YAZARA MAİL GÖNDER Yeni Türkiye'nin cumhurbaşkanı

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

"Yeni Türkiye" kavramının içeriğinin doldurulması ayrıntılı ve uzun tartışmaları zorunlu kılıyor. Ancak cumhurbaşkanlığı makamı bağlamında bu kavram cumhurbaşkanını halkın doğrudan seçtiği yeni bir dönemi ifade edebilir. Bu dönem Ağustos ayında ilk defa halk tarafından cumhurbaşkanının seçilmesiyle resmen başlayacaktır.
Seçim sonuçlarının açıklanmasıyla cumhurbaşkanlığı konusu ciddi olarak tartışılmaya başlandı. Bu tartışmalarda öne çıkan bir husus da cumhurbaşkanlığının "sembolik bir makam" olması gerektiği varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayım ciddi bir değerlendirmeye tabi tutulmaya muhtaçtır.
Yürürlükte bulunan 1982 Anayasası bir öncekine göre daha güçlü bir yürütme öngörmektedir. 1961 Anayasası yürütmeyi sadece bir "görev" olarak nitelendirirken, 1982 Anayasasına göre yürütme hem bir "yetki" hem de bir "görev"dir. Yürütme, cumhurbaşkanı ve bakanlar kurulu olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır.
Zaman zaman anayasa ile cumhurbaşkanına verilen yetkilerin kısılması yönünde çağrılar yapılırken, kimi zaman da, tam aksine, özellikle TBMM'nin kabul etmiş bulunduğu kanunları "veto" etmemesi bağlamında cumhurbaşkanının "noter" olmadığı hatırlatılmakta ve anayasa tarafından kendisine verilen yetkileri kullanması gerektiği istenmektedir.
Anayasanın en uzun maddelerinden bir tanesi olan 104. madde cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini sıralamaktadır. Cumhurbaşkanı, anayasanın başka maddelerinde ve kanunlarda kendisine verilen diğer yetkileri de kullanır. 104. maddeye göre cumhurbaşkanı "devletin başı" olması sıfatıyla sembolik bir görev olarak Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder. Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin anayasal sistemini "saf parlamenter sistem" olmaktan çıkaracak çok önemli görev ve yetkilere sahiptir.

CUMHURBAŞKANI'NIN YETKİLERİ
Bunlar arasında, kimi zaman eşitler arasında birinci olarak da tanımlanan, bakanların "başı" olan başbakanı atamak önemli bir konumdadır.
Cumhurbaşkanının kimi başbakan olarak atayacağı ise anayasada belirtilmemiştir. Başbakanı atamanın yanında cumhurbaşkanı, başbakanın önerisiyle, bakanları da atar. Sembolik bir cumhurbaşkanının bakanların belirlenmesinde başbakanın kararı ile bağlı olması gerektiği düşünülse bile, 1982 Anayasası dönemindeki ilk cumhurbaşkanından beri bunun böyle olmadığı bilinmektedir. Cumhurbaşkanı ile başbakanın siyasal olarak birbirine çok yakın oldukları dönemlerde de hem bakanların atanmasında hem de görevlerine son verilmesinde cumhurbaşkanının önemli bir rolü bulunmaktadır. Zaten anayasa bu yetkiyi açıkça tanımaktadır.
Anayasa, bakanlar kurulu ile ilgili olarak cumhurbaşkanına bir başka yetki daha vermektedir: gerekli gördüğü hallerde bakanlar kuruluna başkanlık etmek. Cumhurbaşkanı uygun olduğunu düşündüğü her zaman bakanlar kuruluna başkanlık edebilir.
Kararnameleri imzalamak yetkisi de cumhurbaşkanını güçlü kılmaktadır. Bu yetki hem bakanlar kurulu kararnameleri için hem de üçlü kararnameler için söz konusudur. Cumhurbaşkanı uygun görmediği kararnameleri imzalamaya zorlayacak bir mekanizma bulunmamaktadır.
Dış politika alanında cumhurbaşkanına verilmiş en önemli yetkilerden birisi milletlerarası antlaşmaları onaylama yetkisidir. Cumhurbaşkanı onaylama mecburiyetinde değildir.
Cumhurbaşkanı ülkede çok önemli görev ifa eden yüksek yargı mensuplarının bir bölümü, YÖK başkanı ve rektörler gibi pek çok atamayı bakanlar kurulundan bağımsız olarak yapma yetkisine de sahiptir.
Anayasaya göre cumhurbaşkanı seçilen kişinin, varsa, partisi ile ilişkisi kesilir ve milletvekilliği düşer. Parti ile ilişkinin kesilmesi cumhurbaşkanı ile parti arasında üyelik ilişkisini içeren formel bir bağın olamayacağını ifade eder. Cumhurbaşkanının siyasi görüşlere sahip olamayacağı ve bu doğrultuda faaliyette bulunamayacağını beklemek her zaman doğru değildir.
Hukuken bakıldığında cumhurbaşkanının sistemde etkin olabilmesinin önü açıktır. Konunun ayrıca önemli bir siyasi yönü de bulunmaktadır. Özal ve Demirel örnekleri her zaman olması gerekeni ifade etmeyebilir. Siyasi olarak bakıldığında başbakanlık ile siyasi parti genel başkanlığını birbirinden ayırma fikri, üzerinde ciddi olarak düşünülebilecek bir alternatiftir. Hukuken buna engel yoktur. Siyasi parti genel başkanının daha çok teşkilat, politika belirleme gibi işlerle uğraşması ve yasama çalışmalarına katılması, başbakanın ise yürütme faaliyetleri ile daha çok meşgul olarak uygulayıcı bir rol üstlenmesi söz konusu olabilir. Bunun aslında güçler ayrılığı ilkesine daha uygun olduğu savunulabilir.
Sonuç olarak, seçim meydanlarından gelen bir cumhurbaşkanı doğal olarak politika belirlemede ve uygulamada etkili olmak isteyecektir. Onun sorumluluğu halka karşıdır. Önemli yetkiler kendisine anayasa ile verilmiştir ve Cumhurbaşkanı'ndan kimse "noterlik" beklememelidir.
Konunun siyasi yönü ile ilgili uygulama ve düzenlemeler ise siyaset ustasının maharetine kalmıştır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.