YAZARA MAİL GÖNDER HDP bu bagajla barajı aşabilir mi?

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Kürt sorunu denen ayıbın bizzat failleri ve suç ortakları, bugün o sorunu çözme yolunda tarihi ve cesur adımlar atan hükümete ve Cumhurbaşkanına mümkün olan en fazla zararı verebilmek adına HDP'nin barajı aşmasını arzu ediyor

Gündemi aylardır meşgul ediyor "HDP barajı aşamazsa ne olur" sorusu. Anketlerde yüzde 1.5'lik hata payının içinde gelip gidiyor HDP. "Asiye nasıl kurtulur" sorunundan hallice olan HDP'nin barajı aşma meselesi, Erdoğan ve AK Parti karşıtlığında birleşen Kemalist, Paralel, Kürtçü kitlenin ortak ev ödevine dönüşmüş durumda. Hocası yurt dışında bulunan bu ev ödevi, HDP'ye duyulan derin sevgiden kaynaklanmıyor elbette. Kürt sorunu denen ayıbın bizzat failleri ve suç ortakları, bugün o sorunu çözme yolunda tarihî ve cesur adımlar atan hükümete ve Cumhurbaşkanına mümkün olan en fazla zararı verebilmek adına HDP'nin barajı aşmasını arzu ediyor.
Bunun için Gezi olaylarından başlayarak, 17 Aralık darbe girişimi ve 6-8 Ekim çatışmalarıyla sandıkta güçlü olabilmek için sokak konsolide edildi. Şiddetin, karşıtlar üzerindeki yıldırıcı, taraftarlar üzerinde ise motive edici etkisinden yararlanıldı. AK Parti'nin hükümet olduğu bir ülkede kamu güvenliği sorununun gündemde kalacağı algısı inşa edilmek istendi. Demokrasinin sandıktan ibaret olmadığı vurgusuyla, sokağın da oyuna dâhil olduğu senaryolar hazırlandı.

Türkiye partisi olmak

Ancak Gezi ve 6-8 Ekim olaylarında açığa çıkan şiddet dili ve fiili, kitleyi Erdoğan ve AK Parti karşıtlığında birleştirirken, yeni bir siyasal dil inşa etmeye elvermedi. Sadece düşman kardeşler daha güçlü bir düşmana karşı iş birliği yapmış oldular; o kadar. Bu yönüyle reaksiyoner, yani gerici olan, demokrasi dışı yöntemlerle demokrasinin kazanımlarına ortak olmaya çalışan, silahların gölgesinde barajı aşmayı bir varlık-yokluk nedeni sayan sorunlu bir siyaset eleştirisi ortaya çıktı. Meşruiyetini demokratik siyasetin imkânlarına borçlu olan ve bugüne kadar legal siyasal zeminde kalarak başarı kazanan iktidara karşı, siyasal olanı ve demokrasiyi tahrip eden bir yöntemler silsilesi araç olarak kullanıldı.
Öyle ki, Nevruz'da ilan edilen silahsızlanma taahhüdüne rağmen, seçim öncesi silahsızlanma kongresi toplamanın Kürt siyasetini güçten düşüreceği gerekçesiyle, PKK daha sıkı bir şekilde silaha sarıldı. Oysa çözüm sürecinde HDP-PKK tarafından beklenen dağdan inme ve silah bırakma iken, onlar silahlı olarak dağdan inmeyi tercih ettiler. Böylece aslında çözüm sürecindeki beklentilerden birini karşılamış olmuyor, bilakis iki beklenti konusunda da tersine hareket etmiş oluyorlar. Hedef, silah zoru ve kan tehdidiyle oy toplamak ve ödünç oylarla Türkiye partisi olmak...
HDP'nin bagajı haline gelen ve sanki çift karakterli eşbaşkanlık sisteminde tecessüm etmiş gibi duran bu şizofrenik hal, ülkenin her coğrafyasında ayrı bir söylem ve pratiği de beraberinde getirdi. İslamcı, eşcinsel, Kürtçü, Yezidi, başörtülü, Alevi, müftü adayların arz-ı endam ettiği bir omurga, tam teçhizatlı bir gerillanın vücudunu ve kanlı hafızasını ne kadar taşıyabilir?
Türkiye partisi olmak için her bölgede ayrı söylemler üretmek değil, ülkenin her yerinde geçerli olacak bir siyaset geliştirmek gerekiyor. Halbuki HDP sırtını siyasetin değil, silahın imkânına dayamış bir figür olarak her an dengesini kaybedecek ve düşmemek için silaha sarılacak gibi duruyor.

Silah dolu bagaj

Baştaki soruya dönersek... HDP barajı aşamazsa ne olur?
Öncelikle, HDP barajı aşsa ne olur, aşmasa ne olur! Sırtında silah dolu bagajın ağırlığıyla sıçrayıp barajı aşacak olsa bile, siyasetin sivil dünyasında her daim sorgulanacak ve meşruiyet sorununu aşamayacaktır. Barajı geçemediği takdirde de, bunun sorumlusu 30 küsur yıldır varlığı bilinen seçim barajı değil, silah dolu bagajla gümrükten geçmeye çalışan kendisi olacaktır. Bu durumda, HDP'nin adı, mevcut iktidar karşısında hezimete uğrayan aktörler arasında yerini alacak ve muhtemelen kendisini yıpratan şiddet yöntemine daha sıkı yapışacaktır. Eğer ders alıp meşru siyasetin sınırlarında kalmayı tercih ederse, bu sefer siyasalın bütün imkânları HDP'nin önüne açılacaktır. Fakat böyle olacağını sanmıyorum. Zira bunun için öncelikle yenilginin hazmedilmesi gerekir. Oysa Türkiye'de AK Parti seçim zaferlerinin başladığı 2002 yılından beri siyasal görüşlerin saflaşması ve bunun topluma 'bölünme' olarak yansıması şeklinde kodlanan sosyo- politik ortam, tam da muhalefetin yenilgiyi kabul etmemesinden kaynaklanıyor. Kutuplaşma/bölünme tartışmalarını muhalefetin hezimeti hazmetme sorunu bağlamında okumakta yarar var.
Sonuç olarak, HDP barajı geçse bile, yüzde 1,5'lik hata payının içinde kalmaya devam edecek ve 'Türkiye partisi' olmak yerine, taşıdığı bagaj yüzünden bir 'Türkiye sorunu' haline dönüşecektir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.