YAZARA MAİL GÖNDER Herkesin içinde bir AYET

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Değişiyoruz. Korkma, sönmez!
Bir kabuk kırılmakta, bir şafak atmakta. Yeni bir çağa giriyoruz, büyük bir demokrasiye, dinimizin özüne yol alıyoruz. Berrak bir suda yüzümüze yeniden bakıyoruz. Bir kardeşlik ahlakı kuruyoruz...
Her değişimin, her devrimin acıları var, düşmeleri kalkmaları var, sonradan görmelikleri, kabalıkları var. Deri sıyrılıyor, diken batıyor, sesler yükseliyor. Ete yapışan bir maske düşerken yüzümüzü kanatıyor. Kolay değil... İçimizdeki ayet yeniden bizimle konuşuyor...
Herkesin içinde bir ayet! Ayetler içimizde. Herkes kendi ayetini okuyor, tefsir ediyor. Şekle şemaile aldanma, sokakta 'hikmetler' dolaşıyor. Kimi her şeyin farkında, kimi yeni uyanıyor...
Kardeşin duymuyor da o Filistin çığlığını, ta Latin Amerika'dan has solcular duyuyor! İsrail'i terörist bir devlet olarak ilan ediyor...
"Kim Hazreti insan, kim müsvedde?" sorusu aklımızı karıştırıyor.
Hasılı kelam büyük büyük lafların kıymeti harbiyesi yok. Hayat diri bir kitap antenleri açık olana...
Bayramın birinci günü Adalar'ı -Kemalist dille konuşmak gerekirse- 'halk basınca, vatandaş toz oldu!' diye tarif etsek yalan olmaz. 'Vatandaş' göndermesi burada, düne kadar kendini efendi sanan Balo Burjuvaları olmakta...
İstanbul'un zencileri şehir hatlarına öyle bir hücum etmişlerdi ki, vapurlar akşama kadar batacakmış gibi insan taşıdılar.
Başörtülü, şemsiyelerinin altından çıkmayan teyzeler, ablalar ve denize girmesi izlenen evlatlar, çocuklar ve kocalar. Bakımsız delikanlılar, işportadan alınmış bokser'ları ile denize giren göbekli babalar ve onların bikinileri yerinde, sırtlarına krem süren karıları. Kızlarını almış gelmiş vakur aileler, ürkek kızlar, amele yanığı erkekler, yorgun yalnız kadınlar. Genel olarak işçiler, küçük esnaf, memurlar, şehri sırtlarında taşıyanlar.
Kimse yüzme bilmiyordu ama! İstanbul için boğulma vaktiydi. Neyse ki bir vukuat olmadı. Millet dizkapağı adalarında çığrıştı, durdu.
Bir ara aynı tezgahtan aldıkları tek tip fötrleri ile bir dövüş kulübünü andıran kara yağız bir gençlik takımı sökün edince... Bir ağacın gölgesine sıkıştığımız eski tüfek arkadaşım, "Bak, yeni devrimin seçmenleri bunlar. Biz, geçen yüzyıl Suriye'de kaçak iken aynı bunlar kadar garibandık. Almanya'dan hibe malı eşofman göndermişlerdi. Hepsi aynı seri! Onlarla Şam sokaklarında lamba gibi turlarken örgüt olduğumuz o kadar belliydi ki. Oğlum demiştim, bir tek sırtımızda isimlerimiz eksik! Bak bu arkadaşların da sırtlarında bir isim yazıyor, gördün mü: Erdoğan!"
En meteliksizler ya da TOKİ için para biriktiren tutumlular, kaldırımlara örtü serip orada piknik yaptılar. Rica edildi, müzikler kısıldı, bir hanım cadde kenarında namaza durdu. Kıblesi yanlıştı. Uyarıldı. "Nereye dönersen dön Allah orada di mi ama abi?" diye güldü kadının keçisakallı kardeşi. Aydınlık bir yüzü vardı. Ona 'çukulata' ikram edildi. Epey bir rekattı...
Arada, Kürtçe türkü dahil her şeye oynayan Afrikalılar, kendileri güzel kaderleri kötü Ukraynalılar, ata topraklarından ev işlerinde çalışmak için gelmiş Özbekler, Azeriler, nedense en şişman İranlılar, yine nedense mayo yerine pahalı slipleriyle suya girerek makro düzeyde PİAR hatası yapan Araplar ve tatile çıkmış fastfood çalışanları, iyi marka güneş sütleri ve kokulu yağlarıyla hava attılar.
Ada'nın çapkını Old Boy, Haydar Dümen lakaplı sırf neşe adam, uzun beyaz saçları ve Tanzimat bıyığıyla ortalardaydı.
Adalı 'Beyazlar' ise evlerinden ve de havuzlarından çıkamadılar! "Ekmel mi, Selo mu?" şeklinde klimayı açtılar, bezgin, televizyona baktılar.
Akşam; büyük bir çöp yığınıyla baş etmeye çalışan ve Yeni Türkiye'de naylon torbalarla, pet şişelerin yasaklanmasını isteyen çöpçüler, yorgun esnaf ve şezlong işletenlerin sayıp durduğu paralarla inince... İstanbul Karakafa takımı evlerine dönüp ciğer gibi kızarmış sırtlarına, yarın su toplayacak omuzlarına yoğurtlar sürdüler. Belediye havuzlarında yüzmeyi öğrenmeye ve bir cumhurbaşkanını değil onlara cesaret veren bir 'ruhu' seçmeye karar verdiler...
Bana gelince ben, önümde İslam Sufileri kitabı ve kara gözlüklerimle bir görünmez adamdım. Ağacın altına öyle sindim ki, palmiyenin rengini aldım.
E kolay değildi Çekirge, bir silkinmeye şahit olmak ve bir halk ayaklanmasının arka sıralarında oturmak...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.