YAZARA MAİL GÖNDER Türkiye'nin çözüm kararlılığı ve Kürt meselesi

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Yeni sürecin en önemli özelliği, Türkiye'nin kendine ait bir sorunu, yabancı aracılar kullanmadan çözme iradesini ortaya koymasıdır

Kürt meselesinin çözümü konusunda ortaya konulan kararlılık, sanılanın ötesinde önemli bir anlam taşıyor. Çünkü Türkiye, adı konusunda dahi ittifak edemediği bir meselenin çözümüyle ilgili inisiyatif aldı. 27 Mayıs darbesi öncesinde 16 ve 12 Eylül darbesi sonrasında 54 olmak üzere, 70 ayrı rapora konu olan meseleyle ilgili kararlılığını ortaya koydu. Türkiye; insan kaynağı, toplumsal barış ve ekonomik yapısı gibi birçok değerinde erozyon oluşturan sorun konusunda adım attı. Süreci önemli kılan asıl faktör ise Türkiye'nin bundan sonraki siyasal gelişimiyle doğrudan ilgili. Yani; Türkiye içe kapanıp otoriterleşecek mi, yoksa tarihi misyonuna uygun davranıp, coğrafi sınırlarının ötesindeki siyasi haritasıyla buluşarak, evrensel ölçekte bir demokratik düzen mi tesis edecek?

Kürt meselesinde nereden nereye gelindi?

Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Genelkurmay Başkanları, generaller, valiler, umum müfettişler, büyükelçiler, akademisyenler, STK'lar ve siyasi partiler dahil olmak üzere birçok kişi ve kurumun yazdığı raporların içeriği ve önerileri konusunda önemli bir bilgi eksikliği var. Meseleyi kavramak ve çözüm gerekliliğini anlamak için 27 Mayıs darbesi öncesinde yazılmış raporlara bakmakta yarar var. Hüseyin Yayman imzasıyla SETA Vakfı'nın yayınladığı "Türkiye'nin Kürt Sorunu Hafızası", bu konudaki en önemli kaynaklardan biri. Kitap, kabul edilmesi mümkün olmayan önerileri ortaya koymaktadır. "Bölgeye koloni (sömürge) yönetimi uygulama", "on yıl süreyle sıkıyönetim ilan etme", "nüfus mübadelesi", "köy boşaltma", "iyi yönetici gönderme" gibi yüzlerce öneri... Öneriler analiz edildiğinde, devletin sahip olduğu tutum daha net anlaşılmakta! Kimi farklılıklar içermekle birlikte, raporların temel eksenini, şiddet ve baskı önerilerinin oluşturduğu açık. Politikalar dikkate alındığında, bu önerilerin, 2000'li yılların başına kadar özenle (!) uygulandığı görülür. Meselenin böylesine derin bir arka planı var. Bu nedenle de, tek yöntem olarak şiddetti gören anlayıştan, farklı araçlar kullanarak meseleyi çözme eğilimine geçiş çok zor. Ve Türkiye şu an, zor olanı, ama olması gerekeni yapmaya karar verdi ve iradesini çözümden yana koydu.

Rol çalmak isteyenler kaybedecek!

Bu sürece ilişkin birçok özellikten bahsetmek mümkün... Ancak en temel olanı, Türkiye'nin kendine ait bir sorunu, yabancı aracılar kullanmadan çözme iradesini ortaya koymasıdır. Osmanlı İmparatorluğu'nun gerileme sürecinde Karlofça antlaşmasıyla, başlayan sorunlarımızı yabancılar aracılığıyla konuşma ve çözme tutumu maalesef bugüne kadar devam etmiştir. Bugün ilk kez bir meselemizi aracılar kullanmadan ve kendi irademizle çözme arayışı ve iradesi ortaya çıkmıştır. Kendi coğrafyamızda, kendimiz konuşuyor ve meseleyi çözmek için adım atıyoruz! Türkiye'nin ortaya koyduğu bu iradeden, üçüncü aktörlerin hoşnut kalmayacağı açık ve bunu bilerek adım atmak önemli. Paris olayının da, çözüm iradesini bozmaya yönelik olduğuna ilişkin tartışmalar dikkate alınırsa, konu daha net anlaşılır! Türkiye'nin kendi özgür iradesiyle ortaya koyduğu bu kararlılıktan rahatsız olanların, ülke içindeki araçlarını aktif hale getirebilecekleri de ihtimaller arasında. Değişik güç merkezlerine hizmet eden figüranların süreci etkileme veya sulandırma arzuları da bilinmekte. Türkiye, "rol çalma heveslilerine", eski reflekslerle hareket edilemeyeceğini açıkça ortaya koymalıdır!

Çözüm iradesi desteklenmeli...
Türkiye'nin ortaya koyduğu bu iradenin kaynağı, Başbakan Erdoğan'ın kararlılığı ve cesaretidir. Siyasi iradenin bu kararlılığı, sanılandan çok daha önemlidir. Çünkü Türkiye, muhalefette rapor hazırlayıp onlarca öneri ortaya koyan ve iktidara geldiğinde ise önerilerinin tümünü unutup iradesini güvenlik bürokrasisine havale eden siyasi partileri ve liderleri çok gördü. Bu tutumlar dikkate alındığında, Başbakan Erdoğan ve hükümetin kararlılığının önemi daha net anlaşılır. Sürece ilişkin ilk adımların atılmasıyla birlikte, halkın geniş bir kesiminin de çözümden ve çözüm iradesinden yana olduğu görüldü. Çünkü toplum, soğuk savaş döneminin milliyetçi reflekslerine esir olmak yerine, çözüm istiyor. Yerli ve yabancı bazı aktörlerin hoşuna gitmese de zamanın ruhu bu meseleyi çözmeyi gerektiriyor...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.