YAZARA MAİL GÖNDER Yumuşama, Türkiye ve Ortadoğu

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Bir süredir AK Parti hükümetinin dış politikasına yönelik eleştirilerin merkezinde, Türkiye'nin özellikle Ortadoğu'da manevra alanının önemli ölçüde daraldığı yönünde analizler yer alıyordu. Söz konusu eleştirilere göre, dış politikayı pragmatizm ve reel politik unsurları dikkate almadan formüle eden hükümet, özellikle Arap Baharı'nın bölge için bir meydan okumaya dönüştüğü bir dönemde stratejik esnekliğini kaybederek, Türkiye'yi hem bölgesel hem de küresel ölçekte hızla "yanlızlığa" itmişti. Eleştirilerin en temel sorunu, bağlamdan soyutlanarak çekilmiş tekil resimleri bağlamın kendisi olarak ele almak suretiyle Türkiye'nin makro dış politika paradigmasını yalnışlamaya çalışmaktı. Özellikle komşularla sıfır sorun politikasını, yanlış bir şekilde, Türkiye'nin dış politikasının amacı olarak okuyan bu eleştiriler, aslında çerçevesi çok genel çizilmiş bir dış politika aracı olan bu siyaseti de hızlıca başarısızlığa mahkum etmişlerdi.
Bugünlerde söz konusu eleştiriyi yapanlar, hükümetin yaptıkları uyarıları dikkate aldıklarını düşünüyor olmalılar ki Türkiye'nin sıfır sorun siyasetini yeniden gözden geçirdiğini ileri sürüyorlar. Özellikle bir süredir Ankara-Bağdat-Tahran ve Tahran-Washington ekseninde yaşanan yumuşama, Türkiye'nin Ortadoğu'da sıfır sorun siyasetinin ilkelerine geri dönmesi şeklinde yorumlanıyor. Peki, Türkiye gerçekten sıfır sorun siyasetini terk ettiği için mi Irak, İran, Mısır ve Suriye ile sorunlar yaşamaya başlamıştı? Ya da hükümetin söz konusu aktörlerle kademeli bir şekilde ilişkilerini iyileştirmeye çalışması Türkiye'nin dış politikasında tamamen yeni bir dönemin başlangıcına mı işaret ediyor? Birinci soruya hayır, ikinci soruya evet cevabını vermek mümkün.

Irak ekseni

Irak Türkiye'nin bölgesel ölçekte dış politika paradigmasını en iyi yansıttığı örneklerin başında yer alıyordu. Ancak Amerikan güçlerinin çekilmesinin ardından, Ankara ile Bağdat hükümetini karşı karşıya getiren nedenleri sadece Türkiye'nin pozisyonuyla açıklamak hem Irak bağlamını hem de Ortadoğu bağlamını doğru anlayamamak anlamına gelir. İki ülkenin yakın ilişkilerinin kötüleşmesinin sebeplerinin başında, ülke içinde son derece güvensiz ve kırılgan bir siyasi ortamın oluşması ve merkezi hükümetin bu durumu sonlandırma konusunda oldukça yetersiz kalması gelmektedir. Maliki'nin güvenliği sağlamak için "ülkeyi bir arada tutmaya" çalıştığını gerekçe gösterek, bütün yetkileri kendinde toplamaya çalışması, Irak'ta istikrarlı bir durumun oluşmasını sağlamak bir yana, mezhepsel ayrışmanın ve çatışmanın daha da artmasına neden oldu. Irak'ta istikrarın sağlanmasını, Ortadoğu'da istikrarlı ve kalıcı bir düzenin ayrılmaz parçası olarak gören Türkiye açısından bu durum etnik ve dini ayrışmanın da derinleşmesine kaynaklık ediyordu. Sırf bu durum yüzünden Maliki sadece ülke içindeki aktörlerle değil aynı zamanda diğer bölgesel aktörlerle uzlaşmazlık yaşadı.
Türkiye'nin bu gerilim içinde Barzani ile ilişkilerini derinleştirmesi hatta enerji alanında önemli anlaşmalar imzalaması, Ankara-Bağdat arasındaki gergin olan ilişkileri daha derinleştirdi. Ayrıca Suriye konusunda Bagdat hükümeti ile ayrı pozisyonlarda olmaları iki başkent arasındaki mesafeyi de daha derinleştirdi. Dolayısıyla ülke içi istikrarsızlık, bölgesel yalnızlaşma ve Suriye krizi Irak'ın özellikle en önemli ticari ortaklarından biri olan ve Kuzey Irak'a Bağdat'tan daha fazla angaje olmuş bir Türkiye ile karşı karşıya gelmesinin stratejik bir esneklik sağlamadığını anlaması sonucu doğurdu.
İki ülke arasında yeniden ortaya çıkan yakınlaşmanın böylesi bir bağlamı olduğunu öncelikle görmek gerekiyor. Türkiye açısından da elbette Irak'ın olmadığı bir Ortadoğu denklemi kurmak oldukça zor gözüküyor. Irak, Türkiye için Ortadoğu jeopolitik ve jeokültürel istikrarının birinci kuşak alt sistemini oluşturuyor. Dolayısıyla bu kuşakta yaşanan her türlü istikrarsız ortam Türkiye'yi daha yakından ilgilendiren Kürt alt sistemini de doğrudan etkileme kapasitesine sahip. İki başkent arasında yaşanan yumuşama bu bakımdan Türkiye'nin dış politika paradigmasıyla hem uygunluk hem süreklilik içeriyor. Komşularla sıfır sorun politikasını, sadece Türkiye'nin kendi başına uygulayabildiği bir siyaset olarak görmek yerine yapısal şartlardan doğrudan etkilenen "ilişkisel" bir siyaset olarak okumak daha doğru bir yaklaşım olur.

İran ve Suriye ekseni

Ortadoğu'da yaşanacak yumuşamanın ikinci önemli eksenini ise İran-Türkiye ilişkileri oluşturuyor. İki ülke arasındaki gerginlik özellikle Suriye krizine kilitlenmiş durumda. İran ve ABD arasında süren ancak henüz tam olarak belirginleşmemiş yakınlaşmanın bu uçları da bir çözüm noktasında birleştirme potansiyeli mevcut. Suriye'deki iç savaşın maliyetinin zaten nükleer sorun yüzünden ekonomisi iyice istikrarsızlaşan İran için ne kadar fazla olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Öte yandan, hem Irak-Turkiye hem de Tahran-Washington yakınlaşmasının, Türkiye-İran ilişkilerinin iyileşmesine doğrudan katkı sağlayacağını da söyleyebiliriz. Bu bakımdan, Türkiye'nin, Tahran- Washington yakınlaşmasının kaybeden tarafı olacagını ileri sürmek, bölgesel dönüşümün temel parametrelerini okuyamamak anlamına geldiğini söylemek gerekir. Zira, Türkiye-ABD ilişkilerinin çerçevesini belirleyen unsurlarla İran- ABD yumuşamasının seyrini etkileyecek parametreler birbiriyle doğrudan örtüşmektedir.

Bölgesel dönüşümün güvenliği
Türkiye'nin en temel arzusu, Ortadoğu'nun bölgesel dönüşümünün güvenli bir şekilde gerçekleşmesidir.
Ancak Suriye'deki kriz bölgenin yeni bir güvenlik dalgasının içine girmesine neden oldu. Böylesi bir dönemde, Türkiye'nin bölgesel düzeyde pozitif gündem oluşturma temayülü olan neredeyse tek aktör haline gelmiş olması son derece önemli bir fırsat teşkil ediyor. Davutoğlu'nun Irak ziyareti, bu pozitif ajandanın birçok hassas dengenin farklı parametrelerini dikkate alarak bir arada nasıl yürütülebileceğini göstermesi bakımından önemli. Irak yakınlaşmasının perde arkasında uzun ve yoğun bir diplomatik mesainin olması, aceleyle yapılmış analizlerin zaaflarını da ortaya çıkarıyor. Türkiye'nin bu tutumunun Ortadoğu ölçeğinde jeopolitik bir etki oluşturması elbette bu diplomatik çabanın sonucu ortaya çıkan yumuşama eğilimin sürdürülebilir olmasına bağlıdır.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.