Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Kuş olup uçtum. Kanatlarımı sonuna kadar açtım. Yedi tepeden geçtim. Bir zamanlar 'Saadet Kapısı' diye bilinen yarımadanın üstünden aktım.
Vadiyi ortasından bölen suyun semasında süzüldüm...
İmparatorluklara kuş bakışı baktım, İstanbul'u gördüm. Ortasından ikiye yarılmıştı!
Bir taraf gökdelenlerin, holding olmuş gizli cemaatlerin, biriktirici varyemezlerin, kibirden kuburlaşanların, üç kuruş alkışa müptela taklacıların, ihale ipine koşan terli atların, korku tünelinde dehşet bir oyuncak kadar kasıntı bilgiçlerin şehriydi.
Bir taraf ise haberlere konu olmayacak kadar mütevazı hayatların...
Ayakkabıların kuyumcularda satıldığı, yemeklerin elmasla tartıldığı, şişme aşkların erdem, şizofreninin kimlik, alın teri kaçakçılığının meziyet, balondan fikirlerin hakikat kabul edildiği tarafta durum pustu, sisti, alacakaranlıktı. Gökyüzü griydi. Sabah mı olacak, gece mi inecek belli değildi.
Havada bir karbon kokusu, kahkahalar, pudralanmış burunlar, pek asortik haller ve yılan hikayeleri...
Dibine kadar safahat ve estetik bir cerahat...
Ruhun tahrip kalıpları, ehven ve kelepir beyin, izzeti nefsini kaybetmiş ticaret, cıvatası çıkmış israf, kudurmuş şehvet, kas yapmış ego, muallak lakırdı ve körelmiş bir işitme duygusu. Hepsi birden, üstüme üstüme ve art arda... Suyun üstünden, iki yanımdan yükselen kızgın lavlardan geçtim.
Bir ateş topu -mühimmat mı desem- kavurunca kanatlarımı, büyük bir iç denize doğru tepe üstü düştüm! Düşüşüm çok uzun zaman aldı. Onun için de geç fark ettim...
Suya çarpmadan önce o sesi işittim fakat. Boğuktu, çatlaktı, çıplaktı! Kimselere benzemiyordu. Yedi dağın otunu çiğnemiş, kırk çemberden geçmişti. Ümmîydi, direkt konuşuyordu:
La ilâhe illâllah Ve bismillah Kıyamet bugündür...
Beyaz Adam kendini Allah ilân etmiştir.
Vaat ettiği bütün topraklar çöl çıkmıştır,
İnsanlık çölde çürüyüp gitmiştir...
Betona çarpar gibi çarptım suya...
Demir gibiydi su. Beyin yakan uğultularla battım. Beyaz Adam melezlerle, takkeli birileriyle falan masa kurmuştu gökdelenlerin tepesinde.
Yedi belaydı, böğürüyordu: "Hırs, hars, hırs!"
İblislerin, öcülerin, et yiyen yosunların arasından; lâğım zehriyle ifrit, alelâcayip mahlûkata sürünerekten, köpek balıklarıyla göz göze gelerekten akustik bir cehennemin reklam aralarına battım.
En dibe vurdum... En dibe vurunca açıldı zihnim, ziynetim. Kıyamet nedir, kemik nasıl toz olur etin içinde, bildim.
Aynalardan, ekranlardan, gazetelerden bana bakan soytarının şamatası tedavülden kalktı. Hokkabazlığın zamanı geçti, ayna sırrını açtı...
Fakat vakit geçmişti, saatler durmuştu çoktan. Boğucu bir tartışma programının ortasında ölmüştüm. Bitmiştim. Kalbim çatlamış, dükkân kapanmış, film kopmuş, renkler sönmüştü.
Sonra işte yine bir Hu sesi, bir kıvılcım, bir kapı...
Çocukluğumun kenarına sıkışmış güneşli günler, yüreği ağzında yıllar, verilmiş sözler.
Deli bir yağmur, bir sağanak başladı...
Havayı, ışığı ve tohumun sahibini yardıma çağırdım. Neden sonra gözümü bir açtım; vay be güneş! Kader, nasip, kısmet veya şans denen o hediye.
Bir baktım ki denizin yüzeyine çıkmışım. Bağışlanmak denen o mucize. Neyse işte...
Ardından şah damarıma vurdu zikir:
"Al-lah, Al-lah, Al-lah!
Ağ-la, ağ-la, ağ-la!
Ağla gitar, çal keman..."
Arka sokakların kuytularında dolaşan klarnet kıyafetinde bir ney gördüm peşinden. Caz sesli bir neydi, titrek basıyordu, mırıl mırıldı. Sesi hüzzam bir şifa!
Çatladı alnımın çatısı orta yerinden, baygınlıkların en moderninden uyandım. Cahilliklerin en muhafazakarından gözlerimi açtım...
Bir şafakta, bir seher vakti, karınca vadisinde tek bir karıncayı incitmeden yürüyen insanlar gördüm. Ak giysiliydiler, ışıl ışıldılar, mütebessimdiler. Kalbe konuşuyorlardı:
"Mala, mülke, şana, şöhrete tapmak günahtır, paraya tapan taş olacaktır" diyorlardı.
Taş...
Şehri orta yerinden çatlatan yanardağın ateşi, sanki siyasi bir celalle hırladı.
"Yangının ortasında bir Donkişot" diye bağırdı ekranlardaki laf söyleyiciler. Gayri resmi tetikçiler, kelime teröristleri, bilinçaltı boşluklar hop oturup hop kalktılar.
Beyaz Adam ve beyazlamış olan ve beyazlamak için fikrini markalayan, itikadını basınçlı torbalara büzenler ve dahi çeteler çetelerle kapışırken...
Kanatlarımı hiç kıymetinde bir Kalenderi gibi aşkla açtım...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER