YAZARA MAİL GÖNDER 2010 Haziranı'nda başladı aşkımız...

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

"Bilmeliyiz ki bu çağda aşklarımız ve inançlarımız işgal altındadır.Bu işgale direnmek, işgalcilere haddini bildirmek her insan gibi insanın görevidir. Aksi halde insanlık kazanamaz."

Güzel bir pazar günündeyiz... Gelin içinde yaşadığımız yoğun siyasi gündemden uzaklaşalım biraz. Geçenlerde, 20 Haziran günü, kütüphanemi düzeltirken Nagehan'la aşkımızın başladığı günün fotoğrafları karşıma çıktı birden... Ve tesadüfe bakın ki bizim aşkımız da tam üç yıl önce bir 20 Haziran'da başlamıştı... Şimdiyse evliyiz ve bir ay kadar sonra iki kızımız dünyaya gelecek. Bir anda bu üç yıl gözümün önünden geçti. Dolu dolu yaşanmış bir üç yıl... Aklıma ilişkimizi herkesten sakladığımız ilk günlerde çıktığımız Şam ve Beyrut seyahati geldi. Bir anda karar vermiştik ve iki saat sonra uçaktaydık... O zaman Suriye, Lübnan coğrafyası sakindi. Fırtına öncesi sessizlik günlerindeydi...
Beyrut'un Raouche semtinde, denizin ortasında bulunan meşhur kayaya bakan yamaçtaki Petit Cafe'de yazılarımızı beraber yazmıştık... Arap dünyasının büyüleyen kadın seslerinden Feyrouz çalıyordu. Beyrut'tan bahseden bir şarkı söylüyordu aslen Mardinli olan Feyrouz... Çağdaş Arap müziğinin kraliçesi... İçten, derin ve aşkla icra edilmiş bu hüzünlü şarkılar insanın ruhuna nüfuz ediyordu. Kalbinizin antenleri açıksa etkilenmemeniz imkânsızdı...
Rahmetli Ümmü Gülsüm de başka bir gezegenden gelmiş bir sesti âdeta. Feyrouz'u dinledikçe yakın dönem Arap tarihinin bitmez ıstırabını hissediyordum. Feyrouz belki kavuşamadığı aşkından bahsediyor ama ben özellikle son 60 yıldır Arap dünyasının yaşadıklarını düşünüyordum bu hüzünlü, buğulu ve içli sesi dinlerken. Feyrouz'un sesinin arka planında acı acı çalan keman bana muhteşem Beyrut şehrinin bitmeyen iç savaşını daha derinden hissettiriyordu...

ŞEHR-İ KADİM ATMOSFERİ
Yakın dönem Arap tarihinin ana travması olan İsrail üzerine konuşmuştuk Nagehan'la... İsrail küçücük bir ülkeydi. Fakat bu küçücük varlığıyla bile tüm o dev Arap coğrafyasının kimyasını geri döndürülemez biçimde hasara uğratmıştı. Arap dünyası halen başarısızlık, kaybetmişlik ve yenilmişlik psikozuyla ağır bir travmaya saplanmış vaziyette yaşamaya devam ediyor... 'Galip!' İsrail'in kendisi çok mu farklı? İsrail de o kadar gelişmişliğine rağmen travmatik ve paranoyak bir ülke hâlâ... Arap müziğinin soylu hüznü, inanılmaz bir içtenlikle her an ağlamaya hazır tondan şarkılarını icra eden Arap solistlerinin sesleri bu coğrafyayı özetliyor aslında...
Beyrut'tan evvel, şu an adım adım yok olmakta olan Şam'a gitmiştik... Eski Şam bambaşka bir tabiat, insan ve hayat tasavvurunu damarlarınızda hissedebildiğiniz bir yerdi. Şam'ın şehr-i kadîm bölgesi, modernizmin yıkıma uğratamadığı geleneksel şehir yaşantısının insan ruhuna nasıl iyi geldiğinin kanıtıydı... Modern kent olgusu sistematize, standardize, planlanmış, düzenlenmiş ve netti... Geleneksel şehir ise sürprizli, girift, kaotik, düzensiz ve muğlak... İşte bu yüzden şehr-i kadîm çok büyülü bir atmosfer yaratıyor, her an her şeyin değişebileceği gizemli bir labirentte olmak, hesapsız kitapsız zamansız yaşamak, kendini mekana kaptırmak ruhumuzu aşkla dolduruyordu...

PLANLI, PROGRAMLI AŞK OLMAZ
Hakiki bir aşk yaşayabilmek için düşünülenin aksine olabildiğince geleneksel yerlere gelinmesi lazımdı. Geleneksel Şam sokaklarında bunu daha iyi anlamıştık... Başı sonu belli olan, hiçbir çıkmaz sokağı bulunmayan, nerede neyle karşılaşacağınızı bildiğiniz, cetvelle çizilmiş kentlerde ancak 'planlı-programlı' aşklar yaşayabilirsiniz. Planlı, programlı, hesaplı, kitaplı olarak yaşanan şey de aşk olamaz zaten. Şirket birleşmesi gibi aşk mı olur Allahaşkına?.. Böyle planla, hesapla inanılmış bir siyasi/ felsefi/manevi dava da hakiki dava olamaz. Bir şeye inanıyorsanız sonunu düşünmeyeceksiniz. İnandığınız yolda inançla, aşkla, sebatla yürüyeceksiniz... Ya da hiçbir şeye inanmayacaksınız; bunu da beyan edeceksiniz, sinik ve kinik biçimde Arapların deyimiyle eyyam yaparak yaşayacaksınız... Böyle bir hayatı tercih ederseniz de şunu bileceksiniz: Hiçbir zaman hakiki bir dostunuz, hakiki bir aşkınız, hakiki bir mücadeleniz olmayacak. Hakikat yolunda olanlara da saldırmayacaksınız... Aşkını, inançlarını, dostluklarını, davasını hakiki yaşama çabasında olanlar da kendine saldırtmamasını bilmek zorunda bugünün dünyasında... Bilmeliyiz ki bu çağda aşklarımız ve inançlarımız işgal altındadır; bu işgale direnmek, işgalcilere haddini bildirmek her insan gibi insanın görevidir... Aksi halde insanlık kazanamaz...

LİMON AĞAÇLARI VE NAR ÇİÇEKLERİ
Şam'ın kadim bölgesinde, yani tarihsel bağlamda hakiki Şam şehrinde kaldığımız Dar-el Yasmin Konağı'nın avlusunda su sesleri eşliğinde otururken defterime o anki duygularımız yazmıştım. Avlusunda selsebilleri, limon ağaçları ve nar çiçekleri olan, odaları bu huzurlu avluya açılan burnunuzda çeşit çeşit kokuların dolandığı Darel Yasmin Konağı ne alemde acaba şimdi... İnşallah yıkılmamıştır ve bir zarar görmemiştir... Babtouma semtindeydi Dar-el Yasmin Konağı. Babtouma bölgesi Hıristiyan mahallesiydi ama tüm varlığıyla geleneksel İslam medeniyetinin bir parçasıydı.
Hıristiyanlığın geleneksel manevi haliyle yaşandığı bir yerdi burası. İslam medeniyet tarihinin en önemli özelliği tüm kültürleri ve inançları absorbe edebilmesi, kendi cemaatsel yapısı içinde özgürce yaşatabilmesiydi...
O zaman köşemde şöyle yazmıştım: Suriye bir diktatörlük, Lübnan ise kast sistemi benzeri bir etnik federasyon... Fakat hiçbir kimlik kendini inkar etmeye ihtiyaç duymuyor. Her kimlikten insanın gelebileceği yer belli. Daha ötesini kimse tasavvur dahi edemiyor. Toplumsal kesimler arası iletişim ise çok sınırlı. Suriye-Lübnan coğrafyasının anakronik trajedisi bu...
Maalesef bu trajedi şimdi bir iç savaşa dönüştü... Belli bir cemaat kimliğinin elinde olan devlet teşkilatı halkının çoğunluğunu katlediyor şimdi... Çok acı hikayelerle dolu bu coğrafya şu an. Nagehan ile aşkımızdan lafa girdim ama anılar beni yine insanlık meselelerine getirdi... İşte bu da böyle bir pazar yazısı...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.