YAZARA MAİL GÖNDER 'Sandık demokrasisi'

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Türkiye negatif anlamıyla bir sandık demokrasisi değil, katılımcı siyasetin öne çıktığı bir çalıştaylar demokrasisidir

'Sandık demokrasisi', Türkiye'nin aşina olduğu bir eleştiri. Önceleri, ırkçı tonlarla malul olarak gündeme getirilen bu eleştiri, 2002'den beri, vesayet düzeninin geri çekilişiyle kılık değiştirerek, ağırlığı "sivil vesayet", "çoğunlukçuluk değil çoğulculuk" gibi ifadelere verdi. Gezi hadiseleri ve Mısır darbesiyle de, bu eleştiri, adeta tüm İslam dünyasını hedef alan bir kıvama kavuşmuş durumda.

Sandık namustur
Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor. 'Sandık demokrasisi' tabiri, bir eleştiriden çok saldırı ve küçümseme niteliği taşıyor. Seçimlerle demokratikleşme imkânı elde etmiş bir siyasal bağlama şüphe düşürmeyi, halel getirmeyi amaçlayan bir saldırı.
İfade, İslamlaşmış coğrafyada Müslümanların hem doğuştan hem de iradi olarak otoriter olduğunu ima etmenin entelektüel aleti olarak iş görüyor. Dağdaki çobanla karşılaştırmaya gerek duymadan, Batı-dışı dünyaya, "seçebilirsin, seçilebilirsin ama yanlış seçeceksin. Zaten seçtiklerin de sürekli kontrol altında tutulmazsa yanlış işler yapacak" demeyi sağlıyor.
Kastedilen şey, tam olarak, Müslümanlar başta olmak üzere Batıcı olmayan hiç kimsenin rasyonel olamayacağı, makul ve değerli bir seçim iradesine sahip olamayacağı aslında. Bu tabir, garpzede ruhların, Müslümanlara siyaset yapmayı ve iktidarı kullanmayı yasaklama arzusunun ifadesi. Bildiğimiz faşizm yani.
Bu faşizme karşı yapılabilecek tek şey, tüm saldırılara karşı sandığa daha sıkı tutunmak. Tam da bu yüzden Başbakan Erdoğan'ın hem Mısır için hem de Gezi sonrası için "sandık namustur" demesi sandık fetişizmini değil, bu faşizmle herhangi bir uzlaşmaya girmeyi reddetmesi anlamına geliyor.

Çalıştaylar demokrasisi
Sandık demokrasisi tabirini eleştiri maksadıyla ifade edenler iki türdeş ruh halini temsil ediyor: Ya sandıktan çıkan sonucu beğenmiyorlar, hatta tiksiniyorlar ya da ne çıkarsa çıksın, "son kararı ben vermeliyim, benim söylediğim mutlak doğrudur" diyorlar. Türkiye'de bunlardan birincisine Kemalist- Batıcılar, ikincisine de Batıcıliberaller diyoruz. Türkiye'nin son on yılda temellük ettiği karar alma süreçleri bu iki grubun da argümanlarını boşa çıkarıyor.
2005'ten itibaren Türkiye'nin adeta tüm hayati meseleleri çalıştaylarla ve istişare toplantılarıyla ele alındı. Sandık demokrasisi eleştirisini dile getirenler de dahil olmak üzere farklı kesimlerden birçok uzmanın, temsilcinin, kanaat önderinin, köşe yazarının ve aydının katıldığı bu çalıştaylar, Yeni Türkiye'nin katılımcı bir ruhla şekillenmesine somut katkılar sundu.
Mesela bugün Kürt meselesi konusunda, konuşulamayan birçok şey, konuşulabilir hale geldiyse biz bunu, 2005'te, Başbakan Erdoğan'ın katılımıyla yapılan 'Aydınlar Buluşmasıyla' başlayan, daha sonra 2009-2010 arasında STK'lar, üniversiteler, kanaat önderleri ve farklı inanç gruplarıyla devam eden 12 ayrı buluşmaya borçluyuz.
Yine demokratik açılım çerçevesinde, 7 ayrı ilde, gazeteci, yazar ve akademisyenler ile 16, meslek örgütleri ile 6, 150'ye yakın STK ile de 12 ayrı buluşma yaşanmış. Dile kolay, Kürt meselesinin bütün yönleriyle ele alındığı 46 ayrı çalıştaydan söz ediyoruz. Buna ek olarak, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun aynı konuda 9 ayrı kanaat önderleri buluşması yaptığını biliyoruz. Akil insanlar grubunun siyasal katılım süreçlerine yaptığı katkılar da bunun bir diğer yansıması.
Alevi kesimin talepleri konusunda da durum farklı değil. Bu taleplerin ne olduğu, nasıl ele alınması gerektiği, Alevilik-Sünnilik ilişkisi gibi yüzlerce başlık, dönemin Devlet Bakanı Faruk Çelik'in himayesinde 7 ayrı çalıştay ve 3 büyük buluşmayla her tür detayıyla ele alındı ve müzakere edildi.
Anayasa yapım süreci de "başkanın adamları" arasındaki "emir-talimat zinciriyle" değil, TBMM himayesinde doğrudan görüş bildiren on binlerce vatandaşımıza ek olarak, yüzlerce üniversite, dernek, vakıf, sendika, dini cemaat ve grubun katılımıyla tartışılan ve ele alınan bir süreçle şekilleniyor.
Burada yer veremediğimiz daha birçok alanla ilgili gerçekleştirilen çalıştayların üç ana işlevi oldu bugüne dek. Birincisi, ele alınan konuya dair toplumsal ve siyasal bir rehabilitasyon sağladı. İkincisi, hâkim siyasi paradigmaların dışında seslerin ilk defa siyasi iktidar tarafından doğrudan muhatap alınmasını sağladı. Üçüncüsü, çalıştaylarda ele alınan konular ve talepler, siyasi denklemler el verdikçe iktidar tarafından ilmek ilmek örülerek Türkiye'nin demokratikleşmesine somut katkılar sundu.
Bu verilerin gösterdiği şey son derece açık: Türkiye negatif anlamıyla bir sandık demokrasisi değil, katılımcı siyasetin öne çıktığı bir çalıştaylar demokrasisidir.

Sandıktan çalıştay çıkar mı?

Buna rağmen, sandık demokrasisi eleştirisi nasıl dile getirilebiliyor? Bu durum kısmen, bahsi geçen rahatsızlık duygusundan kaynaklanıyor kısmen de 2013 Türkiye'sinin ürünü olan yeni dinamiklerden. İkincisine, Türkiye artık bir refleks halini alan yöntemle cevap verecek: daha fazla demokratikleşme ve katılım. Bu noktada bir sorun yok. Asıl sorun, birinci kısımla ilgili. Çünkü bu tutum, siyasaları ve karar alma süreçlerini değil, iktidarı müzakereye açmaya hatta karar vermeye kalkışıyor. Hâlbuki Erdoğan hükümetlerinin en önemli özelliği, siyasal iktidara milletin desteğini almadan, yancı olarak müdahil olmak isteyen kesimlere, "o iş öyle değil" demesi. 'One minute' tepkisi, medya tekeli eleştirisi veya büyük sermaye eleştirisi bunun yansımaları.
Sandıktan milletin iradesi çıkar; karar alma süreçleri, müzakereler, istişareler veya çalıştaylar değil. Bu iradeye, bahsedilen arka planla halel getiren her tutum, tasfiye edilmesi gereken bir ruh halini -garpzedeliğin bir türünü- temsil ediyor. Sadece Yeni Türkiye değil, Mısır darbesine direnişte görüldüğü üzere, Yeni Ortadoğu da bu değişim üzerine kurulacaktır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.