YAZARA MAİL GÖNDER 6 Soruda Türk tipi laiklik

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

1 Laiklik tartışmaları TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın açıklamalarından sonra canlandı. Laiklik nasıl oldu da Türk siyasetinin kadim gerilim hatlarından biri haline geldi?
TBMM Başkanı Kahraman'ın laiklik ilkesinin Anayasa'dan çıkarılmasına dönük yaklaşımı 'de özellikle bir süredir kendisini unutturmuş gibi görünen irtica (!) tehlikesini tekrar gündeme getirmiş gibi görünüyor. Aslında bu konu etrafında dönen tartışmaların temelinde 'de, din ve devlet ilişkilerinin sağlıklı bir zemine oturtulamamış olması gerçeği yatmaktadır. Her ne kadar 'de modernleşme süreçleri ile dini tümüyle dışlayan bir toplum düzenlemesi düşünülmemiş olsa da, pozitivist paradigma tarafından yetiştirilmiş Cumhuriyetin kurucu elitlerinin inşa ettikleri laikçi/dışlayıcı laiklik uygulamaları ülkenin günümüze kadar sürecek olan yüksek gerilim hattını oluşturmuştur.

2 Laiklik Türkiye Cumhuriyeti anayasalarına ilk olarak ne zaman girmiş ve neden böyle merkezi bir önem kazanmıştır?
Her ne kadar laiklik ilkesi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na 1937'de girmiş olsa da bu süreçlerin bir tarih öncesi de bulunmaktadır. Tanzimat dönemi ile başlayan hızlı laikleşme eğilimlerinin makası giderek açılarak geleneksel ve İslami olanın sürekli aleyhine olacak bir trend içinde gelişti, laikleşmenin alanını genişletti ve Cumhuriyet'in kurulmasından sonra yapılan devrimler ile bu ilke kökleşti. Türkiye'de laikliğin bu derece akut bir biçim almasında hiç kuşkusuz Cumhuriyet elitlerinin laiklik yoluyla girişmekte oldukları modernleşme süreçleri, başka bir ifade ile medeniyet değiştirme çabalarında laikliğe yüklemiş oldukları misyon etkili olmuştur. Bu nedenledir ki Türk elitleri tüm Batılı değer manzumesi içinde laikliğe istisnai bir değer atfetmişlerdir. Laiklik, Batı ülkelerinde demokrasinin işleyişini düzenleyen bir ilke iken, bizde ise Osmanlı Uygarlığından Batı Uygarlığına geçişi ve bu sürecin korunmasını garanti altına alan bir mekanizma işlevi görmüştür.

3 Türk laiklik deneyimi Batı modellerinden nasıl etkilenmiştir?
Aslında Türkiye'de uygulanan laikliğin, dünyanın diğer yerlerinde olan uygulamalarla karşılaştırıldığındaki taşıdığı benzersizlik bu uygulamanın Türkiye'ye haslığı konusunda bizi düşündürmektedir. Ancak dünya üzerinde var olan laiklik modellerini "pasif" ve "dışlayıcı" yaklaşımlar olarak kategorize edecek olursak bizdeki bu modelin Fransız tarzı dışlayıcı modeli takip ettiğini görürüz. Fakat Türkiye'de laiklik "araçsal" bir değer taşımanın ötesine geçerek adeta bir amaç haline gelmiştir. Din ve vicdan özgürlüğünü yok sayan yorumlar ve uygulamalar gelişmiş, günlük dini pratiklerin dahi ihlal kabul edildiği uygulamalar yapılmıştır. Laik bir devlet kendi vatandaşlarını dindar ve laik diye iki gruba ayırmaz. Oysa bizdeki laikçi laiklik anlayışı dindar insanları "gerici" ve benzeri yaftalarla etiketlemekte bir beis görmemiştir.

4 Dindarların laiklik konusunda tereddüt ve korkular yaşamalarının nedeni de bu olabilir mi?
Dindar ve muhafazakar kesimleri laiklik ilkesinden çok bu ilke vasıta kılınarak kolektif hafızalarına kazınmış olan eziyetler, işkenceler, kötü hatıralar tedirgin ediyor. Birçok dindar için laiklik bu ilkeden alınan güçle topluma uygulanan ölçüsüz şiddetin adıdır. Jandarma baskınları yoluyla yasaklanan dini eğitim, ezanın orijinal halinden döndürülmesi ve onlarca yıl uygulanan başörtüsü yasakları insanların hafızasında derin izler bırakmıştır. Dini sembollerle kamusal alanda bulunmama vs. zemininde yürütülen tartışmalar şimdiye kadar türlü tirajikomikliklere sahne olmuştur. Bu eksende başörtüsü yasaklanabilmiş ve kamu kurumlarında çalışan insanlar ibadet ettikleri için dışlanmış, engellenmiş, psikolojik baskıya maruz bırakılmışlardır.
Hükümetin yaptığı reformlara rağmen sorun resmi düzlemde hala geçerliliğini korumaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın laiklik meselesinde verdiği kararlar doktriner ve pozitivist bir hüviyet taşımış, Anayasa Mahkemesi laikliği siyasal bir rejimin ötesinde, bireysel hak ve özgürlüklerden daha öncelikli korunması gereken bir prensip, demokrasiye kurban edilemeyecek aşkın ilke olarak görmüştür.
Bugün için işlerin muhafazakarların lehine yolunda gittiği izlenimine kapılmamıza rağmen yakın tarihlerde yaşadığımız türlü olaylar dindar kesimlerde derin korkuların hala çok canlı olduğunu gösteriyor. Daha düne kadar dini inancı belirgin olan bir kişi kamusal bir pozisyona aday olduğunda kendisine ya dini istismar ettiği ya da gerici olduğu yaftası ile karşılık verilirdi. Türkiye'de bir dönem önce yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı makamına aday olması ile ülkede derin bir rejim krizi havası oluşturularak bu makama gelmesinin en önemli handikabı olarak eşinin başörtülü olması gösterilebilmiş, seçildikten sonra da eşini önemli resepsiyonlar ve askeri mıntıkalardan uzak tuttuğuna tanık olunmuştur.

5 Türkiye nasıl bir laiklik anlayışını benimsemelidir?
Gelinen bu aşamada ülkemiz insanının bu kaba pozitivist laiklik anlayışı ile idare etmesi mümkün değildir. Tüm bunların aşılıp geçildiği demokratik bir laiklik yaklaşımı elbette mümkündür. Ancak bunun için ilk yapılması gereken şey devletin bu laikçi ve agresif laiklik anlayışından vazgeçtiğini tüm açıklığı ile ifade etmesidir. Dünya'da onca demokratik ve liberal laiklik yaklaşımları var iken Türkiye bu uygulamaların en kısıtlayıcı ve sorunlu olanını, Fransız laicitesini kendisine model seçmiştir. Özellikle Amerikan uygulamasında karşımıza çıkan liberal din-devlet ilişkileri örneğinde karşımıza çıkmakta olan modeller Türkiye gerçeğine uyarlanarak ihtiyaç duyulan ilişki biçimini oluşturabilir. Devletin, vatandaşlarının dini aidiyetleri yokmuşçasına davranacağı yerde, bu dini hassasiyetlerine duyarlı bir politika izlemesi asla bir laiklik ihlali olarak değerlendirilmemelidir. Laik bir devletin vatandaşlarının dini ve mezhebi tutumlarını dikkate alması aslında bu devletin laikliğinin bir işareti olmaktadır.
Üniversitelerde başörtüsünü serbest bırakmakla, kimi devlet ricalinin eşlerinin başlarının örtülü olması ile devletin din devletine dönüşeceği korkusu ve propagandasının içinin ne kadar boş olduğu bugün çok daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye'de uzun yıllar metropolden uzak tutulan Müslümanların iktidar alanlarında görünüm kazanmaları ile bu kesimlerin de kendi sekülerleşmelerini yaşadıkları, bir bakıma dindar kimlikleri ile dünyevileşme süreçlerini de paralel bir şekilde yürütmeye devam ettikleri görülmektedir. Bu durum, dünyevi alanın kendi doğal yapısı ile ilişkili olduğu gibi Müslümanların kendilerini belli bir otokontrol mekanizması içinde tutmaları ile de ilintili bulunmaktadır. Ancak her ne surette olursa olsun geniş toplum kesimleri dini pratiklerini daha rahat yapabildikleri, çocuklarına temel dini eğitimlerini verebilecekleri imkanlara sahip oldukları, dini sembol ve değerlerini kamusal alanda sergileyebildikleri bir ortam hiçbir şekilde Türkiye'yi bir din devletine doğru yöneltmemektedir.

6 Laiklikle demokrasi arasındaki ilişki de tartışıldı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Yaşamış olduğumuz onca yanlış tecrübeye rağmen Türkiye gelecekte daha makul bir laiklik doktrinine doğru ilerlemelidir. Bunun en önemli koşulu ise ülkenin demokratikleşme aşamalarını doğru bir şekilde sürdürebilmesidir. Bu konuda siyasal iktidara son derece önemli görevler düşmektedir. Henüz laikçi/hastalıklı laiklik anlayışının yerini sağlıklı ve demokratik bir laiklik anlayışının aldığını bütünüyle söylemek mümkün değildir. Bu konuda gerekli anayasal güvenceler sağlanmalıdır.
28 Şubat post-modern darbesi ile uygulamaya geçirilen laikçi histerinin dizginlenemeyen yükselişinin sadece on dokuz yıl ötesinde bulunuyoruz. Bu dönemde devlet yönetimine bir kez daha müdahale eden askerlere göre irtica ülke bütünlüğünü tehdit eden ve birçok askerimizi şehit eden bölücü terörden bile daha tehlikeli bulunabilmişti. Bugün için Meclis Başkanı Kahraman'ın çıkışına kamuoyunun verdiği tepkinin dozajı Türkiye'de laiklik eksenli tartışmaların hala çok canlı bir gündem oluşturabileceği gerçeğini ortaya sermiştir. Bu konuda iktidar partisinin, yapılması söz konusu olan yeni anayasa ile tüm demokratik dünyada uygulamasına tanık olduğumuz "dinler karşısında tarafsız devlet" yaklaşımını merkeze alan bir laiklik anlayışını Türkiye'de de uygulaması beklenmektedir.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.