YAZARA MAİL GÖNDER Beyoğlu'na VİCDANİ olarak RED

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Hava ağardı ağaracaktı. Bacaya sığınmış son kumru ötmüştü.
Bütün gece, 110 yıllık bir hanın çatı katından İstanbul'a, Cihangir'e, Tophane'ye, karşıya, Çamlıca'nın antenlerine bakmıştım. İstanbul, bu kadim şehir, gece ışıklarını yakmasa, ışıltılı kolyelerini kuşanmasa, gözlerinin altı morarmış, hor kullanılmış bir letafete benziyordu.
Resmi binalar dahil her yönde kaçak katlar, hormonlu otellerin gökyüzünü işgali şehrin yüzüne sivilce bastırmıştı. Frensiz bir mal hırsının keçi ayaklı cüceleri galeyandaydılar!
Diğer yandan Ramazan gelmişti. Nefisler sınava alınmıştı...
Kuyruklu 'Pan' cüceleri ve Ramazan karşı karşıyaydı bence! İmparatorluğun kalbinde bir sıkıntı, bir kapışma vardı. Orası kesindi.
Bu düşüncelerle serin pazar sabahında yorgun kaldırımları adımladım. İşçiler, İstiklal'in sokaklarını yıkıyor, delirmiş şehvetin sabıkasını siliyorlardı. Dağ gibi çöp birikmişti.
Teneke kutular, oburluğun dürüm kağıtları, izmaritler...
İzmaritler üstünde yatıp kalanlar. Gecenin alkol kırıkları...
Gündüzleri, İstiklal Caddesi'nde 3. sınıf bir filmden kaçmış figüranlar, Haçlı ile Sayko Sadrazam kılığında ortaya karışık durumdaydı.
Seher vaktindeyse Lut Sokağı bitap ve yıkık döküktü...
Gece buralar cehennem gibiydi halbuki!
Herkes oradaydı. Artistler, yapımcılar, hazkolikler, herkes... Güm güm gümbürdüyordu sokak. İnliyordu antik mimariler, kemikleri kırılıyordu efsanevi güzelliklerin, Pera'ya felç iniyordu...
Onlar bitiyor sokak şarkıcıları başlıyordu.
Beyoğlu, her gece ama en çok cuma, cumartesi 'uçuyordu' Çekirge! Zaten öyle demiyor muydu modernci people? Almancı, İngilizci özenti lehçeleri ve boyunlarında hedonist tasmalarıyla aldanmanın giderlerinden 'akıyorlar', karanlık mahzenlerde yarasalarla birlikte 'uçuyorlardı.' Onların mekanıydı orası, böyle kalmalıydı. "Her yer Taksim her yer Kafa bin beş yüzdü..."
Hazzın her türlüsü yerlerdeydi. Bazı bedbin ulema; "Pera ezelden beri böyledir!" diyordu.
İyi de, bu topluma öfkeli bir Frankeştayn'ın şişip durmasına ses çıkarmayanlar, Türkiye'nin ayağına çelme takıp duran şu "Nefretengiz Beyaz Kültürün" izansızlığına niye şaşırıyorlardı o zaman?
İstiklal'i insansızlaştırıp imar planını değiştirip her tarafı ticari yapan kafa, insafsız bir eğlence sektörünün bedellerini ödeyecekti ama!
Ödeyecektik. Yapılan her hatanın bir hesabı vardı bu hayatta...
Şafak sökerken Beyoğlu'nun arka sokakları mahzundu. Barlar ve kulüpler bir Amatem yüzü takınmışlardı. Paragöz Beyazların orada burada açtığı rezidanslar, elit-üstü kafeler filan içe dönmüş, düşünüyordu.
Galatasaray'a çiğ, uğursuz bir sis inmişti.
Son sarhoşları söğüşleme peşindeki gececi taksiler arasından sıyrıldım. İmam Adnan Sokak ile Mis Sokağı adeta bir mezbelelik halindeydi.
Şişeler, bar artıkları, yemek artıkları. Öylesine, sokağın ortasına bırakılmıştı ne varsa.
Sabahın o saatinde minicik kızlar, gözleri kaymış, tekinsiz heriflerin kollarında yalpalıyorlardı. Şirazesi kaymış cazgır turist kafileleri, ellerinde şarap şişeleri bağıra çağıra sallanıyorlardı. Bir bankanın vitrinine yaslanmış, düştü düşecek Che tipinde biri gözlerini açık tutmaya çabalıyordu. Ta Cihangir'e kadar kusmuklu kaldırımlar sızanlarla doluydu.
Her taraf sidik kokuyordu...
Tabii bu gidişatı görmeyen kararlarıyla kamu kurumları, semt STK'ları, benim gibi yıllarca İstiklal güzellemesi yazan şaşkın yazarlar, hepsi, hepimiz aynı sorumluluktaydık.
Yenilmiştik.
Sıkışmış bir ecnebi gettonun, kolay para ve kolonizatör bir aç gözlülükle yozlaşmış, dekadansta bir muhacir grubun, hayatın sırrını batakhanelerde arayan, fuhuşun ve "zevkten öldüren" bir sektörün dişlilerine boynunu uzatan o ıstıraplı tarihle lanetlenmiştik belki de! Hiç şansımız yoktu belki de... Bilmiyorduk...
Mevlevihane turistik bir gösteriye indirgenmişti! Neyzen dersen, şu bira şişesiyle karaciğerine TC yazan Sünger Bob'lara göre olsa olsa tefekkürlü derin bir yalnızlığa benzetilebilirdi...
Oysa, Tünel'in oradan Şeyh Galip, "Hoşça bak zatına çün zübde i alemsin sen" diye seslenmişti insanoğluna. "Sen alemlerin özüsün" demişti bize!
Alemlerin Özleri, kötü durumdaydılar. Beyoğlu'na da, bu şehre de, bu serçe bacaklı, ceylan gözlü, civan çocuklara da yazık oluyordu...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.