Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yarım asrı aşkın bir süredir devam eden Kıbrıs müzakerelerinde 57 sene sonra ilk defa 2017'de garantör ülkeler sorunun çözümü için İsviçre'de bir konferansta bir araya geldiler. Müzakerelerin bu noktaya gelmesi elbette önemli fakat çözüm için en önemli noktalarda hala anlaşılabilmiş değil.
Özellikle Rum tarafının Türkiye'nin garantörlükten vazgeçerek Ada'daki askerlerini çekmesi ile ilgili irrasyonel taleplerinde hala ısrar etmesi çözümün önündeki en büyük engel. Nitekim Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da Cenevre'de "Rum tarafının beklentisi, garantiler tamamen kalksın, Ada'da Türk askeri kalmasın yönünde. Bu bir hayaldir. Bu hayalden uyanmaları lazım" şeklinde bir açıklama yaparak Türkiye'nin kırmızı çizgilerini ortaya koydu.
Peki bu iki şart neden bu kadar önemli. Öncelikli olarak Ada'da yaşanan tecrübeler Kıbrıs Türklerinin varlığının ancak Türkiye'nin garantörlüğü ve askeri varlığı ile sağlanabileceğini bize acı bir şekilde öğretti. Nitekim 1974'te Ada'da anlaşmalara aykırı bir şekilde Enosis yanlısı darbe yapılması ve Türkler katledilmesine rağmen diğer garantör ülke olan Birleşik Krallık kılını bile kıpırdatmamıştı.
Ada'da çözüme en çok yaklaşılan Annan Planı'nda bile garantörlük devam ederken Türk askeri varlığı tedricen azaltılmakta idi.
Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta ise Annan Planı müzakere edildiği dönemde Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin yakın bir zamanda gerçekleşeceği ile ilgili beklenti idi. Nitekim Annan Planı'nda birçok maddede Türkiye'nin AB'ye üye olmasına yahut 2018 yılına işaret edilmektedir. Dolayısıyla AB'ye üye olmuş ve garantörlüğü devam eden bir Türkiye'nin Kıbrıs Türklerinin güvenliğini Ada'da asker bulundurmadan sağlaması Annan Planı ile mümkündü.
Halbuki aradan geçen on üç yıl içinde hem Türkiye AB ilişkileri hem de bölgesel konjonktür tamamen değişmiş durumdadır. Bugün her ne kadar Ankara Brüksel ile üyelik müzakerelerini devam ettirse de AB içinde yükselen Türkiye karşıtı aşırı sağcı güçler nedeniyle Türkiye'nin üyeliğinin yakın gelecekte gerçekleşmesi mümkün görünmemektedir. Diğer taraftan Brexit sonrası AB'nin geleceği de tartışmalı hale gelmiştir. Fakat en önemlisi ise AB'nin Bosna, Kosova ve Ukrayna gibi yakın çevresinde yaşanan askeri çatışmalar ve katliamları engellemekte ya da durdurmak konusunda göstermiş olduğu beceriksizlik ve isteksizliktir.
Dolayısıyla Kıbrıs Türkü'nün ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenliğinin kaderi ne AB gibi askeri çatışmaları ve Srebrenitsa gibi soykırımları durdurmak için askeri güç kullanmaktan aciz bir birliğe ne de BM gibi etkisiz bir uluslararası kuruluşa bırakılabilir. Aşırı milliyetçilikle malul Rumların ileri bir tarihte uluslararası konjonktürde oluşabilecek bir fırsatı değerlendirmelerinin önündeki tek gerçek caydırıcı güç Türkiye'nin garantörlüğü ve Ada'daki askeri varlığıdır. Uluslararası toplum gerçekten Kıbrıs'ta uzun vadeli bir çözüm konusunda samimi ise Rumları bu konuda ikna etmek zorundadır.

Kıbrıs'ın coğrafi önemi
Diğer taraftan Arap Baharı sonrasında kanlı iç savaşlara sahne olan ve terör örgütlerinin yerleştiği Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın çevrelediği Doğu Akdeniz'in göbeğinde Kıbrıs bulunmaktadır. Ortaya çıkan yeni denklemde bu coğrafyada en temel mesele askeri güvenlik haline gelmiştir. İkincil olarak ise ekonomik açıdan Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan doğalgaz kaynakları gelmektedir. Türkiye ve Yunanistan arasında Ege'de yaşanan kıta sahanlığı meselesinin Kıbrıs'ta tekrarlanmaması ise Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik paradigmasının temelini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak AB çıpasının yerinden çıktığı, Türkiye'nin güvenlik paradigması açısından Doğu Akdeniz'in öneminin bu kadar arttığı bir dönemde Türkiye'nin Kıbrıs'ta boş vaatler ya da uluslararası imajını düzeltmek adına askerini tamamen çekmesi ya da garantörlükten vazgeçmesi düşünülmemeli, teklif dahi edilmemeli, müzakereye açılmamalıdır. Türkiye çok uzun vadeli düşünmeli ve Kıbrıs'ta her zaman kendi göbeğini kesebilecek hukuki ve askeri garantileri almadan bir anlaşmaya asla yanaşmamalıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER