YAZARA MAİL GÖNDER Dilimizin altındaki ustura

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Medya arsenikli bir dil kullanıyor. Yanmış NTV aracının önünde fotoğraf çektiren Can Dündar'dan beri böyle bu işler.
Star gazetesi sahiplerine yapılan silahlı saldırılar kadar korkunç olan gazete yazarlarını evinin önünde yumruklamak.
Kim olursa olsun...
Eğer sopalar konuşacaksa klavyeleri, kalemleri, kitapları bırakıp taş devrine geri dönmeliyiz. Semtlere ringler inşa etmeli, hakem eşliğinde dövüşmeli, birbirimizin kafasını gözünü nizam intizam içinde yarmalıyız. Kimin kası kuvvetliyse, kimin sopası çiviliyse o konuşsun. Biz susalım...
Demokrasiyi ve eşitlik hukukunu değil, bir tahkir dilini kullanıp duranlar, ülkeyi apaçık oranlarda halktan iltifat görerek yöneten siyasi çoğunluğun temsil ettiklerine karşı amansız bir düşmanlığı öne çıkaranlar provokatif bir hayat icat ediyorlar.
Hukuksuzluğa zemin hazırlıyorlar.
Bu çok tehlikeli bir oyun. Bu oyuna gelinmemeli. Kendimize yapılmasını istemediğimizi, kimse için istemediğimizin altı daha çok çizilmeli...
"Herkesin saldırganı kendine kuzgun gözükür!" yaklaşımı, açıkçası "Gezi'nin alkışlanır Vandalizmi"ni takiben medyadaki egemen söylem.
Mühim olan şu; kindar savaş dilini toprağa gömmek. Üstüne beton atmak.
Terör saldırılarını görmezden gelmeye çalışanlarla, artık gına gelen Erdoğan-fobya ile; insanların örfüne adetine, ibadet biçimine, etnik kimliğine ayrıştırıcı vurgular yapan cüretkarlık aynı kaptan beslenmekte. Orası açık.
Evet biz yerliyiz! Yerli olmak, bu ülkeye sevdalı insanların kol kola girmesidir bence. Sevdalı olmak ve insanlara insaf raddesinde yaklaşmak...
Bu ülkede nasıl Yeni Türkiye taraftarları varsa buna direnenler de var. Olacak.
Mühim olan bu sureci konuşarak, tartışarak geçirmek! Lisanımünasiple ve ağzımıza uçaksavar yerleştirmeden, damağımızda TNT kalıpları patlatmadan, patlatanları teşvik etmeden.
"Dinimiz, imanımız" birbirimizi dinlemek olmalı. Kutsalımız ise ülkenin yeniden ayağa kalkması, kanatlarını açmasına duyduğumuz inanç!
Bu edebi, örf ve adet yapmalı, bu itikadın mükâfatlarını yeni bir kardeşlik inşa etmek için kullanmalı...
Yeni Türkiye taraftarları arasında, nasıl ki envaiçeşit İslami eğilim varsa, ateistler, gayrimüslimler, farklı hayat süren her çeşit renkten insanlar da var! Bir kere bunu anlamalıyız.
Gerilimli günlerdeki yakışıksız konuşmaları, eskinin genetik arızalarıyla yaptırılan düz kontakları, "yüzyıllık yalnızlığın" tetiklediği evhamları, zenginliğin paylaşımındaki finans-oligarşik barikatları, vicdanlardaki tıkanmaları işaret etmek tam da o yerli sevdanın sonucu.
Çok sesli bir demokrasiyi yaratacak olan toplumsal mutabakatın ancak Allah korkusu olan bir şefkat toplumunda gerçekleşeceğini tekrarlayıp durmamızın bir nedeni de o!
İslam bilgelerini hatırlamamız, kavgacı değil kucaklaşmacı bir zihniyeti tabir edip durmamız hep o yüzden.
Yerli olmak, kalpten konuşmak demek! Kalbimizde oturan kadim bilgeye kulak vermek demek...
Oysa nefret dili toplumun bilinçaltlarında uyuyan bir atık! Bu tahrik edici, tacizkâr virüs ülkenin totaliter geçmişinden kalan bir tümör. Bu kanser ancak olgunluğun, tekâmülün şifasıyla dumura uğratılabilir.
Bu çirkin şey yatıp beslendiği yosunlu güdülerin sığınağından ancak böyle sökülüp atılabilir. Bu zehrin, bu "nefsi emare bodrumunun" kapısı ila nihai bu şekilde mühürlenebilir...
Bu konuda lafı hiç eğip bükmeden ittifak etmeliyiz.
Düşünüyorum da: Bu seçim dönemi mezuniyet sınavımız olabilir.
Zorluklara, her türlü yarılmaya, hayal kırıklıklarına rağmen, evet açıkça ama zinhar yıkıcı değil, inşa edici bir dil kullanmalı.
Sürekli eski vesayetçi, inkârcı yılları, darbe yılarını hatırlatan ve nerelerden nerelere geldiğimizi söyleyen cümleler tersine işliyor. Bir yaşlılık belirtisi, bir kuşak çatışması yaratıyor.
Söylenenler doğru, biliyoruz. Fakat millet yeniliklere alıştı, daha iyisini istiyor. "Geçelim bunları, ileriye bakalım" diyor...
Termodinamik bir serap görüyorum belki, bilmiyorum!
Bence sular seller gibi akan bir feragat sarıyor kavgadan yorulmuş bu toplumu.
Öfkeden, hınçtan, laf koymaktan kaçan bir fedakârlık...
Haysiyetli bir barış, bir sükûnet isteği kılcal damarları zorluyor.
Anadolu bilgelerinin torunlarıyız. Hakaret etmek, fitnelemek, zem etmek ve karşımızdakine sağır olmak bizim işimiz olamaz.
Fikirlerimizden ve ideallerimizden geri durmadan, karşımızdakini dinlemek için sözü aklımızın marifetiyle masaya koyar, kalp kalbe konuşabiliriz. Hafızayı bir nebze zorlasak yeter, böyle bir medeniyet genlerimizde atmakta.
Onu diyorum. Birbirimizin gözlerinin içine baksak ve kalp kalbe konuşmak için şöyle başlasak:
Herkes çıkarsın kalbini, rest çekiyorum hepinize!

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.