YAZARA MAİL GÖNDER Mısır'daki darbenin demokrasiye çıkardığı fatura

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Mısır'da Mursi yönetimine yapılan darbe ve sivil direniş gösteren İhvan'a yönelik katliamlar tüm Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı etkileyecek bir mahiyet taşımaktadır. Hatırlanacağı üzere, Tunus'taki devrim Mübarek yönetiminin devrilmesi ile demokratik bir dalgaya dönüşmüştü. Şimdi ise Mısır'daki darbe ile Tunus'taki Nahda iktidarını da devirebilecek ters bir dalga oluşturuldu. Cumhurbaşkanı Mursi tutuklu iken Mübarek'in tahliye edilmesi eski rejimin geri dönmekte olduğunu düşündürmektedir. Eski rejim taraftarlarının muhalefetin geniş katılımlı protestolarını iktidarı geri almak için kullandığı bu yeni dalga, muhtemel sonuçları açısından Arap baharı öncesi otoriter rejimlerinden daha sıkıntılı bir süreci başlattı. Bu sıkıntının ana kaynağı demokrasi tartışmasının bölgede geri dönülemez şekilde yozlaşması olmuştur. Batılı ülkelerin darbeye verdiği destek de bu yozlaşmayı derinleştirmiştir.
Arap baharı öncesinde, İslamcıların demokrasiye inanmadığı iddiası otoriter rejimler tarafından sıklıkla baskıcı yönetimlerini meşrulaştırmak için kullanıldı. Buna rağmen özgür seçimlerin olmadığı bir ortamda demokrasiye geçiş bir özlem, barışçıl bir iktidar değişim yöntemi olarak meşru söylemi oluşturdu. Arap Baharı, demokrasi ve halkın iradesi söylemini hakim paradigma haline getirmişti. Ancak sandıktan çıkan sonucun Mısır ordusu tarafından muhalefetin desteği ve meydan siyaseti ile ortadan kaldırılması yeni bir duruma karşılık geliyor.
Darbeyi meşrulaştırmak için kullanılan "demokrasi sadece sandık değildir" söylemi bölgede demokrasi düşüncesine verilen zararı örtemez. Sandığın olmadığı yerde demokrasi ilk olarak sandıktır daha sonra da hukuk devletidir, azınlıkların haklarının korunmasıdır vesaire. Ama önce sandıktır. Sandık olmadan demokrasi olmaz ve sandığın alternatifi de meydanlar değildir. Aksi takdirde meydanları ilk ele geçiren hükümetleri devirir.
Seçimle iktidara gelmenin iktidarda kalmak için çok az şey ifade ettiğinin görülmesinin bölgenin demokratikleşmesi açısından dört önemli zararı olmuştur:
İlk olarak, iktidar için yarışan aktörler nezdinde demokrasi fikrinin meşruiyeti buharlaşmıştır. Bu buharlaşma en çok da teröre bulaştırılmaya çalışılan İhvan nezdinde değil liberal- Kıpti- selefi- Ezher ittifakı içinde yaşanmıştır. Ordunun yaptığı katliamları haklılaştıran Temerrud hareketinin kaybettiği meşruiyet ilk seçimlerde belirginleşecektir. İhvan'ın dışlandığı muhtemel seçimlerin de Mısır'a istikrar getirmeyeceği kısa sürede anlaşılacaktır. İhvan'ın bu zamana kadarki sivil-barışçıl direnişi devam ettirmesi durumunda halkın iradesi ve demokrasi söylemini seslendirmenin meşru pozisyonu İslamcıların eline bırakılmıştır. İhvan'ın bütün baskı ve katliama rağmen Mürşid Muhammed Bedii'nin açıkladığı üzere "bizim silahımız silahsız oluşumuzdur" tavrını sürdürmesi durumunda bu pozisyon güçlenecektir.
İkinci olarak, seçimlerin sonucunun meydan siyaseti ve ordunun halkın taleplerini yerine getirdiği iddiası ile geçersiz sayılması, sahte bir demokrasi tartışması yaratmıştır. Bu, bölgedeki yeni otoriterliğin kendini yeniden üretebilmesine katkı sağlayacaktır. Bölgede uzun sürecek demokrasi soslu yeni bir otoriterliğe hazır olunmalıdır. Artık her bir aktör kendi konumunu haklılaştıracak bir demokrasi söylemine ve meydanlara dökülecek bir kitleye sahiptir.
Kesin olan ise şudur: sandık kasabadaki tek oyun değildir, hem de demokrasi adına; çünkü "demokrasi sadece sandık değildir". İlk meydana inerek orduyu ve medyayı yanına alan diğer meydandakileri terörist ilan edecek bir söyleme sahiptir. Böylece sivil direniş yapanlara uygulanan katliam onların başkaldırılarının sonucudur. Darbeciler ve destekçileri gözünde, evlatları öldürülen İhvan liderlerinin "halkı şiddete teşvik etme suçu" ile tutuklanması ise hak ettikleri ikinci bir cezadır.
Üçüncü olarak, yakın gelecekte Ortadoğu'da istikrarlı bir düzenin kurulması mümkün görünmemektedir. Demokratik geçişin mümkün olmadığını halklarına gösterdiğini zanneden Körfez ülkeleri (en başta elbette Suudi Arabistan) etkileri uzun sürmeyecek bir zafer kazandılar. Şimdilik statükoyu korumayı başaran bu ülkeler, İsrail ile aynı safta yer aldıklarını bir kere daha göstermiş oldular. Körfez ülkelerinin "İhvan hilali" korkusu, Selefilerin kısmî ve dönemsel destekleri ile engellenemez. Zira İhvan'ın temsil ettiği pozisyon bölgede halkların iradesine ve sandığa karşılık gelmektedir. Son katliamlardan sonra bu iradenin haklılığı toprağın daha derinine işlemiştir. Başka bir baharda tohumlar yeşerecek ve filizler büyüyecektir.
Dördüncü zarar ise, Mısır'da darbeye sessiz kalan ve katliamlara göz yuman Batı'nın hegemonik söylemi olan demokrasi ve insan hakları bağlamında fakirleşmesidir. İslamcılar hep Batı'ya düşmanca yaklaşmakla ve demokrasi fikrine karşı olmakla suçlandılar. Batı ise İslamcılara zulmeden otoriter rejimlere destek vermekle eleştirildi. Cezayir'de Milli Selamet Cephesi'ne ve Filistin'de Hamas'a yapılan haksızlık karşısında susan Batı, bölge halkları nezdinde karnesine yeni bir suçu eklemiştir.
Batı için ise kayıp hiç de az değildir. İhvan'ın iktidarda dönüşerek bölgedeki "Batı karşıtlığını" "yumuşak bir Batı eleştirisine" çevirme fırsatı kaçırılmıştır. İhvan gibi ılımlı hareketlerin medeniyetlerin bir arada yaşamasına vereceği katkı engellenmiştir. Ayrıca, bu Batı'nın radikal hareketlerden aslında pek de rahatsız olmadığı yönündeki fikri güçlendirmiştir. Mursi liderliğindeki İhvan'ın başarısı bölgede bir demokratikleşme dalgası yaratabilirdi. Bu sadece Körfezdeki otoriter monarşileri ve İsrail'i korkutmamıştır. Demokrasi promosyonu için bir sürü para döken ABD ve diğer Batılı ülkeler için çıkarların değerlerden daha üstün olduğunu da bir kez daha göstermiştir. Demokrasinin beşiği olma iddiasındakilerin Ortadoğu'yu yeni bir otoriterliğe taşımaları büyük bir samimiyetsizlik olarak tarihe geçecektir. Bu samimiyetsizliği hiçbir oryantalist açıklama da örtemeyecektir.
Türkiye'nin Mısır'daki darbeye en net şekilde karşı çıkan konumu, bu samimiyetsizliği yüzlerine vuran erdemli bir demokratik tavır olarak kaydedilecektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.