YAZARA MAİL GÖNDER Lafla değil AŞKLA sarıl barışa

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Adanın çiçekli yollarında hızla yürüdüm. Yeniden yazar mısın, demişlerdi. Güzel gözlü insanlardı. Medya denen cangıla, geçen yüzyıl bacakları titrek bir adam olarak başladığım yere gidiyordum. Sabahın o saatinde ekmek, gazete torbalarıyla bir iki insan var sokakta sadece. Fakat arkamda bir flap, flap sesi! Dönüp baktım kimse yok. Paranoya! Havada bir sonbahar kokusu, erkenci leylekler gitti gider. Yaz bitiyor... Doğduğum şehir, İstanbul için için yanıyor ama! Kibirli, ağzı bozuk bir kafa, kin içmiş, sarhoşlamış, yeni kapışmalar peşinde, homur homur... Ne kadar kuşa, balığa, denize bakmaya çabalasak da bir gerilim filmindeyiz hepimiz, yalan yok. Flap, flap... Ses peşimizde! Ne tarafa dönsem çatışma, nefret, yalan. Ne yöne baksam kendine konuşan savaşçı bir sayıklama. İnsanlar delirmiş, hezeyan diz boyu. Oysa sonbahar şehrin en güzel mevsimi. Tam aşık olunacak zaman! Sevecek, sevilecek bir romans vakti. Aşk, birlikte yaşamayı onaylayan bir lisan. Yalnızız hepimiz aslında, biliyoruz. Kalp heyecanı gibisi yok çünkü. İstanbul, Eylülle geliyor, mahzun ışıklar ve iğde kokularıyla. Palamutlar çıktı, denizler bereketlendi, tavalarda yağlar kızdırıldı, salataya limon sıkıldı, bekliyoruz! Baharı bekliyoruz da, nerede? Flap, flap, birileri peşimizde. İçimiz sızlıyor, kardeşler ölüyor, çok kötü. Her ölümde daha bir yanıyor canımız. Barış Süreci denen muhteşem devrim ile acı durdu sandık ama al işte bir hiç uğruna yitti gençler. Dünya daha da fena! "Alemlerin Zencilerine", "Esma Gülüşlülere" büyük zulüm var! Binlerce kişi, yüzbinlerce acı. Mısır'da, R4BİA'da, Suriye'de, kardeşler... Şöyle rahatça, hep birlikte bir "Başınız sağ olsun", bir "Allah rahmet eylesin", "Zalimler İçin Yaşasın Cehennem", bile diyemedik! Birlikte ağlayamıyoruz artık. Merhametli bir halkız ama yapamıyoruz bunu! Dünyaya sağırız, ülkemize körüz. Dişler uzadı. Bir tarafımız diğer tarafımızı tanımıyor. Yok öyle birisi... Halbuki, memlekette on yılda neler oldu? Askeri Cumhuriyetle vedalaşıldı bir kere! Barışın yüzü göründü, İMF'ye posta kondu. Aile hakimlerimiz var, otobanlar... Bu arada darbecilere halkın yumruğunu indirdik, o yumruk hala sağlam. Sosyolojik, tost-modern hiçbir darbeyi de yemeyiz, sağır sultanlar biliyor bunu. Kabul etmeli bir devrim işliyor tıkır tıkır... Şehirleri basıp yakıyoruz, bizi serbest bırakıyor mahkemeler. Şımarıklığın alemi yok. Hukuk kendini arıyor. Bu güzel, öğreniyoruz... Ama hep arkamızda o tekinsiz ses, o posta koyuş: Flap, flap! Çünkü halının altında bir yılan başını kaldırıp durmakta, iyi sıhhatte olsunlar diyorum! Flap, flap. Hay Allah! Bir baktım, ayakkabımın tabanı ayrılmış, topuktan sarkmakta. Bütün gürültü oradanmış meğer. Rahatladım. Flaplayarak bakkala girdim, bir yapıştırıcı aldım. Vapurda sürdüm, üstüne bastım. Ne flap kaldı, ne o tatava! Yapışkan, mühim bir meseleymiş hayatta. Ne diyordum? Hah, lafla değil aşkla sarıl sen barışa Çekirge! Öyle yapışıyor parçalanmış ruhlar, kentler, ülkeler... Ben bazen o Maçkalı-Gezici Jale'ye konuşacağım ya, yine de sen beni anla: "Bir tek AŞK verilmemiştir Şeytana!" Başlıyoruz. Hadi bismillah...

Ah Jale ah...
Güneş panelini polise atmak isterken damdan düşüp ölse ne olur? Biz yine kanarız o gençle birlikte. Ama senin gazeteler Jale, koca 8 gazete, direkt, polis öldürdü diye manşet atıp, ayaklanma çağrısı yaptılar ve bir özür dilemediler valla! Sen ise, kafası bin beş yüz Tıfıllarla Kadıköy'desin hala! Bir kahve içip ayılsan da öyle konuşsak diyorum, ha? Jale, sana diyorum...



CEM SANCAR

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.