YAZARA MAİL GÖNDER Sivil alanın tahribatı

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

Sivil siyasetin değerine ve katılımcı demokrasiye inananların önce siyasete hak ettiği değeri vermesi gerekiyor

AK Parti-Gülen Grubu kavgası, adalet ve hukuk kurumunu yerle yeksan etmesi bir yana sivil toplum ve baskı mekanizmaları ile ilgili liberal beklentileri de son derece olumsuz etkiledi. Tüm tarafların kendi anlam dünyalarından okumalar yaptığı bu süreçte diyalog ihtimali çoktan ortadan kalmış görünüyor.
Meşhur liberal kuramcılardan John Rawls, bir toplumsal sözleşmeden önce tarafların birlikte bir 'sıfır noktası' yaratmasını öngörür. Fakat insan faktörü pratikte sıfır noktasını mümkün kılmaz. Soyut ilkelerden hareket etmek, içi boş bir sivil toplum ve demokrasi vurgusu bir süre sonra tarafların kendi ideallerine dönüşür.
Bugün Türkiye toplumunun geldiği yer burasıdır. Sadece iktidarlar değil toplumsal gruplar da uzunca bir süredir kendilerini sivillikle ve demokrat olmakla meşrulaştırdılar.
Demokrasiye tapınmanın gerisinde olsa olsa her grubun kendi değerlerine tapınması ve bir gün kendisini bir şekilde iktidar olarak görme hayalinin olduğu göz ardı edildi. Dolayısıyla amaç, yönetime katılma, söz söyleme, ortak akıl oluşturma değil, bizatihi yönetme ve son sözü söyleme takıntısı olarak ortaya çıktı. Böylece gruplar kendi ellerindeki sivil imkânı araçsallaştırdılar.
Sivilliğin araç haline gelip, bütün meselenin biz ve ötekine dönüştürülmesi, son sözü söylemeye dönük siyaset pratikleri, meşru bir katılımcı olmaktan, gayr-ı meşru "dönüştürücü" olmaya geçiştir. Oysaki sivil toplum anlayışının temelinde mühendislik yoktur. Çoğunluğunun emelleri ve güçlü olanın iradesi de yoktur. Esas olan parçalı iyileştirmeler yoluyla konsensüsün sağlanmasıdır. Çünkü müzakere ancak parçalı bir şekilde mümkündür, bütüncül bir iyi toplum hayalinden müzakere değil müdahale çıkar. Dershane tartışması yerinde bir örnektir. Siyasi iktidarın dershaneleri okula dönüştürme fikri baştan itibaren ideolojik algılandı ve milli eğitim alanında yapılan reformlar görmezden gelindi. Eğitim alanında sağlanabilecek konsensüs iktidar savaşına feda edildi. Toplumsal yapının hayati organlarından birinden çıkabilecek ortak akıl heba edildi.
Siyasi kültürümüzün bir alışkanlığı olarak bugün de sivil toplum ve demokrasiye katkı adına topluma müdahale edildiğine, ideal durumun kavramlarına yapışarak pazarlanan müdahale mantığına şahit oluyoruz.
Bu mücadelenin tahribatı önümüzde dağ gibi dururken pişkin bir edayla demokrasiye katkı yapıldığını düşünemeyiz. Oyunun kurallarını bozmak geri dönüşü olmayan bir süreçtir. Sivil siyasetin değerine ve katılımcı demokrasiye inananların önce siyasete hak ettiği değeri vermesi gerekiyor.
Siyasal iktidarlar üzerinde etkili olmaya çalışan tüm örgütlenmeler kullandıkları yöntemler ile -legal ya da illegal- siyasal ve kültürel yapıyı yansıtırlar. Çok güçlü bir sosyal olgu olan dinin kitleleri örgütlemesi ve siyasallaştırması "en tehlikeli" görünse de, laik ya da başka türdeki idealleri benimsemiş baskı gruplarının daha legal ve diyaloga açık olabileceğine dair ikna edici bir geçmişe sahip değiliz.
Belki siyasi kültürümüzün meşruiyet mekanizmalarının da devreye girmesiyle, Türkiye'deki sivil örgütlenmelerin her tür sabotaj ve tehditle hükümet faaliyetlerini baltalama yolunu seçtiğine tanıklık ediyoruz.
Buna ilaveten en kabul edilemez yöntem olan terörün devreye girmemesi için aşılması gereken ince bir çizgi kalır. Hiçbir çıkar grubu kolay kolay terörü baştan tartışma dışına itmez. Kolluk kuvvetlerinde ve yargıda hiyerarşik talimatlarla kararlar alınmaktaysa durum vahim demektir.
Bir hareketi sivil ve modern kılan kriterlerin yarı- uzlaşılmış doğası siyaset felsefesinin önemli bir meselesidir. Tolerans ya da hoşgörü anlayışının ardındaki hiyerarşik benlik çoktandır deşifre oldu. Hiyerarşik ilişkinin reddedildiği ve değerlerin göreli kabul edildiği durumlar ise ideal durum olmaktan öteye geçemez. Bu durumda liberal değerlerin bize öğrettiği en iyi şey çatışan iyilerden bazılarını feda etmek zorunda kalacağımızdır. Bir siyaset sorunu olarak düşünmekle ilgili bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Daha da önemlisi konuşabilmek için o 'an'da geçerli olan siyasi iradeye güvenmekten başka seçenek yok.
Onu değiştirebileceğimize olan güvenimiz ne kadar çoksa demokrasiye o kadar yakın hissedebiliriz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.