YAZARA MAİL GÖNDER Çözüm süreci nereye?

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Koalisyon ve erken seçim ihtimalleri seçim sonrası gündemin önemli bir kısmını işgal ediyor. Bir koalisyon hükümeti kurulup kurulamayacağı, ortaklarının kimler olacağı, Türkiye'nin temel meselelerinde nasıl bir yol haritası ve uyum izleyeceği merak edilen konular arasında.
Tabii ki bütün bunların yanında erken seçim de bir alternatif, hatta koalisyon seçeneklerinin hepsinden daha güçlü bir alternatif olarak duruyor.
Erken seçimden sonra veya hemen, belki bir koalisyon veyahut tek başına hükümet kurulacak; Türkiye hükümetsiz kalmayacak.
Kurulacak olan bu hükümetin gündeminin ilk sıralarında da çözüm süreci yer alacak. İleride hükümet süreçlerinde yer alması muhtemel partilerin hepsinin bu konuda farklı perspektifleri var.
AK Parti süreç içerisindeki bütün dalgalanmalara rağmen süreci o veya bu şekilde devam ettirmek taraftarı. AK Parti'nin Kürt oylarında düşüş yaşaması ve HDP'nin seçim sürecinde çözüm sürecinin mimarı olan Recep Tayyip Erdoğan'ı baş düşman bellemiş olması, AK Parti çevrelerinde kısa ve kısmi bir sarsılma meydana getirse de, nihayetinde aklıselim galip gelip çözüm süreci iradesi devam edecektir.
CHP ise çözüm sürecini açıktan desteklemenin de açıktan karşı çıkmanın da bedelini ödemeye hazır değil. Bu nedenle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu çözüm süreci sorularını "İktidar olursak çözüm sürecini mecliste devam ettireceğiz" gibi kulağa hoş gelen ancak gerçekte hiçbir şeye karşılık gelmeyen bir cevapla geçiştire geldi. Yani CHP çözüm süreci konusunda ne yapacağını bilmiyor; süreci devam ettirmenin veya sonlandırmanın yerel ve uluslararası dinamikler açısından getirileri ve götürülerinin muhasebesini yapmamış.
MHP ise çözüm sürecine toptan ve temelden karşı olarak konforlu bir pozisyona sahipmiş gibi duruyor. MHP çözüm sürecini kuvvetle reddedince bir çözüm süreci muhasebesini yapmasına gerek olmayacağını zannediyor ama eğer ülkeyi yönetecekse çözüm sürecini de, muhasebesini de gündemine almak zorunda. MHP bir şekilde hükümet süreçlerine dahil olursa çözüm sürecinde tıpkı geçmişte Öcalan'ın idamı söz konusu olduğunda yaptığına benzer radikal bir pozisyon değişimi yapmak zorunda kalacak. Şimdilik "kötü"yü reddederek, ondan kaçabileceğini zannediyor ama bu durum uzun sürmeyecektir.

HDP VE MHP BENZERLİĞİ
Kulağa ironik geliyor ama HDP ile MHP'nin çözüm süreci konusundaki tavrı bütün zıtlığına rağmen birbirine benzer. Süreci toptan reddetmenin MHP'ye sağladığı sanal konfor, HDP de ise Kürt olmanın getirdiği sanal konfor şeklinde ortaya çıkıyor. HDP aktörlerine karşı nefret dilini kullanmaktan bir dakika bile geri durmadığı, yerli ve yabancı seküler kamuoyu ve güç çevreleri ile ittifak kurup IŞİD'e destek olmakla itham ettiği AK Parti ile çözüm sürecini nasıl devam ettireceğini hiç sorgulamadı. HDP bu soruya her zaman "Çözüm sürecinin sahibi Türkiye halklarıdır" gibi romantik cevaplar verse de bugün kamuoyu araştırmaları bir zamanlar yüzde 70 olan çözüm sürecine desteğin yüzde 50'nin altına düştüğünü söylüyor ve bu düşüşün baş sebebi HDP'nin AK Partili çevreleri ve tabanı rencide eden eylem ve söylemleri.
Bütün bu tabloya bakınca ama koalisyon ama tek başına hükümet olarak çözüm sürecini sırtlanmanın sorumluluğunun tekrar AK Parti'ye düştüğü aşikar. Şüphesiz bu yeni dönemde AK Parti çözüm sürecine devam ederken bazı strateji ve tavır değişiklikleri yapacaktır. Bunlardan en lazım ve acil olanı ise seçim güvenliği bağlamında tekrar karşımıza çıkan kamu düzeninin tesisi meselesidir. Bir diğeri ise Kandil ve diasporaya ulaşmanın resmi/gayrı resmi başka yollarını bularak, gerginlik odağı olmaktan başka bir işlevi kalmamış HDP'nin çözüm sürecindeki pozisyonunu çözüm sürecinin menfaati için geriletmektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.