YAZARA MAİL GÖNDER Şehre bir gün bir ŞEMS gelir

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Ne zaman geçmişe baksam şiirim kanar, içim yanar...

Şems, Alamut'tan yola çıktığında bir ikindi peygamberinin ilk zamanları gibiydi toprak. Resul çoktan ölmüş, mirası, dostları, torunları yok edilmiş, cahiliye post-cahiliye olarak geri dönmüş, yoksulların aç nefesinin üstünde saray kuran saltanatların altın varak şatafatına "din" denmişti.

Asrı Saadet'e dönmek isteyen baldırıçıplaklar ve torlakların Babai ayaklanması yenilmiş, dağ taş kan ağlamış, kardeşini bedel olarak bırakan Hacı Bektaş küçük bir kulübeye gizlenmişti.

Yunus fakir bir köylüydü, daha henüz ekmek mi, hikmet mi arasında bir derede paçalarını sıvıyordu. Nasreddin Hoca dersen, Haydari bıyıklarını sakalıyla örten bir hicvin erdemiyle düzen-dilinin altını oyuyordu ha bire.

İbni Arabi, "Benim kalbim ceylanlar için bir pınar, hacılar için Kâbe, Tevrat levhaları, keşişler için manastır. Ben vallahi de aşk dinini vazediyorum, benim dinim de imanım da budur" diye alemlere haykırmış ve çekmiş, gitmişti. Müritleri mezarının üstünü düzlemişler, o yüzden yobazlar yüzlerce yıl kemiklerini tarumar etmek için aramışlar da bulamamışlardı. Öyleydi.

Egemenlerin boşluklarını onların yüzlerine vuran Muhammediler yüzlerce yıl Allah nidalarıyla ayaklanıp Aşk fısıltılarıyla harcandılar bu toprakta. Öyle paşalar gördü ki bu toprak, kestiği kelleleri kuyulara doldurdu diye bazılarına iltifaten "Kuyucu Paşa" denildi. Çünkü, dervişlerin kafataslarından oluşan tepelerden korkmuştu Hegemonlar.

Ah Anadolu ah! Anam benim, canım benim...

Lakin unuttular, Allah'ın da bir sopası vardı. İstanbul şehrinde, Bursa'da, tekmil bu topraklarda, laf yetiştiremediği Büyük Sufi Bilgelerin, Hak Aşıklarının derisini soyan taassup, batan güneşin altında kızaran darağaçlarını Serez Çarşısı'na kuran reelpolitik, Selçuklu'nun da, Osmanlı'nın da dibine kibrit suyu ekti.

Ve yaşlılığında ve resmi medreselerden kurtulduğunda tasavvufun önünde diz çökmüş Gazali kadar bir samimiyetten yoksun olanlar, sonradan, "medeniyetimizi nasıl kaybettik" diye mızmızlanıp durdular.

Oysa Moğol hizmetçisi Ananas Dindarları yol gösterip onları on bin, on bin kestirmeden önce sivri dilli, iştiraki Sufiler; ta o zamanlar, Müslümanları katletmek için gelen Haçlı şövalyelerini İslâm etmişlerdi! Şövalyeler, Avrupa'ya döndüklerinde kilisenin gazabına uğramış, gizli Müslümanlar diye 100 yıl kesilip biçilmişlerdi de bitirilememişlerdi.

Elin adamı Umberto Eco bunu bildi, bizim yüksek ruhban bilemedi.

Onlar Marco Polo nam yalanbazın uydurduklarına, kiliselerin bodrum kat yazıcılarına hürmet etmeyi kendilerine uygun buldular.

Oysa büyük bir şiirdi hayat. "Mülk Allah'ındır" demeye devam eden Bedreddini daltabanlar kadar çoğuldu, çok sesliydi. Kesilmiyordu nesebi, Mevlana Celaleddin Rumi'nin diliyle "Kalenderilerin, Işıkların..."

Bugün, bu kış sabahı alnımızda birlikte yaşamak isteğinin sulhu, yeniden bakıyoruz o şiire. İlk hecesi ile başlayan, "Yoktur bizim Allah'tan başka başımızı eğecek!" diye devam eden o esaslı emanete.

Bereket yeniden ülkelerimize yağsın diye, kardeşlerimizle, canlarla, vicdanlarla birlikte ayağa kalkıyoruz. Bilgiyi, merhamet diye boynumuza asıyoruz. Yürüdüğümüz bozkırda yeşilden, çiçekten bir iz bırakıyoruz. Dikkatli bakılırsa görülüyor, geçtiğimiz şehirler, sokaklar ışıldıyor yeniden....

Zehirli hançeri yedikten sonra namazını bırakmayan bir Hazreti Ali kadar yürek yakan bir şiir ama bu hayat! Kalbin ve aklın seviyesini kah o beyin, kah bu beyin kapısında süründürmeye müptela olmuş katiplere inat sürüyor, gidiyor...

Şunu sormak istiyorum en son: O baldan tatlı ve bir zeytin ağacı kökü kadar acı Veda Hutbesi'ni dinleyenlerin en arka sırasında bir adam var, bildin mi?

İşte o çivi gibi suskun adam bizim dedemiz olmakta. Onun Bâtınında, sırrında, kalbinde o güzel peygamber oturmakta...

Sen sakın üzülme "cahillik berdevam diye" benim avarem, benim yalnız Çekirgem! Onu söylüyorum, elhamdülillah her gün, her an kesintisiz "sabbah olmakta", Şems bize doğru gelmekte...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.