Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İmralı'nın eylemsizlik ve silahlı unsurların ülke dışına çıkmasına ilişkin açıklamasından sonra, ortaya çıkan olumlu gidişattan rahatsız olanlar, çözüm sürecini olumsuz bir bakış açısıyla değerlendirmeyi sürdürüyorlar.
Kendini Kürtlere 'nasihat etmekle' sorumlu kılan geç kalmış Makyaveller, "demokrasi olmadan barış olur mu?" sorusu ve darbeci unsurların, bağlamından kopararak, toplumu kamplara ayırmak için kullandıkları "laiklik karşıtlığı" tezleri üzerinden yazılar yazıyorlar.
Sınır tanımayanlar ise "demokrasiyi barışa feda ettiniz" anlamına gelen cümleler kuruyorlar. Demokrasiden; siyaseten toplumsal tabanları olan taşralıların kendi düşüncelerine uymasını ve önerilerini hayata geçirmesini anlayan, akıl verme heveslilerinin bu tutumunun sorunlu bir durum olduğu konusunda kuşku yok.

Barış mı demokrasi mi?
"Barış mı, demokrasi mi"
tercihini dayatanlara, bu iki kavramın ana unsurları üzerinden cevap vermekte yarar var. Yorumlama zenginliği bakımından çeşitlilik arz etse de en genel anlamıyla demokrasi, herkesin devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olma hakkı'nı ifade eder. Çerçeveyi daha da genişletirsek; çoğunluğun yönetimi, azınlık haklarını güvenceye alan ve kamu hizmetlerini yerine getirmek için halkın desteğine ihtiyaç duyan yönetim gibi atıflar da yapılabilir.
Bunlardan da görüleceği üzere, halkın seçimle yönetim sürecine dahil olması temel dayanaktır. Bu ise oy ile mümkün. Dolayısıyla olay bu kadar sade ve basit! Bunun ötesine varan tanımlamaların tümü, rol çalma ve kendi siyasal perspektifini dayatma çabasıdır.
Demokrasinin süreçleri analiz edildiğinde; serbest seçim, seçimle oluşmuş meclis, meclis içinden çıkan hükümet ve hükümetin uygulama süreçlerinde azınlıkta kalanların haklarının korunması gibi unsurlar ön plana çıkar. O zaman da, demokrasi üzerinden yapılan eleştirilerin tümünün farklı amaçlar için yapıldığı sonucunu çıkarmak mümkün. Toplum bunun farkında. Demokrasi üzerinden tartışma yürüterek seçilmiş siyasal iktidara fonksiyon biçmek isteyen ve kendilerini 'akıl danesi' olarak konumlandıranların demek istediği şey şu; "bizim dediğimizi uygularsanız demokrasi var, aksi durumda yok!" Seçkinci, dayatmacı, iletişime kapalı ve demokrasinin tanımıyla uyuşmayan bu yaklaşımın kabul edilmesi demek, halkın siyasal tercihini yok saymaktır. "

Erdoğan çözecekse..." hastalığı

Demokrasi ile barışı yarıştıranların temel sorunu, yönetim biçimi olarak demokrasiyi benimseyen devletin, insana hizmet etme aracı olduğu gerçeğinden yoksun olmalarıdır. Bu anlamıyla da, devleti kutsayan otoriter anlayışlardan farklı olduklarını söylemek zor. Hâlbuki demokrasi de, barış da, insanı yücelten kavramlardır. Demokrasiyi sınırlayan en temel faktörün, terör atmosferi olduğunu gayet iyi biliyoruz.
Şiddet atmosferinin demokrasiyi askıya almak için nasıl kullanıldığını hatırlamak amacıyla 1990'lı yıllara bakmak yeterli olur. Dolayısıyla barış ve silahsız ortam demokrasinin karşıtı değil, demokrasinin tam anlamıyla uygulamasının ön koşuludur. Başka bir ifadeyle; çözüm, demokrasinin uygulanma zemininin gelişmesidir.
Türkiye'nin tarihiyle yaşıt olan Kürt meselesinin çözülmesi demek, toplumsal ayrışma riskini tetikleyen terör atmosferinin ortadan kalkması, antidemokratik uygulamaların sonlandırılması ve teröre harcanan kaynakların insan için harcanması demektir.
Bundan neden rahatsızlık duyulur ki? "Meseleyi Erdoğan çözecekse, çözülmesin" demek hangi demokratik perspektifin ve hangi vicdanın sonucu? Olayı bu denli şahsileştirmek ne demokrasinin temel ilkeleriyle uyumludur, ne ahlakidir, ne de insanidir!

Siz önden buyurun...

Türkiye uzun yıllar, "demokrasi-güvenlik" ikilemi arasında iş yapamaz hale getirilmişti. Şimdi ise "demokrasi mi, barış mı" ikilemiyle kavganın devam ettirilmesi isteniyor. Ortaya çıkan çözüm iradesinin neo-liberal düzene hizmet edeceğini yazabilecek kadar değerden yoksunlaşanlar ve "ailesinden birilerini çatışmada yitirmiş birisine, niye silah bırakıldığını nasıl anlatırsınız" sorusunu soranlar var... Bunların tümü aynı anlayışın farklı ifadeleri!
Bu konu üzerinden toplumu cendereye almak isteyenlere; "sizin çocuğunuz öldürüldü mü, biz meselenin çözümünden yanayız, çok istiyorsanız varın siz savaşın" demek lazım. Evet, içinden geçtiğimiz zaman, "hiç kimse başkalarının evlatlarının hayatı üzerinden kendine siyasal mücadele zemini oluşturmaya çalışmasın!" deme ve edebe davet etme zamanıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER