Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Her zaman böyledir bu işler. Aslı yoksa taklidi, 'yancısı' iş yapar.
Selahattin Demirtaş'tan bahsediyorum.
Zamanında Apo -henüz bırakmamışken mereti- onu köşedeki bakkala sigara almaya gönderirdi. Bir tokat atardı önceden! Soranlara ise Nasreddin Hoca misali, "Bu nasıl olsa ne dediğimi unutacak önceden dövüyorum" derdi.
Seninki koşardı topuklar havada. Kısa pantolonluydu. Yolda Beyazları görürdü. Kafelerde oturmuş manken kıyafetinde kadınlar, ense filan yerinde besili erkekler, villalar, kokular.
Darbe zamanlarıydı. Hükümet filan vızıltı ülkenin esas sahiplerini, Beyaz taallukatı, halk seçimlerle oyalanırken gerçek iktidarın kimlerde olduğunu görürdü...
O şaşaaya dalar. İllegal evde bekleyen isyancı abileriyle durumu kıyaslar. İç çekerdi. Kim bilir belki bir gün, belli mi olur diyerekten ne alacağını unutur, dönüşte yine kötek yerdi.
Sonunda ülkenin statükosu, Gladyosu halka zulmederken, abisi Amerika tarafından paketlenip hediye edildi. Yine barış dangalak şahinler tarafından toprağa gömüldü.
Ta ki Uzun Adam lakabında biri çıkana, çıkıp barışın paslı kilidini açana dek...
Fakat aynı güçler bu kez Uzun'un darbelere, faşizmlere, Batı'nın egoist hukuksuzluğuna falan postayı koyup "Dünya 5'ten büyük" demesine gıcık oldular. Halkın demokrasi isteğini yükseltmesine, ırkçı genleri yıkamasına, kaybettiği birlikte yaşama yeteneğini halkına hatırlatmasına...
Kim oluyordu bu Türkiye be!
Tehlike belliydi. Ülke kök medeniyetine sahip çıkarak ayağa kalkıyordu. İllegal pozisyonların, kin savaşında adam yerine konmuşların balonu sönüyordu.
Barış bizzat büyük bir çoğunluk tarafından sahiplenince, al gülüm ver gülüm mağdurkarşı mağdur dengesinde geçinip giden savaş tilkileri kuyruklarından yakalanınca...
Zamanın geldiğini anladı o. Zeminleri kaymış Beyazlarla ittifakın zamanı...
Nihayet Nişantaşı'nda ev tutacaktı. Nihayet!
Şekilci, adama tapıcı, pagan bir İslam anlayışının holdingleşmiş paralel evrenlerine, saygınlıkları yerlerde birtakım köşebent kaşalotlara ve neocon küresel gladyosunun "Tayyip gitmezse yandık!" hezeyanlarına yanaşarak zıpzıp zıplamaya başladı.
Türlü darbeler ellerde patlayınca, Kobani için carladı! 40 vatandaş yakılarak, yıkılarak, çiğnenerek öldürüldü...
Önce tırstı kısa pantolon! Ter içinde "vikvik" etti. Ellerinde kan, alnında kara...
Baktı ülke çözüm sürecinde kararlı. Yeniden açtı ağzını. Barışı sırtına alıp taşıyanlara Kürt düşmanı diyebildi!
Yanisi bu şahsın nüfus kaydı yok maneviyatımızda...
Bir 'yancı' ile ciddi bir sulh yapmak, yalandan ağaç eylemcisiyle çevre üstüne anlaşmak kadar zor ama çare yok!
Biz barışı, esas aktörün yerine ikame edilmiş bu 'dandik'liğe rağmen, onlara rağmen kotaracağız inşallah.
Malzeme bu.
İşimiz bu...

Osmanlıca, güzel Türkçemizdir!
Kökten Kemalistleri anlıyorum da Çekirge, söyle şu Endişeli Jalelere, HDP'lilere falan, sakin olsunlar:
"Lisede Sophocles okuduk, klâsik Türk sanat musikisine sövmeyi, Divan şiirini hor görmeyi, buna karşılık devletin yayınladığı kötü çevrilmiş batı klasiklerine körü körüne hayranlık göstermeyi öğrendik. Sanki Sinan, Leonardo'dan önemsiz; Mevlâna, Dante'den küçüktü; Itrî ise Bach'ın eline su dökemezdi. Aslında kültür emperyalizminin ilmiğini kendi elimizle boynumuza geçiriyorduk, ulusal bileşim arama yerine hazır bileşimleri aktarmak hastalığımız tepmişti, o kadar ki İkinci Dünya Savaşı sonrasında batılı emperyalizmin örgütlü politikasını uygulamaya kendiliğimizden talip olduk. Stalin ve Beria da, haksız ve ahmakça istekleriyle bunu kolaylaştırdılar." (Attila İlhan)

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER