaket.
"Efendim" dedim, "sizi zaten tanıyoruz, fakat evde de bir anınız anlatılıp durur. 1966 yılı, annem ve babam, sizi bir tiyatroda, Yıldırım Önal'ın Satıcının Ölümü'nde görmüşler. Hepiniz izleyiciymişsiniz. Aranızda konuşmalar geçmiş. Annem sizin boynunuzdaki bir kolyeyi beğenmiş. Annenizin olduğunu söylemişsiniz..."
"Ah" dedi, "Hatırlamaz mıyım, Ankara'da, Küçük Tiyatro'da. Arkamda oturuyorlardı. Oyun geç başladı. O vakit konuştuk. Babanız şöyle çok yapılı, çok yakışıklı. Anneniz minyon. Babanız bir de tekerleme söyledi. Ama ben de altta kalmadım. İki gün sonra bir başka oyunda karşılaştık. Eski Ankara..."

O HAFIZA, O ZEKA
Bodrum'un uğultusu dindi, benim başımda bir uğultu başladı. Sene 80'lerin sonu. Zeki Müren, bir oyunda karşılaştığı annemi ve babamı anımsıyor. Olayı anlatıyor. Bir kaç kelime daha konuşuyoruz, bir büyük araba geliyor, onu alıyor, gidiyorlar...
O hafıza, o zeka olmasaydı, şimdi Beyoğlu Yapı Kredi'de devam eden Zeki Müren sergisinde bir kere daha görülen başarı olamazdı. Çünkü, Zeki Müren 50'lerde ortaya çıktı ve o tarihlerde yaptıklarını yapmak kimsenin harcı değildi. Arkasında bir sahne geleneği vardı. Ama her şeyimiz gibi o da karmakarışık bir haldeydi. Münir Nurettin Selçuk, sahneyi, 'Batılı' ve akademik bir şekle sokmaya çalışıyor, onu 'konser'le bütünleştiriyordu. Müzeyyen Senar ve diğer 'radyoevi' sanatçıları ise sahneyi değişen toplumun belli bir kesimi için bir eğlence mekanına dönüştürmeye çalışıyorlardı. Bunu başarmışlardı da.
Fakat o sahne her şeye rağmen yavandı. Zeki Müren işe oradan başladı ve bu zorlu meseleyi çözdü. Birincisi, sahneyi kurumsallaştırdı. Onu, popüler bir mekanla akademik bir mekan arasında bir yere oturttu. Sahneye girerken servis duruyordu, o ağır parçalar okuyordu. Herkesi büyüleyip, tam bir huşu içinde kendisine bağladıktan sonra, bir eğlence, hatta Dionisyak bir vecd ortamına çeviriyordu gazinoyu. Fakat daha önemlisi, sahne, Zeki Müren için kendi aykırılığını, ayrıksılığını yaşadığı ve bunu neredeyse lokma lokma topluma yedirdiği, benimsettiği bir alandı.
Başlangıçta, ilk yıllarda daha kontrollü olmasına karşın, Zeki Müren ömrünün geri kalan kısmını bir travesti olarak yaşadı. Olağanlar bir yana üstün zekalardan bile daha üstün olan zekası ve akıl almaz mertebedeki yeteneğiyle toplumu bu çizgide manipüle etmeyi başarmıştı. Her zaman mürai olan toplum da, ayrıca incelenmeye muhtaç nedenlerle bu oyuna katılmıştı.
Zeki Müren'in çift cinsliliğine mukabil toplum da çift kişilikli, çift ahlaklıydı. Onun ne olduğunu biliyor, o da ne olduğunu, ne yaptığını biliyor ama iki taraf da birbirini belli bir ahlak ve kabul çizgisinde benimsiyordu. Zeki Müren'in bir noktadan sonra hızla kiçe kayan, kiçleşen estetiğinin altında bu 'eklektik' yapı vardı, yani 'toplama', içinde her şeyden bir parça bulunan garip kaotik bir yapı.
Halk ona 'Paşa' diyordu, o da onlara, Amerikanca tabiriyle söylersek 'ego masajı' yapıyordu. Neticede, kadın olduğunda erkek kabul ediliyor, erkek olduğunda kadın diye görülüyordu. Daha ne olsun?

GENELGEÇER AHLAKA UYDU
İlginç olan şu: Zeki Müren, bütün o farklılığına rağmen, genelgeçer ahlak anlayışından, toplum ortalamasının kabul ettiği değerlerden hiç taviz vermedi. Aksine bütün maksadını o çizgide yürümek olarak tespit etmişti. Dinle olan ilişkisi, kestirdiği kurbanlar (hatta Meksika'da bile kurban kestirmiş veya bir Meksikalı kılığına girmiş kurban kestirirken), okuduğu dualar bir yandan, askerle olan ilişkisi, servetini Silahlı Kuvvetler Vakfına bırakması bir başka yandan bu maksadı matuftu. Bununla, milliyetçi-mukaddesatçı bir ortalamayla kendisini özdeşleştirmek, o yoldan da halkla bütünleşmek istemişti. Ramazan'da sahneye çıkmaması, kandillerde program yapmaması hep aynı cümledendi. Sonuç olarak ortaya biraz tabasbusa dayalı, hayli ağdalı, abartmalı, neredeyse tamamen gerçek dışı bir profil çıktı. Etek giyip onu gladyatörlük ve Sezarlık diye sunan, gösterdiği saygının narsisistik bir mesafe oluşturma çabasına dayalı yapaylığını bilen, en önemlisi kadınsılığını sadece bir sahne hali diye kabul etmiş görünen halkın mı Zeki Müren'le, yoksa Zeki Müren'in mi halkla oynadığı üstünde ayrıca düşünmek gerekir.
Bütün bunlarla birlikte baktığım zaman Zeki Müren'i Türkiye tarihinin gerçek manada bir modernleşme durağı olarak görmek mi gerekir? Bilmiyorum. Her şeyi kendisine göre modernleştirdi. Bunda kuşku yok. Toplumsal dönüşümün ortasında yer aldı. 1950'ler sahne, radyo ve sinemanın keşfiydi. 1970'lerde arabeske kaydı. 1980'lerde büsbütün farklılaşan bir topluma daha fazla ayak uydurmayarak ama toplumu yanında tutmayı başararak ve kendi mitolojisini kurarak kenara çekildi. Zeki Müren'in, inzivaya çekildiği yerden de bir efsane olmayı sürdürmesi sahnede aynı rolü oynamasından daha zordu. Asıl zekası bunu başarmasındadır.
Zeki Müren büyük bir yetenekti. Sesi, tekniği, diksiyonu ve her şeyi eşsizdi. Ama aynı Zeki Müren, baştan beri anlattığım şu 'halk dalkavukluğu' ve 'popüler sanatçı' olmak hevesiyle Türk müziğine yeteri kadar hizmet etmedi. Oturup klasiklerden mesela bir 30 parçayı plağa okumadı. Gündelik olanla yetindi. Zeki Müren bütün bir hayatını bir 'performans' olarak tasarladı. Konuşma tarzından kılığına, cinsel kimliğinden sahne etkinliğine kadar her şeyiyle bir performanstı. Girin Youtube'a kendisiyle yapılmış röportajları izleyin. Komikliğe varacak ölçüde bir tiyatronun o derecede ciddiyet içinde cereyan edişine insan ne ad vereceğini bilemiyor.
Zeki Müren'in başarısı hayatı bir sahne olarak görmesindeydi. Bütün Türkiye'yi okuyup çözümleyeceğimiz bir maden Zeki Müren.
Kısacası, Zeki Müren eşittir Türkiye!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.