YAZARA MAİL GÖNDER Türkiye'nin AB ile sınavı

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

AB'nin Türkiye'den, temel hak ve özgürlüklerle ilgili reform talep ederken, bu konuları ilgilendiren fasıllarda hala resmi açılış kriterlerini bildirmemiş ve tarama sonu raporlarını Türk tarafı ile paylaşmamış olmasının altını çizmek gerekir

1959'da başlayan ve 54 yılı bulan Türkiye-AB ilişkisinin önemli dönemlerini; tam üyelik başvurusu, aday ülke olarak kabul edilme ve tam üyelik için müzakerelere başlanması şeklinde özetlemek mümkün. Son zamanlarda tek taraflı ilerleyen bu ilişkinin, kritik aşamalarından birisi de 1989'dan bu yana yayınlanan İlerleme Raporlarıdır. Raporları tartışmak anlamlı, ancak AB'nin izlediği politika nedeniyle olsa gerek, raporlar iç siyasi çekişmelere malzeme olmaktan öteye geçmiyor. Son rapor da, bir süreliğine bu işlevi görecek gibi gözüküyor.

Rapor ve demokratikleşme paketi
Herkesin siyasal pozisyonuna uygun ifadeler bulacağı 80 sayfalık raporda, AB'nin olumlu ifadeler kullanma konusundaki kısır tutumu dikkate alındığında, demokratikleşme paketine ilişkin değerlendirmelerde bulunması anlamlı. Bunu anlamlı kılan ise iç siyasette rol alan aktörlerin okuma/ anlama ihtiyacı dahi göstermediği paketin AB tarafından olumlu değerlendirilmiş olmasıdır. "Hükümet daha fazla demokratikleşme ve siyasi reformlara yönelik taahhüdünü korumaktadır" ifadesinin altını çizmek gerekir. Pakette yer alan; seçim barajının tartışmaya açılması, Türkçe dışındaki dillerin siyasi propaganda faaliyetlerinde kullanılması, nefret suçu, kullanılması yasak olan harflerin kullanımına ilişkin ceza uygulamasının kaldırılması, farklı dillerle özel okullarda eğitim olanağının oluşturulması, tarihi isimlerin geri kullanılması vb düzenlemeler AB tarafından olumlu çalışmalar olarak değerlendiriliyor. Türkiye'de sahici bir analize konu edilmemiş olan kamuda başörtüsü yasağının ve andımızın kaldırılmasının, raporda dikkate alınmış olması, iç siyasetin yürüdüğü düzeyi anlamak bakımından önemli. Raporun konuya ilişkin değerlendirmesinden sonra, yasağın yeniden gelmesi için çabalayan siyasi partilerin alacağı tutumu da izlemek lazım! Rapor ayrıca, Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Kurulunun kurulacak olması, yaşam tarzının TCK ile güvence altına alınması, kişisel verilerin korunmasına ilişkin düzenleme ve Mor Gabriel Manastırı arazisinin vakfa iadesi gibi başlıkların da altını çiziyor.

Gezi olayları

Raporun üzerinde durduğu başlıklardan biri de, Türkiye'de de tartışması devam ettirilen Gezi olayları. Polisin güç kullanımına dikkat çekildiği gibi kimi göstericilerin de şiddete başvurduğuna vurgu yapılıyor. Bununla birlikte gösterilere müdahale prosedürlerini iyileştirme talimatı olumlu karşılanıyor. Ancak Gezi üzerinden, yönetim kademesindeki siyasi aktörler arasında 'tercih' anlamına gelecek cümlelere yer verilmesini olumlu karşılamak oldukça güç.

Yargı ve adalet alanı

Raporda, adalet, yargı ve temel haklara ilişkin '23. Fasıl'a geniş yer ayrılıyor, 'Genişleme Stratejisi' metninde 23 ve 24. Fasılların açılması vurgulanıyor. Konuyu iç siyasette malzeme etme heveslisi kimi aktörlerin ifade ettiğinin aksine, yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı ve verimliliği açısından olumlu çalışmaların yapıldığının altı özenle çiziliyor. Raporda; HSYK'nın 2012-2016 stratejik planı, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı, İnsan Hakları Eylem Planı, yargı paketleri olumlu çalışmaların kaynağı olarak gösteriliyor. AİHM'de Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısının, peş peşe altı yıl aradan sonra ilk defa düşüşe geçtiğine de dikkat çekildiği gibi Eylül 2012'de 16.641 olan AİHM'deki dosya sayısının, Eylül 2013 itibariyle 13.900'e indiği de raporda belirtiliyor ve 4. Reform Paketinin daha fazla davanın kapatılmasına katkı sağlayacağına işaret ediliyor. Raporda da yer alan Adalet Bakanı Sadullah Ergin'in "yargıya ilişkin eleştirilerin farkındayız, çözüm için adım atıyoruz" açıklaması ise hükümetin durduğa pozisyonu anlamak açısından anlamlı.

Tarama sonu raporları ve Füle'nin açıklaması

Füle'nin, Türkiye'nin katılım müzakerelerinde üye ülkelerin daha önce açma kararı aldıkları, bölgesel politikalar faslına ilaveten, yargı ve temel haklar ile adalet, özgürlük ve güvenlik fasıllarının açılması çağrısında bulunmuş olması önemli. Yine Füle'nin, AB'nin Türkiye'den, temel hak ve özgürlüklerle ilgili reform talep ederken, bu konuları ilgilendiren fasıllarda hala resmi açılış kriterlerini bildirmekten aciz olmasına ve hatta tarama sonu raporlarını bile Türk tarafı ile paylaşmamış olmalarının doğurduğu çelişkiye dikkat çekmesi de önemli. Çünkü bu konu, AB ve reformlar üzerinden hükümete eleştiri getirmeye çalışan 'uzmanların' dahi bilmediği bir konu. Füle'nin, "Türk mevkidaşlarım bana 'yargıyla ilgili reformlarda AB'yi referans alacağız, bu fasılla ilgili resmi açılış kriterlerini bildirin' dediğinde kendimi ifade etmekte zorlanıyorum" ifadesi müzakerenin tarafı olan Türkiye'nin bilgilendirilmediğinin AB tarafından itirafı anlamına geliyor.ADN
Aslında AB'nin Türkiye'ye ilişkin tutumunun sorunlu olduğunun iki temel göstergesi, 54 yıldır süren ilişkinin bir sonuca bağlanmammış olması ve demokratikleşme konusunda yapılan eleştirilere rağmen Tarama Sonu Raporunun paylaşılmamış olmasıdır. 7 yıl geçmiş ama Tarama Sonu Raporu Türkiye ile paylaşmamış. Bunca yıldır, AB'nin üyelik konusunda izlediği politikayı Türkiye'nin AB ile sınavı olarak görmek lazım. Bu sınavı aşmanın yolu ise demokratikleşme ve bireyin hayatını kolaylaştırmaya ilişkin adımları, AB ilişkileri üzerinden değil, kendi vatandaşları için hayata geçirmektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.