YAZARA MAİL GÖNDER Çözüm; paradigma değişirse, siyaset de değişir

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Kürt meselesinin çözümünün birinci koşulunun, meseleyi silahların gölgesinden siyasetin alanına çekmek olduğu konusunda kuşku yok. Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana yapılan önermeler, uygulanan yöntemler ve bunların sonucu ortaya çıkan kitleselleşmiş yapı, bunu teyit etmektedir. Hepimiz şunu iyi biliyoruz ki, meselenin çözümünde silaha ve şiddete dair denenmemiş yöntem kalmadı. Meseleden beslenen kimi aktörler farklı bir dil kullansa da, silaha dayalı yöntemleri tekrarlayarak sorunu çözmenin mümkün olmadığı açık. Hâlbuki tarihsel seyir analiz edildiğinde, denenmemiş yöntemin konuşmak olduğu açıkça görülür.
Her türlü riske rağmen çözüm iradesini ortaya koyan hükümetin üzerinde durması gereken temel soru; "kimle neyi konuşacağız" sorusudur. Bu sorunun cevabı ise basit; meselenin tarafı olan aktörlerle ve özellikle de siyasi aktörlerle konuşmak. Bazı isimlerle bir düzeyde konuşulduğu kamuoyuna yansıyor. Ancak siyasi aktörlerle konuşma konusunda istenilen ivmenin yakalanmadığı açık. Konuşma meselesi, tüm siyasi partiler arasında ihtiyaç duyulan bir konu olsa da, bölgenin siyasi temsili dikkate alındığında, AK Parti ve BDP arasındaki düzey önem taşımaktadır. AK Partinin iktidarda bulunması ve bölgede almış olduğu siyasi destek, sorumluluğunu artırmakta, meselenin yoğunlaştığı coğrafyada almış olduğu oy ise BDP'nin katkısını anlamlı kılmaktadır. Bu nedenle, BDP'yi görmezden gelen tutum kadar, BDP'nin ve kimi çevrelerin AK Parti iktidarının yaptıklarını yok sayan tavrı da doğru değil. BDP'nin 'temsiliyeti' ne kadar önemliyse, hükümetin çözüm çabasını ciddiye almak da o kadar anlamlıdır. Tam da bu nedenle; konuşma zeminine zarar vermek, kaybetmektir.

Paradigma değişirse, siyaset de değişir
Çözüm süreciyle birlikte, AK Parti'nin ortaya koyduğu irade konusunda kuşkulu bir kesimin varlığı görülüyor. Kuşkuları olanların ve Başbakan Erdoğan'ın siyasi kariyerini gündeme getirerek, niyet okuma eğiliminde olanların, AK Parti hükümetlerinin Kürt meselesi konusunda hayata geçirdiği paradigma değişikliklerini hatırlamalarında yarar var. Hükümet ve dolayısıyla da Başbakan Erdoğan, üç temel paradigma değişikliğine imza attı. Birincisi; uzun yıllar inkâr ve yok saymaya dayalı klasik devlet paradigması yerine, meseleyi ortaya koyan, yüzleşen ve çözmeye yönelik adımları atan yaklaşımı hayata geçirmesi. İkincisi; süreci güvenlik bürokrasisine havale etmiş olan geleneksel devlet refleksine müdahale etmesi. Yani sorumluluk sahibi ve topluma hesap veren bir iktidar olarak, süreci yönetme iradesini ortaya koyması. Üçüncüsü ise Türkiye için oldukça önemli olan Kürt meselesini, yabancı aktörler olmadan çözme iradesini ortaya koymuş olması... Bunlar, yazılanın çok ötesinde zor ve önemli değişimlerdir. Başbakan Erdoğan'ın meseleyi çözme konusunda ortaya koyduğu kararlılığı ve aldığı riskleri görmek açısından bunları anımsamak yeterli.

Çözümün adresi siyaset
Meselenin tarihsel seyri dikkate alındığında, siyasi olan bir konunun inzibati tedbirlere havale edildiği açıkça görülür. Bunda, "son kale Anadolu'nun korunması" refleksinin etkili olduğu da açık. Kurucu iradenin oluşturduğu bu yaklaşımın süreç içinde devletin temel refleksi haline dönüştüğü ve bu tutumun, 90'lı yıllarda daha ileri bir boyuta taşınarak, meselenin tümden güvenlik bürokrasisine havale edildiği biliniyor. O dönem, meseleyi tanımlayan, yöntem öneren ve önerilen yöntemi uygulayan aktörün güvenlik bürokrasisi olduğu, siyasetin hiç bir müdahalesinin olmadığı bir zaman dilimiydi. Bugün gelinen noktada ise konu devlet organları arasında tartışılmakta ve nihai kararlar siyasi iktidar tarafından alınmaktadır. Bu oldukça önemli bir paradigma değişikliğidir. Bu değişiklikte Başbakan Erdoğan'ın kararlığının etkili olduğu konusunda da kuşku yoktur.
Sonuç olarak; devletin meseleye ilişkin paradigmasını değiştiren ve çözüm kararlılığını ortaya koyan Başbakan Erdoğan'ın, siyasi aktörlerin kurumsal olarak çözüm sürecinde rol almaları yönündeki iradesinin, süreci rahatlatacağı ve yürütülen çalışmalara ivme katacağı açık. İvme katmanın ötesinde, sıkıştırıldığı fiziki coğrafyayı aşarak, yeni bir siyasi coğrafyaya hitap etme perspektifini ortaya koyan büyük Türkiye'nin önünü açacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.