YAZARA MAİL GÖNDER FREUD'la kapışmadan olmaz

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Egoyu terbiye etmek, paylaşımcı, güler yüzlü, bonkör bir insan olmak, nefs katlarında yükselmek, daha latif bir hale gelmek öyle kolay değil.
Kişilik meselesi, insan ruhunun gizemleri hakkındaki kavramlarımız Aydınlanma Düşüncesinden gelmekte. İçimizde Muhammedî bir irfan unutulduğu köşede kıvrılıp yatsa da toptan Batı'ya taşınmışız biz! Anlayacağınız olay Batı'da geçiyor...
İnsan o cenaha göre baştan kötü! Kötülük tabii bir durum...
Bu fikirle hesaplaşmadan erdemli bir insanın, yeni bir bilgelik yolunun keşfi hemen hemen imkânsız.
Hadise şu: Oturduğu katın altında başka katların olduğunu keşfeden insan günlerden bir gün odalardan birinde bir gizli kapı olduğunu keşfediyor.
Bu bir alacakaranlık âlemidir. Bilinçaltı, bilinçdışı âlemidir...
Ortaçağ Katolik Kilisesinin insanlığın müşterek mirası olan "Tevhid" inancından kopmasıyla, dogmatik, dar görüşlü, hurafe ağırlıklı bir dünya kavrayışı oluşmuştu.
Luther ve Calvin'nin Protestanlık hareketi, kilise dinini kurtarma operasyonuydu. Sadece çöküş bir süre geciktirilebildi.
Böylece Avrupa medeniyetinde başka dinamikler oluştu. Rönesans; Barok, Aydınlanma ve Romantizm.
Yeni hayat tarzları üstüne, ideal bir insan tipi üzerine konuşuldu.
1730'larda başlayan Aydınlanma Hareketi -Kant'ın deyimiyle- "insana artık kendi vesayetini" kazandırıyordu!
Ortaçağ karanlığından uyanan Avrupalı beşer önce köklerini Eski Yunan ve Roma'da arayarak psikolojik tabirle "ana rahmine" dönmek istedi, olmadı.
Daha sonra ideal babaya yöneldi -Barok- hükümdarları yücelterek yetişkin olmak istedi, olmadı.
Din giderek önemini kaybetti.
İngiliz endüstri devriminin yol açtığı keşiflerle Batı bireyi, tabiat güçleri ve madde üstünde sonsuza dek hükmedeceği vehmine kapılarak, bir nevi "tanrısılık sarhoşluğu" yaşadı.
Hayat felsefesi "Tanrıyı boş ver, kendi bilgeliğine kulak ver"e dönüşmüş, akla tapar hale gelinmişti.
Sekülerizm, rasyonalizm, pozitivizm kavramları zihni belirleyince, ruhun bile ölçüp biçileceği varsayıldı.
Bu haleti ruhiye içinde Avrupa insanı, tanrısal rehberliği inkâr ederek kendi derinliklerine doğru yalnız başına dramatik bir yolculuğa çıktı.
Tarih boyunca daha çok dinsel öğretilerin tekelinde olan psikoloji bilimi, böylece dine alternatif bir kurum haline dönüştü.
O dönemin önder psikologları ise gizli-açık "modern peygamber" muamelesi gördüler.
Modern psikoloji aydınlanma hareketinin sonucudur.
Fransız ve Amerikan ihtilalleri, din ve düşünce hürriyeti, eşitlik, sosyal devlet ve eğitim reformu gibi Batı medeniyetinin erdemleri ortaya çıkarken inanılmaz derecede akılcılığı öne çıkaran bu hareket delice noktalara da vardı:
Mesela Atlantis kavramı ortaya atıldı!
Akıl fanatizminin darına düşenler sezgi ve ilhamı yeniden keşfettiler. Romantikler bu durumda kurtuluşu tabiatta bulacaklarını sandılar. Batılı insan alacakaranlık bir dünyada el yordamıyla harıl harıl ilahi hikmeti arıyordu!
İnsanın görünmeyen bilinçdışı bir denizde yüzdüğü keşfedilmişti.
Asırlardır sahilde yaşamış birey bir denizaltı âleminin olduğunu idrak ediyordu.
İlahi kaynaklı bütün dinler insan bilincini bilinç dışı alanları kapsayacak şekilde genişletmişti. Ama insan unutkandı...
Aradaki fark, insanlığın bu arayışı orkestra şefi olmadan şefsiz icra etmesinde gizliydi. Şefe küskün Avrupa insanı için her müzisyen bir şefti.
Zaten Freud'dan çok önce psikanaliz dinden kopmuş, yaratıcıya dargın metafizik gerilimdeki Batı insanı için bir umut kapısı olmuştu. Bu miras, "insanın yok etme süreci, var etme sürecine baskındır" diyen bir tohumdan filizleniyordu.
Yani insan en başında kötüdür inancından...
Yok etme, yok olma ve ölüm dürtüsü nihai hedefti artık.
Bu karamsar, insanı aşağılayan sözde bilimsel hezeyanlar çağdaş tüketim toplumlarının bunalımlı insanlarını anlamak için kilit noktalar aslında. Freud ve psikanaliz, ego-benlik tahminleriyle Batı dünyasının düşünce yapısını ve insana bakış tarzını derinden etkilemiş; özellikle Hollywood ve televizyon vasıtasıyla bütün dünyaya yayılmıştır.
İlahi referans yani vahiy ortadan kalkınca hakikat parça parça tezahür etmiş ve maalesef "karanlık odada filin kuyruğu yılan" zannedilmiştir!
Niçe (Nietzsche) gibi bir deha da aynı rehbersiz arayışın sonucunda ölünceye kadar içinden çıkamayacağı bir psikozla yaşamış; ölen tanrının yerine geçirmeye çalıştığı üstün insan ile birlikte trajik biçimde düşmüştür.
Niçe, Darwin, Marks'la birlikte Freud, peygamberlik kompleksleriyle bölük pörçük giderlerken; artlarında bize bu egoist, narsist, aldatma ve yalan üstüne kurulmuş insan tasavvurunu bıraktılar.
Bugün onunla boğuşuyoruz.
Eğer biz eşrefi mahlûkattan, yaratılmışların en hayırlısından, Allah'ın halifesi bir Hz İnsan'dan bahsediyorsak Freud'la kapışacağız. Çaremiz yok!
Yani "Freud'dur babam, karanlığın askeri midir?"
Yoksa, "Eşrefi mahlûkattır babam, Aşk'ın nefesi midir?"
Mesele bu...

***

Bir tavsiye: 900 Katlı İnsan, Mustafa Merter, Kaknüs Yayınları.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.