YAZARA MAİL GÖNDER Gerçek liberaller, sahte liberaller ve barışın ilanı

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Başbakan'ın başlattığı çözüm ve barış süreci muhteşem bir finalle noktalandı... Türkiye'de savaşın bittiği -gören gözler için- ilan edildi... Bu ülkenin dağlarında hiçbir genç ölmeyecek artık... Bu ülkenin hiçbir anası ağlamayacak artık... 21 Mart 2013 barışın ilan edildiği gündür... Ve buna en çok sevinmesi gereken de özgürlükçü ve demokrat aydınlardır yani liberal aydınlardır...

Oysa kendileirne "liberal aydınlar" denen ama bir kez bile liberal olduğunu söylememiş, liberalizmin entelektüel tarihini de hiç bilmeyen kimi eski Marksistler, özlerindeki kolektivist ve totaliter ideolojiye uyarak utanç verici şekilde barış ve çözümden rahatsızlık duyuyorlar... Kişisel kibirleri ve takıntıları yüzünden Recep Tayyip Erdoğan'ın barışı sağlamasını ve Kürt meselesini çözmesini istemiyorlar... Son üç yıldır tüm siyaseti, toplumu ve hayatı tamamen yanlış okuduklarını, açıkçası rezil rüsva olduklarını itiraf etmekte zorlanıyorlar... Çözüm müzakereleri sürerken "Erdoğan MHP'lileşiyor" diye aptalca yazılar yazdıklarında "Nefsani saçmalıklara yenilmeyelim,siyaseti doğru okuyalım" dedik ve o zaman kötü çocuk olduk... Nefsani saçmalıklarına yenildiler, zamanın ruhunu doğru okuyamadılar ve eğer özeleştiri yapmazlarsa Öcalan'ın söylediği gibi tarihin çöplüğünü boylayacaklar... Şu an onları ayakta tutan iki güç savaş isteyen PKK'lı şahinlerle "Devleti biz yönetiriz. Sivil hükümet de buna uyar" diyen yeni vesayetçi bürokratik çevrelerdir... Çoğunu tanıyıp sevdiğim bu yazarların kan akmasını isteyen marjinal manyaklarla sivil hükümete vesayet etmek isteyen psikopat bürokratların güdümünde olması ne kadar utanç verici... Ama şunu söylemeliyim ki Hasan Cemal asla bunlardan değildi. Son yaşadığımız Cemal olayı tam anlamıyla bir kepazeliktir. Çok detaylı bildiğim o konuyu ayrıca yazacağım...

Şimdi gerçek bir liberal-demokrat entelektüelin yazısından bahsetmek istiyorum... Eğer "Barış sürecinde liberallerin tavrı nedir" deniyorsa bu yazıya bakılmalıdır... Liberal Düşünce Topluluğu denince ilk akla gelen isim olan Atilla Yayla çözüm sürecine her liberalin destek vermesinin zorunlu olduğunu özetle şu satırlarla yazıyor:

"Başbakan Erdoğan'ın öncülüğünde Kürt probleminin çözümü için yeni bir süreç başlatıldı. Savaş çığırtkanı ve ölü sever olmayan herkesin bundan memnuniyet duyması gerekir. Gerisi sadece ve yalnızca teferruattan ibarettir. Şüphesiz, çözüme hangi noktada ulaşılacağını, süreci başlatanlar ve sürecin ana tarafları dâhil, hiç kimse bilemez. Adı üstünde, süreç ilerleyecek, müzakereler yapılacak, alınacak ve verilecek ve bir noktada bir çözüme ulaşılacak. 'Başlamak yapmanın yarısıdır' derler. Bu yüzden, başta Erdoğan olmak üzere süreçte yer alan herkes takdir ve teşekkürü ziyadesiyle hak ediyor. Ancak, çözüm arayışlarının başarıya ulaşması ciddî bir toplumsal destek bulmasına bağlı. Başbakan ülkenin en büyük partisinin lideri olarak, tabanını ikna etmeye çalışıyor ve bunda hayli başarılı. BDP de eskisine kıyasla daha yapıcı bir dil kullanıyor, sürecin kazaya uğramaması için dikkatli davranıyor. Milliyet gazetesi üzerinden yapılan ifsat atağına rağmen medyanın da nispeten iyi gittiği söylenebilir. Ne yazık ki anamuhalefet partisi CHP ve Türk milliyetçiliğini esas alan MHP için aynı şeyi söyleyemem. MHP doğrudan ve açıkça barışçıl çözüme karşı. Savaşın şiddetlendirilmesini ve kaç cana ve neye mal olursa olsun Kürt nüfusunun bastırılmasını istiyor. Bu, MHP'nin geride bırakılan 30 yılın acı ve kayıplarından ders almadığını gösteriyor. CHP ise net bir pozisyon alamıyor. Parti içinde bir grup süreci desteklemek isterken "ulusalcılar" denen diğer kesim MHP'ye yakın duruyor. Bu çok üzücü, zira, çözüme odaklı ve milliyetçiliği değil ortak anayasal vatandaşlığı merkeze alan bir CHP çözüme gerçekten çok katkı sağlayabilir, çözümün onuruna ve olacaksa siyasî getirisine ortak olabilir. Henüz iş işten geçmiş değil. Umulur ki CHP doğru olanı görür ve rotasını o istikamete kırar.

Kuşkusuz, bu problem sadece partilerin değil, herkesin, bu arada aydınların da problemi... Sosyalistlerin demokrat olanları ve milliyetçilikten daha az etkilenenleri çözüme destek verme eğiliminde. Ancak, bunlar azınlık. Geniş sosyalist çevreler bir şekilde çözüm sürecinden rahatsız. İlginçtir, bunun sebeplerinden biri, çözümü AK Parti'nin sağlaması ihtimali. Solun bu kesimi zaten kendinde kerameti kendinden menkul bir üstünlük ve haklılık vehmediyor. Şiddeti "ama"sız ve bir ilke meselesi olarak kınayamıyor. Haklı haksız şiddet ayrıştırmasıyla PKK şiddetini açık veya örtülü olarak onaylıyor.

LİBERAL YAZARLAR DA KİM?
Ya liberallerin çözüm sürecine karşı tavırları ne? Kimi köşe yazarları arada sırada "liberallere" atfen değerlendirmeler yapıyorlar... Bu kastedilen isimlerin hiçbirinin liberalim dediğini veya yazdığını duymadım. Gözümden kaçan bir beyan varsa bundan haberdar edilmekten mutluluk duyarım. Asla liberalim dememiş olanlar nasıl olup da liberalleri temsil edebilir? Bu akla ve vicdana sığar mı?

Sürece ben nasıl bakıyorum? Elbette liberal açıdan bakıyorum ve şunları görüyorum. Bir liberal için belki de en önemli şey toplumsal hayatta şiddetin asgariye indirilmesidir. Bunun yolu her kişinin ve her grubun kendi hayatıyla ilgili kararları almakta özgür olmasından geçer. Hiçbir gerekçe bu hakkı ortadan kaldıramaz. Toplumsal grupların beraber yaşaması gönüllü olarak ortak hayatı sürdürmeyi istemelerine bağlıdır. Bunun için herkesin haklarda eşit olduğuna kani olması gerekir. Türkiye, Kürtlerin nazarında bunu sağlayamıyor. Dolayısıyla, mevcut siyasî statünün Kürtlerin talepleri lehine değişmesi şart. Nereye kadar değişeceğini önceden bilemeyiz, ama bundan endişe etmek ve kırmızı çizgiler çekmek anlamsız. Çizgileri hayatın ve toplumsal yapının kendisi çizecektir. Meselelerin tam bir ifade özgürlüğü içinde tartışılabilmesi problemin gerçek boyutlarını görmeyi ve işler çözüm yolları bulmayı mümkün kılar. Bu çerçevede, demokrasi ve ifade özgürlüğü genişledikçe PKK şiddetinin meşruluk debisi azalır. Milliyetçilik, çözümde pusula görevini üstlenemez. Türk milliyetçiliği ne kadar meşruysa Kürt milliyetçiliği de o kadar meşrudur. PKK kayıtsız şartsız ve bir daha geri almamak üzere silah bırakmalıdır. Kürt hareketi siyasete ve sivil eylemlere yönelmelidir. Türkiye devleti de PKK'ya endekslemeden Kürtlerin gasp edilen haklarını iade için cesur adımlar atmalıdır. Bence, sağlıklı bir liberal bakışın ana hatları bunlardır..."

İşte, Yayla'nın yazısından özetlediğim gerçek liberal tavır budur... Liberalizmin evrensel ilkelerine ve entelektüel tarihine uygun tavır budur... Dünyanın hiçbir yerinde bir silahlı gruba "Sakın silah bırakmayın, silah tek kozunuz. Savaşa devam edin" diyen bir yazara liberal-demokrat denmez... Bu tavır ancak totaliter zihniyetli yazarlar tarafından ifade edilir... Dünyanın hiçbir yerinde barışı başlatan Başbakan'a kişisel takıntıları ve düşmanlığı sebebiyle "Barışı bu Başbakan sağlayacağına, barış olmasın daha iyi" diye tavır alan birine liberal denmez. Doğrudan ya da dolaylı bir dille savaşın devamından yana tavır koyan biri vahşi biridir. Böyle patolojik birine aydın da denmez, yazar da denmez; böyle biri uygar bir ülkede köşe falan da yazamaz... Böyle bir zihniyetin hak ettiği şey medeni ortamlardan tasfiye olmaktır... Nitekim böyle manyakça tavırlara girip sonra da "Özgürlükçü ve demokratım" diyenler tarihin çöp sepetini teker teker boyluyor... Bunlar daktiloların miadını doldurup piyasadan tasfiye edilmesinden farksızdır...Ş u an Türk entelektüel hayatı bu süreci yaşıyor...

Atilla Yayla'nın bu tavrını örnek alması gereken sadece eski Marksistler yeni sözde liberaller değildir. Eski sağkolektivist olup sonradan liberal olanlar ve kimi LDT üyeleri de bir daha dikkatle okumalıdır bu yazıyı... Her türlü bürokratik vesayete karşı sivil hükümetin yanında olmak da liberal-demokrat olmanın ön koşuludur... Asker bürokratların vesayetine karşı olmak yetmez, her türlü bürokratik vesayet girişimine karşı olmak şarttır... Yoksa ne derseniz deyin tıpkı Kemalistler gibi hiçbir hükmü kalmaz sözlerinizin ve tarihin çöp sepetine atılmak için sıranızı beklersiniz... Sonra ağlamayın...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.