Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Görüyoruz. Siyaset bir medya savaşı aynı zamanda. Gazeteler, televizyonlar kadar sosyal medya da böyle.
Son terör cinayetleri sırasında bunun en insafsız, en pervasız hallerini gördük.
Kandil'in gözünü kan bürümüş savaş bunaklarını darbe beklentisiyle destekleyen Beyaz Türklerin Erdoğanfobik medyası, gerçeği örtbas etmek için her şeyi yaptı.
Her şehit haberi geldiğinde 400 milletvekili lafını öne çıkaran, her bomba patladığında bombaları patlatanları değil siyasi iktidarı lanetleyen bu medya tarifsiz bir cinnet geçirdi.
Dağlıca saldırısı sırasında Cumhurbaşkanı'nın sözlerini çarpıtarak kasti bir yanıltma operasyonuna öncülük eden Hürriyet, bir terör iletişim merkezi, bir dezenformasyon odağı gibi davranarak PKK'nın saklanmasına, asıl katillerin örtbas edilmesine, illegal şiddeti devletin yasal tepkisiyle eşitleyerek bir karartma yapılmasına neden oldu.
Bunun adı suça bir 'tür' yataklık yapmaktır ve bu durum bütün hukuk sistemlerinde gayrimeşru bir fiil ama esasta kamusal vicdanlarda büyük bir günah!
Aynı gazetenin şimdi kekeme bir şekilde özür dilemesi, verdiği güven tahribatını asla gidermiyor. Çünkü ürettiği yalan, icat ettiği 'terörü perdeleme harekatı', eteklerindeki diğer yavru medyalar ve de sosyal medya trolleri tarafından dalga dalga topluma yayıldı.
İslamofobik endişeleri kaşınmış kitleler Türkiye'nin verdiği şehitlerin müsebbibi olarak terör örgütünü değil de meşru hükümeti ve devletin başkanını görmeye itildiler.
Bu sonuç, meseleye insafla, aklıselimle bakan hangi göz için açık ve de seçik olarak basın özgürlüğü olarak anlaşılabilir?
Çözüm süreci sırasında hepimizin samimiyetini bir psikopat gibi kullananları, ülkenin yollarına tonlarca bomba gömenleri lanetleyemeyen...
Barış için 80 milletvekili veren halk iradesini heba etmiş HDP'yi eleştiremeyen, tüm infialimizi, 'taşıtların zırhı', 'Çukurları kazarlarken neredeydiniz', 'Yaralıları teröristlere bıraktılar' gibi bir mezarlık ağzı kullanarak hükümete yönelten...
Ve Türkiye Cumhuriyetini küçük düşürmek, halkı terör lehine galeyana getirmek için her şeyi yapmaya kararlı koronun ön sırasında yer alan Hürriyet Camiası, tam bir darbe medyası görevi üstlendi. Ve kendi tarihinden hiç ders alamadığını gösterdi!
Bir tahrik, bir tahkir mitralyözü gibi davrananlar iki taş yedikten sonra çıkıp "bizi linç edeceklerdi" diye ses titretmelerinin toplum nezdinde hiçbir kıymeti harbiyesi olmuyor elbette! Aynı şey Hürriyet'in kapı camlarının kırılmasını faşist bir 'uzun bıçaklar gecesine' benzetenler için de geçerli.
Gerçi biz biliyoruz, bu saldırıların tümü lanetlidir.
Ortak düşünce bu olmalı. Eğer toplumsal bir mutabakat olacaksa böyle yapılmalı. Vandal Vandal'dır. Terör terördür. Katil de katil.
Fakat siz eğer barış süreci sırasında Türkiye Cumhuriyeti Devletini sürekli tehdit eden, polisini uykusunda öldüren ve ülkeyi kan gölüne çevirenleri gizleyip cumhurbaşkanını ve hükümeti hedef gösterirseniz aslında şunu demektesiniz:
"Seçilmişleri şu veya bu şekilde indirin!.."
En büyük hata insanları aptal yerine koymak, yapılan edileni basın özgürlüğü filan diye yutturmaya kalkışmak...
Son zamanlarda fazlasıyla ifşa olan Ahmet Hakan, Hürriyet ve kindar entelijansiya bu hatayı yaptı ve karşı ırkçılığı kışkırtarak iç savaş ateşine odun taşıdı.
Bir medya profili olarak Ahmet Hakan'ın kişiliğine kök salan sinik saldırganlık; ömrünün ertelenmişliklerde geçtiğine inanan ve bugün elde ettiği renkli hazları geciktirdiği için çıkıp geldiği yere hınç besleyenlerin ruh hali, her ne kadar dokunaklı olsa da anlaşılabilir.
Çünkü içine doğduğu geleneğin zarafetini değil şekilciliğini giyinmiş, o cenderede bunalmış, püriten klişelerden kentli bir sefaya atlayarak gerçek benliğini bulmuş adamların hayatları kadar, hırçınlıkları da sadece kendilerini ve avangart senaristleri ilgilendirir. Bizi değil.
Burada sorun, bu insanların bir medya iktidarını temsil ediyor olmaları...
Medya, çeşitli Özkök versiyonlarının dümeninde, tek parti despotizminden miras dizginsiz bir nefrete teslim oldu. Dil bozuktu daha bir bozuldu. Eğer sen hadsiz bir ergen gibi eşcinsel göndermesi yaparak, bir başka medya patronuna "Şems" dersen, rakip medyaya atılan bombaları ve kurşunları "havuz" diye geçiştirirsen, eşdeğer hiddet ortamını tersinden hazırlamış olursun. Çünkü bu dili sen kurdun. O boyutu sen yarattın...
Elbette olumsuz örneklere bakarak kendimizi ilkel dürtülere bırakamayız. Medya seviye çıtasını yükseltmeli. Bir öfke kontrolü yapmalı...
Şurası açık: Sokakları terörize etmek, parti binalarını yakmak, gazetelere saldırmak Türkiye düşmanlığıdır. Sağduyu ve metanet içinde kararlı bir tavır koymakla, iç savaş isteğine piyon olmak aynı şey olamaz.
Kendimize gelmeli, saldırı altında bir ülkenin evlatları olarak ülkemize, demokrasimize güvenmeliyiz. Biz aynı gemideyiz...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER
;