YAZARA MAİL GÖNDER Her sabah BARIŞ'a bismillah

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Bağdat Caddesi'nde Ayşe Kulin ile kol kola olsam dedim! "Türk önde Tüüürk ileri" diye bağırsam. Sonra birlikte Anıtkabir'e ışınlansak. Secde edip mezarı öpsek ve sonra Balçiçek ile birlikte kameralar bize dönse, "Eğitim şart" desek! Gezi meselesi ile Halide Edib Adıvar'ın adını aniden aynı cümlede etsek! Herkes bizi aydın "bişe" sansa...
Meğer kitap okurken içim geçmiş, dalmışım! Tertepelek uyandım. Ne rüyaydı ama? Ne boğucu günler...
Kürt hareketinin "Hiper Paranoya" hizbinden biri, "AKP ile olmuyor" demiş. Beyaz Türklere çağrı yapmış. "Gelin şey'delim" diyerekten, ordu filan...
Kimi 1930'lara dönmek istiyor, gidip İstiklal Mahkemeleri'ndeki hızlandırılmış idamları izlemek istiyor, çekirdek çitleyerek.
Kimi 90'lara dönmek istiyor. Bir tür psikopatlık...
Kimi dünya tarafından lanetlenmiş bir Stalin gibi aynada kaşlarını buruyor. Dilinde tehdit, şantaj, elinde suikast silahı...
Gözler pörtlemiş, ağızlar yamulmuş, suratlar tikli.
Kimi Validebağ'da ağaç kolpasıyla "elhamdülillah!" ezan sesinden rahatsız. Otoparkına sarılmış. Jipler, çadırlar filan alesta: "Bir gezi çıkar mı for exlample acep burada?"
Kimi maden ocağındaki felaketi hükümet yaptı diyor! Neymiş, Cumhuriyet Bayramı olmasın diyeymiş. "Soma'dan sonra niye Kurban Bayramı'nı iptal etmediniz" diye twitliyor öteki...
Artistler büyük el hareketleriyle gençliğe hitabe okuyor. İşitme engelli diliymiş! Lionslar sponsor, zamanlama müstehcen...
Kafalar bilaistisna gitmiş yani, onu diyorum. Beyinler ulusalcı radyoaktivitede cazır cazır...
Elbette biz sıkı duruyoruz. Kaslarımız kavi, inancımız tam, birlikteliğimiz su geçirmez. Fakat canımız sıkkın doğal olarak.
Ama güzel şeyler de olmakta öte yandan!
Her şeye rağmen kalbi olanlar var, bir araya geliyorlar. Hem de facebook'ta geliyorlar. Bak sen şu işe!
Huysuz bir ihtiyar kafasıyla sosyal medyaya o kadar da saydırıp durmaya gerek yok, onu söylüyorum. O platformda latif şeyler de olmakta. Kalpten kalbe giden yollar da açılmakta...
Birlik Dayanışma bir face grubu... Çok eğlenceli bir grup. Sayfalarında şakalar, takılmalar, sıcak ilişkiler, derin politik analizler, tartışmalar. Gündeme dair, kendine bu işin uzmanıyım diyenleri iki seksen yatıracak bilgi paylaşımları.
Avrupa'da ve ülkede yaşayan Türkiyeliler topluluğu bu! Barış Süreci için bütün vücutlarını ortaya koymuş kendi halinde insanlar onlar. İnatla barışın pınarına ağızlarını dayamışlar...
Türkler, Kürtler, Müslümanlar, farklı inanışlar, daha çok kadınlar... Dantel inceliğinde kol kola girmişler, bir etkinlik örgütlemişler, adı: "Misafirlerimiz var-Bir battaniye de sen al!"
Kış geliyor, ne olacak bize sığınmış canların hali diye içi yanıyor, savaş mağduru mültecilerin derdiyle dertleniyorlar.
Ağzı köpürenlere karşı direnen merhamet ve insaf yoluna devam ediyor. Esas kaynaktan, dipten, halkın ta içinden fışkırıyor Kardeşlik Cumhuriyeti denen göz yaşartıcı tecrübe...
Geçen pazar kalktım onların Üsküdar'da, Bağlarbaşı Kültür Merkezi'ndeki etkinliğine gittim. Üsküdar Belediyesi'nin salon tahsis etme jesti karşısında ise duygulanmadım dersem yalan olur...
Kapıda asil bir adam adımı sordu, adını söyledi, elimi sıktı.
Topluluğun kızları çok güzel yiyecekler hazırlamışlardı. Evde yapmışlardı. Baklavalar, börekler, kekler ve 10 numara bir kısır!
Şiirler, Suriyeli müzisyenlerin performansları layığıylaydı. Paneldeki konuşmalar zihin açıcı...
Memleketimize savaştan kaçarak gelenler misafirimizdi, hatta vatandaşımız olmalıydı. Mülteciler sorunu bir sivil toplum sorunuydu. Birlik olmanın simgesi olarak 1500 battaniye göndereceklerdi Suruç'taki muhtaç kardeşlere...
Heyecan verici bir halk hareketiydi anlayacağınız. Gözlerinin içinde bir ortak iyilik ateşi yakmışlardı, öyle insanlardı, onların toplantısıydı...
Katılanlar rengârenk, biçim biçimdi. Örtüler, dost bakışlar, kumaşlar, eski tüfekler, narin gençler, beyaz saçlar, kır saçlar, kısa saçlar, uzun saçlar. Güzelim Türkiye, çoğul türküler, güler yüzlü latif insanlar, herkes ordaydı...
Ta İtalya'dan gelenle, Diyarbakır'dan gelen iki zarif insan sahnede, ıkına sıkına mahcup konuştuğunda ise içim açıldı! Hele teklemelerine "oh be" dedim, "merhaba insan cemaati!" Böyle dedim...
Kendiliğindenlik amatör bir hadiseydi, samimiyetti. Zarafet yaşandıkça artan bir şeydi...
Sonra onlar battaniyelerle Suruç'a doğru yola çıkarken, üşümüş bir çocuğu düşündüm. Onun o battaniyelere sarılırken ki yüzünü.
Ve sol avucuma parmağımla şunları yazdım:
Her sabah merhamete bismillah, her sabah inadına barış...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.