YAZARA MAİL GÖNDER Arap Baharı'na darbe ve model ülke Türkiye

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Kurulan tuzakları aşmanın yolu, daha fazla demokrasiden ve devletin demokratik dönüşümünün sağlanmasından geçer

Arap Baharı'nın en temel özelliği, halkın siyasal tercihleri dışında, Batılıların kontrol ve yönlendirmeleri doğrultusunda yönetilen ülkelerde çıkmış olmasıdır.
Baskıcı ve halkın siyasal tercihlerine göre oluşmayan diktatoryal yönetimler, sindirilmiş halkların isyanıyla birlikte devrildiler. Bunlar; ekonomik olarak güçlü olmayan ve Batılıların çıkarları için yok sayılabilecek olan Arap diktatörleriydi.
Ancak ekonomik olarak güçlü olan ve Batılılarla ilişkileri daha derin olan Arap diktatörleri, ortaya çıkan bu durumdan etkilenmedi.
Ancak bu durumun, kalıcı olduğunu söylemek zor. Onlarda bunun farkında olmalılar ki, coğrafyayı etkileme kapasitesi yüksek olan Müslüman Kardeşlerin Mısır'daki iktidarına yönelik darbeyi desteklemek için yoğun bir çaba içine girdiler. Özellikle, 12 Milyar dolara varan ekonomik destek bunun en somut işareti.

Bahar sonrası kaos mu?

Uzun yıllar diktatörlerce yönetilen ülkelerde Arap Baharıyla birlikte ortaya çıkan durum, kaos olarak değerlendiriliyor. Ancak bu, dönemsel bir durum. Çünkü coğrafyanın ve toplumun demokrasi geleneğinde erozyon oluşturan diktatörler yönetimdeydi.
Demokrasi geleneğinde aşınma söz konusu ise değişimlerden sonra yönetim ve uygulama süreçlerinde kimi aksaklıkların çıkması normal karşılanmalı. Aslında bu duruma en güzel örnek, SSCB'nin dağılmasıyla ortaya çıkan ülkelerin yaşadıkları süreçlerdir. Hatırlanırsa, kısmi bir bocalama sürecinden sonra o ülkeler, bir yola girdiler. Burada önemli olan kaos olarak adlandırılan sürecin olabildiğince kısa sürmesidir. Buna katkı sağlayabilecek en önemli faktör ise bu coğrafya ile sosyolojik yakınlığı olan ülkelerin model olabilmeleridir.
Arap coğrafyasının sosyolojisi dikkate alındığında, model olma anlamında öne çıkan ülkenin Türkiye olduğu görülür. Çünkü Türkiye, Arap baharından etkilenen tüm ülkeler ile coğrafi, tarihi ve sosyolojik anlamında en rahat ilişki kurabilecek tek ülkedir.

Türkiye'yi model ülke olmaktan çıkarma çabası

2002 yılında iktidara gelen AK Parti'nin en temel özeliklerinden birisi, muhafazakar kimlik ile demokrasiyi birlikte içselleştirmiş olmasıdır. Buna iktidar sürecinde ortaya koyduğu demokratikleşme kararlılığı da eklendiğinde, bahsettiğimiz özellik daha da anlam kazanıyor.
Buna bir de, AK Parti'nin yaşadığımız coğrafya ile kurmuş olduğu ilişki eklenince, coğrafyanın model ülke ihtiyacının Türkiye üzerinden karşılanabileceği net olarak görülür. Batılılar tarafından da, uzun bir dönem, söylem düzeyinde de olsa bu konuya vurgu yapılmıştı. Ancak AK Parti iktidarı ile birlikte ortaya çıkan 'Yeni Türkiye' perspektifinin, Erdoğan ile AK Parti'nin bu coğrafyada yaşayan halklarla kurmuş olduğu ilişki üzerinden ortaya çıkan sinerjinin ve küresel siyasete ilişkin geliştirdiği yeni dilin, Batılıları ürküttüğü kısa sürede görüldü. Özellikle bölge insanı ile kurulmuş olan ilişkinin bölgenin antidemokratik yönetimleri ve Türkiye'nin bölgesel güç olma iddiasını yönetemeyeceklerini düşünen Batılıları rahatsız etti.
Bahsettiğimiz rahatsızlığın ortaya çıktığı dönemin, Türkiye'nin vesayet kurumlarını ve ordu içindeki kimi darbeci unsurları tasfiye etmesinden sonra başlamış olması da ayrı bir anlama sahip! Sivil siyasetin güçlenme olanağı bulduğu, devletin demokratik dönüşümünün ivme kazandığı ve ekonomik olarak da güçlü bir Türkiye'nin ortaya çıktığı bir dönemde, Türkiye'nin model ülke olma kapasitesini sınırlamak için hükümetin demokratikleşme konusunda frene bastığı, hatta geri adım atmaya çalıştığı ve otoriterleştiğine ilişkin iddialar dile getirilmeye başlandı. Değişik merkezlerce tasarlanan bu suçlamanın, Batı kamuoyunda karşılık bulması için yoğun bir çaba gösterildi. Gezi olayları ise bu algıyı kalıcılaştırmak, iç ve dış kamuoyunu buna inandırmak için kullanıldı.

Türkiye bu prangayı kırmalı

Türkiye'nin Arap coğrafyasına model olma durumunu, Türkiye'nin talebinden öte, coğrafyanın ve bu coğrafyada yaşayan halkların ihtiyacı olarak not etmekte yarar var. Türkiye'nin bölge ile kurduğu ilişki, ne sömürgeci ne de emperyal bir amaç içermiyor.
Bu, aynı inanca sahip insanların demokratik yöntemlerin uygulandığı ve insan haklarının olabildiğince içselleştirildiği bir coğrafya oluşturma özlemidir. Bu nedenle de, Batılıları ve onlarla kirli işbirliği içinde olan yönetimler üzerinden tutum geliştirmek yerine, daha fazla demokrasi ve halklardan halklara ilişki prensibine sarılmak lazım. Kurulan tuzakları aşmanın yolunun, daha fazla demokrasi ve devletin demokratik dönüşümünün sağlanması olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Çünkü bu mesele, AK Parti veya Başbakan Erdoğan'ın şahsi meselesi değil, Türkiye'nin meselesidir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.