YAZARA MAİL GÖNDER Kadınlar, içimizdeki KERBELA

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

10 Kasım'da otobüste ayağa kalkmayanlara, "Atatürk için ayağa kalkmayanların kafasına sıkacaz, kafasına!" diye bağıran kadının videosu sosyal medyada karşımıza çıktığında Kuzey Kore'de yaşadığımız hissine kapılmadık değil.
Ama daha da mühimi bu ibret verici kadınlık haliydi.
Birtakım hanımların nasıl saldırgan, küfürbaz bir şiddetin askerleri haline geldiklerini, öte yandan kadın cinsine yönelen bitmek bilmez erkek zulmünü düşündüm de...
Kadına yönelik şiddetin sorumlusu elbette erkek! Kadında da bir problem olduğu su götürmez. Ama sorun aslında bir erkek sorunu...
Problem, erkek ve kadın hakikatleri dışında uydurma kimliklerle yaşamaya zorlanmamız. Yıllardır medyalarda cinsi kimliklerin yitiminden bahsediliyor. Oysa bu fıtratın, yaradılışın bozulması demek!
Kapitalizmin kadını yeni bir işgücü olarak fabrikaya çağıran sözde eşitlikçi söylemleri sorunu çözmedi, çözemedi. Erkekle yarıştırılan bir kadınlık hali öne çıktı. Erkekleşmiş kadınlar, "Erkek Fatmalar" ya da eril taassupların kadın versiyonları...
Modern düşünce insanı ekonomik fayda için kullanışlı araçlar olarak gördü, sorun orada.
Oysa geleneksel düşünce insana Allah'ın sırrı olarak bakar! Eşlerin bir araya geldiklerindeki birlenme üzerinden bütünlenmiş bir insan tasavvuru kurar.
Tasavvuf irfanı tekke ve zaviyelerde, dedeler ve kamil insanlarıyla birlikte hayatı büyük bir hediye olarak kabul etti. Cinsler arasında bir araya gelmeyi bir güzellik tamamlanması olarak gördü. Ve ondandır geçmiş toplumsal hatıralar, ilk aşamada birbirini "öldüren" çiftler yerine mutlu ve uzun soluklu ailelerle doludur... Hayata yetemediğinden, algı ve kavrayış kanalları özenti bir Hollywood modernleşmesiyle körelmiş olduğundan kendine emanet edilmiş kadına şiddet uygulayan erkeklik, kaybedilmiş bir erkekliktir.
Bu kaybetmiş adamın aşk dediği de aşk değildir. Evlilik dediği de evlilik...
Kadına yönelik cinayet haberlerinin bize söylediği şey manevi gelişmişlik dersinden sınıfta kaldığımızı göstermekte...
Banka hesapları derecelendirmesine girebilmek için ter döken insan, alkol uyuşturucu ve porno ile harmanlanmış iç dünyasındaki dibe vuruş karşısında çaresiz.
Maddi hırs ve hayatın radikal sekülerleşmesi onu tüm ulvi değerlere yabancılaştırmıştır. İnsandan çok ipini koparmış deli danalara dönen erkek, kendini yansıttığı cazgır ya da bir kölekadın kimliği yaratarak, kıymetli olan duyguları demode bir hale getirdi.
Cinsel deneyimin skorlaştığı bir hayatın; kışkırtıcı, ayartıcı, baştan çıkarıcı biçimleri "en yüksek kültür" olarak yutturulunca, eğitimli-eğitimsiz bir nevi hayvani hal baş tacı edildi.
Bu karanlıktan çıkmak aynı şekilde bir kadın yaratmaktan, saldırgan ve şiddetsever bir amazonu taklit etmekten geçmiyor.
İnsanlık durumlarındaki bu geri çekiliş, asıl olarak erkeği değil, erkek ve kadını birlikte zehirlemekte. Erkeğin güç ve otorite ile sakatlanmış dünyası kadını da sakatlıyor.
Hormonlu, fos bir erkle karşı karşıyayız. İç dünyası merhametsiz, kaba bir kuvvet.
Salt tu kaka edilen ananeler, örfler ve ataerkillikten gelmiyor zarar.
Zarar büyük İslam irfanından, İslam'ın üst bilgisinden, o bilginin verildiği kaynaklardan mahrum olmamızdan geliyor.
Pozitivizm, hem dindarları hem sekülerleri dönüştürüyor, deli gömlekleri giydiriyor.
Kadın ve erkek varoluşunun kodları yaradılışa uymayan, zorlama bir eşitliğin boğmacasında kaybolunca geliyoruz bugüne.
Kas yapmış kadınlar, çaçaron cadalozlar ve "erkek yapıyor ben niye yapmayayım" cenderesindeki gecelik ilişkiler... Her şeyi olan ama hiçbir şekilde huzuru olmayan, tatminsiz, doyumsuz bireyler hastanesi...
Lanet ilişkilere bir kere çöktü mü de, Pompei Yanardağı lavlarını salmaya, insanların yapay hayatlarını berhava etmeye devam ediyor.
Eşine, güç ve otoritenin içkisiyle zilzurna değil; şefkatin ve fedakârlığın emaneti olarak bakamayan erkeğin yıkık medeniyeti üstünde yeni bir insan tipinin inşası gerekiyor...
Dersim'deki vahşete "Kerbela" diyerek gönülleri fetheden bir ülkenin neşesi yerine gelmiş bir vatandaşı olarak bu anda Safer Efendi'yi hatırlıyorum! Cerrahi şeyhi bir sohbette dervişleriyle kadınlar üstüne konuşuyor:
"Şeytanın bile aklı ermiyor, iki düşman bir yastıkta nasıl yaşıyorlar diye?.."
Birden aklına üst katta toplanan hanımlar geliyor ve sesini kısarak soruyor:
"Buradan ses gidiyor mu yukarıya Sami?"
Tırsarak soruyorum ben de! Ses gidiyor mu sahi...

***
Şu kitaplar: Geydim Hırkayı- Dergâh Yay ve Hayatın Satır Araları- M. Erol Kılıç-Sufi Kitap

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.