YAZARA MAİL GÖNDER Dalgalandım da duruldum

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Ada vapuru yan yatmıştı. Fransız gözlükleriyle Fön Türk hanımlar, "Adam Obama gibi geziyor şekerim" diye ortaya konuştular. Yan sıradaki, dökülen saçlarını arkadan öne doğru yapıştırmış olan arkadaş, "Ohoo Obama gelse böyle mi olur? Gelse keşki!" diye girince hatun kişilerde bir coşma hasıl oldu. Neyse ki her konformist kadar ya çabuk sıkıldılar, ya da adamın saçları rüzgarda uçurtma kuyruğu gibi havaya kalkınca fazla uzatmadılar. Şapkalarını düzelttiler...
Bense dalgalıydım! Pergelin sivri ucunu bir noktaya, olması gereken yere batırmış, diğer kanadını açmış, yetmiş yedi milleti geziyordum.
Her coğrafya bendeydi...
Cihangir'de bir işim vardı. Vapurdan inerken Müzeyyen Senar ile Nilüfer içimde söylüyordu:
"Dalgalandım da duruldum / Koştum ardından yoruldum / Binlerce güzel sevdim de / En son sana vuruldum..."
Cihangir değişmişti. Her taraf küçüklü büyüklü kafe olmuştu. Sokaklarda düşünceli insanlar dolaşıyordu. Bir zamanlar karanlıkların baskısında kaçmak için sığınılan sanatçı bohemi artık bir tür beyaz sosyeteydi. Aslında bir kedi cumhuriyeti olan semt çeşitli cinste köpek gezdirenlerle doluydu.
Minik bir kafeye çöktüm. Biraz tedirgindim. Ünlü ve birikimli insanlarla oturdum. Dünya görmüş, sanat ehli insanlarla. İnşallah siyaset açılmaz diye düşündüm. Yanıldım!
Size bir şey söyleyeyim ama sakın şaşırmayın! Cihangir'in ortasında gizlice Müslüman olmuş entelektüellere, aklı başına gelmişlere ve Gezi eyleminde başa oynayan bazılarının "Bizi adamı devirmek için kullandılar abicim" sözlerine kulaklarımla şahit oldum. Tabii seslerini biraz kısarak konuşuyorlardı ve sanki illegal bir düşüncenin 'gizli hücre evi' tadındaydılar. Olsun. "Bağzı" şeyler değişiyordu, onu söylüyorum...
Tabii şöyle şeyler de oluyordu: Bir ressam, arkadaşının benimle buluşacağını duyunca, "O delirmiş ayol!" da demişti! Gülerek anlatıldı. Olayın gitgide daha insancıl bir mizaha dönmesi hoşuma gitti.
Sonra şarkı söyleyerek tramvaya bindim, Eminönü'ne doğru yola çıktım...
İlk durakta eski montu ve şemsiyesi ile bir amca "Selamünaleyküm" çekerekten içeri daldı. Yanımdaki oğlan kalktı, yer verdi. Ter içindeki yaşlı adama "Baba sende giyinmişsin bu sıcakta, çıkar şunu da bir hafifle ya" diye takılmadan edemedim!
Püsküllerinde mor hareler taşıyan kıymetli bir halı gibi gülümsedi o. "Tokat'ın dağlarından geliyorum. Serindi oralar, yağmur yağdı. Balta Limanı Hastanesine şeyttim, akşam dönecem" dedi. "Hayırdır?" dedim. "Sorma" dedi, "Kolumdan vuruldum, askerken.
Kaçakçılara ateş etmiştim. Meğer onlarla çalışan subaylar varmış, vurdu beni teki. Gata'da yattım. Kolum oynamıyor yerinden. Ağrı yapıyor hâlâ. Geliyorum baktırmaya."
Sol kolunu gösterdi. Keseceklermiş o istememiş. Benimki olsun, kör olsun demiş. "Geçmiş olsun be amca" dedim. "Boş ver, benim de sağ kolum arızalı. Alışıyor insan."
"Şükür evladım" dedi. Dedim "Bak, o subaylar kalmadı artık, o kafadakileri atıyorlar ordudan." "İnşallah" dedi, birlikte çıktık. "Allah'a emanet" diye seslenince arkamdan kalbime vallahi nur indi...
Enginarlarımı, zeytinimi, dereotunu aldım, dönmek için bir restoranın bahçesine oturdum, kahveyi söyledim.
"Bir gün öldüreceksin en sonunda sen beni!" diyen muhayyer kürdi hâlâ devam ediyordu beynimdeki orkestrada.
Yanımdaki masada oturan hanım, "Karatay bizi görse kızar şimdi!" deyince dünyaya döndüm. Yan gözle baktım, iki tatlı, tombiş kaynana! Pilav üstü dönerlerine ekmeklerle yumulmuş, nefes alabildiklerinde gelinlerini çekiştiriyorlar.
"Amaan" dedi ötekisi, "Nerden bulucaz biz öyle zeytinyağını di mi ama? Onu yeme, bunu yeme. Biz alışmışız şekerim, o kendine baksın."
Bu tontonlar da haklıydı bir yerde! Herkes ölecekti sonunda. Onlar en iyi tereyağını Mevlana Kapı' da nasıl bulduklarını konuşurken, ben kalktım. Dönüş yolunda bir Didem Madak şiiri patlamaz mı bellek dosyamda:
"Ben işte miraç gecelerinde / Bir peygamberin kanatlarında teselli aradım / Birlikte yere inebileceğim bir dost aradım / Uyuyan ve acılı yüzünde kardeşimin / Bir şiir aradım."
"Yalan yanlış yerlerde şiir aradık be usta, ama bulduk da sonunda elhamdülillah" diye söylenirken ayağıma bastı yönetici edalı, takım elbiseli biri. İniyorduk. Gülümsedim ona! Şaşkınlıkla yol verdi adam.
Ne diyordum?
"Dalgalandım da duruldum!"
Onu diyordum...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.