YAZARA MAİL GÖNDER Aşk olsun YENİ YIL sana

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Hindi mühim varlık. Bir düşünür imgesi...
Rivayete göre Amerika'nın işgalinden sonra Avrupa'ya dönen yağmacılar, bir hindi getirir Papa'nın önüne koyarlar. Papa hindiye bakar, bakar.
Ve der ki, "Türk gibi dik dik yürüyor, yüzü de kırmızı, Turkey diyelim, yiyelim bunu!"
Rivayet tabii. Ama sakat bir bilinçaltı! Neyse, ayrı mesele...
Hz İsa'nın doğması da nasıl içini yakıyor insanın öte yandan! İnceliğin, zarafetin, sevgilimiz Muhammed Mustafa'yı müjdeleyen muhteşem peygamberin doğuşu nasıl kutlanmaz? Değil mi ama?
Noel Baba dediğin tam bir Olympos takıntısı fakat! Zeus'un hediyelik işi yapan amcası. Seküler bir tanrı. Bacalardan mahremiyete sızan bir röntgenci! Büyük para var bu işte...
Geçen gün bizim köyde canı sıkılmış bir Haydar Dümen, lakabı öyle, sırf neşe bir Tanzimat delikanlısı. Ak saçları ensesinde, bıyıklar burulu.
Taktı geldi, kırmızı şapkayı ve beyaz sakalı. "Hoh hoh!" diye Noel güldü... Oturaklı biri, muhtar gözlüklerinin altından "ne lan bu hal, 70 yaşında adamsın be?" dedi de... Bizimki "siz anlamazsınız ben çocuklar için taktım" diyerekten...
Neyse karışık işler, başka bir pencere açmalıyız belki de.
Biz bunu hep yapıyoruz. 124 bin peygamber gelmiş, bize hakikati anlatmış, hakikatin tekliğini, kaynağın birliğini. Ama biz tekliği çoğaltmışız.
Her ismine bir heykel yapmışız. Her adına bir sektör. Her esmaya bir simya.
Noel Baba kültü de böyle bir şey zannımca. Hakk'ın hediye veren anlamındaki "Vehhap" ismine kötü niyetli bir benzetme, art niyetli bir istiare.
İlla ki tanrı fikrini bölüp parçalayacağız, kendimize benzeteceğiz. Çünkü Tanrı olmak istiyoruz.
Esas numaramız o! Secde edilsin istiyoruz bize.
Popüler sanat bunu gizlemek için var. Ben'i abartmayı makul gösteren mazeretler!
Aşk televizyonda, entrika ve kafesleme üzerine kanlı bıçaklı bir kapışma! Koltuklarımızda onları seyrediyoruz. Isırıcı bir kültür fışkırıyor oradan, bizi hasta ediyor. Paranoyak ve kızgınız...
Psikiyatri bu egoyu makul seviyelere indirmek için para kazanıyor. Onun ekmeği de oradan!
Herkes bizi sevsin istiyoruz, sevgilimiz bize tapsın istiyoruz. "Aman yuları fazla kaptırma" diye nasihat ediyoruz birbirimize. Mesafeliyiz. Teslim olmak, hiç olmak, aşkın ayaklarına kapanmak -hey dostum!- arabesk geliyor bize.
Neresinden bakarsak bakalım bütün haşmetiyle bir "âşk" yaşamak zor lakin bu çılgınlıkta!
Temel içgüdülerle oynanıyor, ulvi hakikatleri rantabl bir ticarete dönüştürmek itibarlı iş bu zamanda...
Fonksiyon manyağı çamaşır makineleri, karlı dağlarda kurt köpeklerinin arasından tay gibi süzülen arabalar ve Hollywood mutfaklı konutlar ekranlarda fır dönüyor.
Başımız fırfır!
Hangisine para yettireceğiz? Sigorta primlerini yapılandırırken, vergileri taksite bağlarken, nasıl?
Kuyruklar çıkıyor. Dişlerimiz uzuyor.
O zaman demek ki o tabanı ışıklı spor ayakkabılarından alacağız ve koşmaya devam edeceğiz!
Hayat bize böyle anlatılıyor...
Oysa aşk! O coşku.
"Onun benliği benim benliğimin içine sızdı. Benim benliğimi ele geçirdi. Ve onun sonsuzluğu içinde kayboldum. Eridim, zerrelere ayrıldım.
Hiç oldum. Artık ben yokum. Sadece O var..."
Hallac-ı Mansur aşkı böyle anlatıyor.
Aşk, hep aynı aşk. İnsana, tabiata, zuhurattakinin, varlığın ziyafetine aşk. O'na aşk! Aşka ihtimam...
Hepsi aynı adresten geliyor. Bütün aşk hikâyeleri, hayatı anlamlı kılan açılmaların, hak edişlerin hikâyesi. Sadelik ve rahmet!
Böyle diyor bizim bilgeler. Böyle kutsuyorlar aşkı...
Ama biz post modern bir karışıklıktayız! Korkumuzdan ego parlatıyoruz. Kendimizi totem yapmaya çalışıyoruz. Şunun şurasında taklit aşkların peşinde bitkin, yorgun, kırgın insanlarız aslında. Tepelerde kibrimizin tozlu kubbeleri, ayaklarımızın altında ters kubbeler. Yenilmişiz, diş gıcırdatıyoruz.
Hüsranlarımızın acısını çıkarmak istiyoruz. Ertelediklerimizi yaşamak istiyoruz. Elimizde bir "ölmeden evvel mutlaka yapılacaklar" listesi... Liste uzun, bitmiyor. Sevdiklerimizi öldürüyoruz sokak başlarında.
Bir köle arıyoruz kendimize. Ceza bize oradan geliyor. Bazılarımızı saran sıkıntının sebebi belki bu.
"N'oluyo?" diyorum; Eminönü'nde, birörnek ışıklandırılmış vitrinlerin dibinde, " aşk şeytana nasip olmaz" diye tekrarlayıp duran adama! 1 liraya minik Örümcek Adam'lar satan o işportacıya.
"Aşk şeytana yakışmaz, yeni yıl geldi abi" diyor, "Hayırlısıyla..."
Aşk olsun diyesim geliyor benim de tam o sıra.
Aşk olsun yeni yıl sana ve aç koynunu kuş konsun koynuna...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.