Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Çözüm süreci, bu çerçevede, normalleşmenin sağlanabilmesi için şiddetin yöntem olarak kullanılmasına son vermeyi kapsıyor

Çözüm sürecinde, gündemin öne çıkan ve çıkartılan başlıklardan biri kimlik meselesi oldu. Tüm süreci, bu tema etrafında okuyanlar da çıktı, süreci engelleme adına farklı şekillerde kimlik tartışmasını devreye sokanlar da. Bu tutum, bazen üst kimlik arayışını ifade eden yazıların adeta tamamında olduğu gibi mahcup bir biçimde öne çıktı. Bazen de aydınlar bildirisinde olduğu gibi pervasız bir biçimde kimlik krizlerinin hatırlatılmasına vesile kılındı.
Çözüm sürecinin, en genel haliyle kimlik meselesiyle bir ilgisi var mı? Varsa eğer bu ilgi hangi şekilde ve nasıl tarif edilmeli? Bu iki sorunun cevabı, çözüm sürecini doğru bir zeminde anlamlandırmayı da sağlayacaktır.

Kimliğin süreçleri
Şüphesiz, adına Kürt meselesi denilen sorunun dört başı mamur bir kimlik boyutu olduğu açık. Daha da önemlisi, sorunun kendisi, Cumhuriyet'in ilk yıllarından bu yana, bu ülkeyi var eden milletin kim ve ne olduğuna dair bir boyutunu da temsil ediyor. Fakat çözüm süreci, bu bağlamda ele alınabilecek bir mesele değil.
Daha da önemlisi, atılan mevcut adımlar ve bölgesel değişimler, bu boyutun artık verili bir gerçek haline geldiğini ve devletin bu zeminde hareket ettiğini rahatlıkla gösteriyor. En basit ve en yalın haliyle, hatırlatmak gerekir ki, inkâr siyaseti biteli çok oldu.
Aslında istisnasız tüm tartışmalara, bir kimlik boyutu zerk etmek ve hatta tüm tartışmayı buna indirgemek, 1990'lı yıllardan kalma kötü bir alışkanlık. Bu kötü alışkanlık, akademisyenlere korunaklı bir alan sağlıyor. Siyasal kararları tartışmak veya imalarıyla yüzleşmek yerine, bunun karşısına kimlik tartışmalarıyla çıkmak, alınan siyasi kararlara itiraz etmenin entelektüel ve çok şık duran bir yolu. Aynı tartışma hevesinin, siyaseten muhalif tutumlarla birleşince vardığı tek yerin, aydınlar bildirisindeki ucuz siyasi pozisyonlar olması bir tesadüf olmasa gerek. Türklerin kanı üzerinden pozisyon devşirenlerin hali bu. "Kürtler ne aldı ki PKK silahları bırakıyor" diye soran ve Kürtlerin kanı üzerinden kendilerine siyasi pozisyon devşirenlerde de durum aynı.

Mesele nedir?
Önümüzde bir mesele var ve bu çok karmaşık değil: Şiddet ve terör sarmalı, Türkiye'nin iç sorunlarından biri olan Kürt meselesinin bir sonucu. Bu sonuç, bugün kendi içinde yüzlerce alt başlığı barındıran ve bu haliyle herhangi bir şeyin konuşulmasını dahi imkânsız kılan bir büyük engele dönüşmüş durumda.
Birilerinin elinde silah var ve silah var olduğu müddetçe, normalleşmenin imkânı yok. Çözüm süreci, bu çerçevede, normalleşmenin sağlanabilmesi için şiddetin yöntem olarak kullanılmasına son vermeyi kapsıyor. Bütün mesele bu.
Yani diyeceğim o ki, çözüm sürecinden bir kimlik krizi çıkarmanın anlamı yok. Kimlikle bir ilgisi varsa eğer, bunun çerçevesi son derece 'sınırlı': Türkiye, milli karakterini ve kimliğini oluşturan tüm unsurlarla barışıyor. Barışırken, bunun önündeki sıkıntıları ortadan kaldırıyor ve barıştıkça da milli kimlik diye sunulan Batıcı algılar tarihe karışıyor. Bu algıyla şekillenmiş tarihten kimlik devşirmenin imkânı olsaydı, zaten 2000'li yılların başına kadar uygulanan farklı siyasetler bunu başarırdı. Olmadı ve bundan sonra da olması pek mümkün değil.
Bu yüzden kimlik tartışması veya talepleri adı altında öne sürülen birçok tema (Türk, Türkmen, Kürtler, üst kimlik, alt kimlik, Kürt talepleri ne olacak vb), sürecin hiçbir boyutuna tekabül etmiyor. Bazı durumlarda antropolojik bir merakla sınırlı kalan, anakronik siyasetlere denk düşüyor.
Bu yüzden, laiklik tartışmasına girmeden, Türkiye tarihini Türkmen- Türk- Kürt denkleminde okumanın ve "aslında hep bir üst kimliğimiz vardı" demeye çalışmanın mevcut tartışmalar açısından hiçbir karşılığı yok. Mesela, "Kürtler ne aldı ki silahlar susuyor" diye sorabilecek kadar pervasızlaşanların bir karşılığı yok. Mesela, bu süreci "Kürt baharı başladı" diye okuyanların da bir karşılığı yok.
Bunların bir kısmı, sürecin yol haritasına ilişkin riskleri, bir tepki olarak kodlama çabasının mahcup yansıması. Bir kısmı, muhtemel sonuçlardan rahatsız olmayı ifade etme biçimi. Bir diğer kısmı, Türkiye'nin milli barışından rahatsız olanların, tutumlarını kibar bir biçimde yansıtmasına denk düşüyor.

Çözüm sonrası kimlik
Çözüm süreci, milli barışın inşa edilmesinin önündeki en büyük engeli, yani silahları ortadan kaldırıyor.
Bu barışın elbette kimlik tartışmalarını ilgilendiren bir boyutu var ve sürecin kendisi de bu tartışmaları etkileyecek. Fakat bugün mesele, silahlar susması ve siyasetin önünün açılmasıdır.
Çünkü Türkiye'nin mevcut kimliği, hükümetin siyasi performansıyla zaten bir normalleşme sürecinde ve su akarken yolunu buluyor. Silahların anlamsız hale gelmesi de zaten bu sayede mümkün oldu. Ne oldu da 30 yıllık bir örgüt silahları bırakma noktasına geldi? Kimlik tartışmalarına katkı sunmak isteyenler, biraz da buraya baksalar, daha hayırlı bir iş yapmış olurlar.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER