YAZARA MAİL GÖNDER 17 Aralık'ın ekonomik maliyeti

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

17 Aralık'tan bugüne kadar geçen bir yıllık süreçteki ekonomik bilançoya bakıldığında, büyüme performansındaki ivme kaybına rağmen, makroekonomik istikrarın korunması ve yapısal dönüşüm eylem planının işleme konulması ciddi başarılar olarak okunmalı

Bu topraklarda zaman ve hayat ne kadar da hızlı akıyor. Bundan tam bir yıl önce devletin yargı, istihbarat ve emniyet birimlerine sessizce yerleşen illegal bir yapının Türkiye siyasetini yeniden dizayn etme girişimi ile sarsılmıştık. 17 ve 25 Aralık operasyonları sonrasında gerek önemli devlet sırlarının, gerekse yüzlerce kişinin özel hayatlarının faş edildiği oldukça acımasız ve travmatik bir süreç yaşadık. Yoğun bir sosyal medya bombardımanı altında Türkiye toplumunun siyaset, ekonomi ve sosyal ilişkiler ile ilgili algılarında derin bir travma ve özgüven kaybı yaratan o dönemin hasarı henüz tam olarak onarılabilmiş değil. Devlet kurumlarını otonom bir yapılanma ile kolonize etmeyi hedefleyen paralel yapı ile uzantılarına karşı kapsamlı bir hukuki hazırlıktan sonra başlatılan sistematik mücadele halen sürmekte ve uzunca bir süre de sürecek. Bundan kaçış yok.

SÜREÇ İYİ YÖNETİLDİ
17 Aralık sürecini tasarlayan üst aklın başlıca amaçlarından biri, özellikle yabancı yatırımcıları Türkiye'nin ekonomik geleceği hakkında şüpheye düşürüp hızlı bir sermaye çıkışı başlatmaktı. Bu şekilde tetiklenecek bir ekonomik krizin, siyasi desteğini büyük oranda ekonomik büyüme performansıyla arttıran AK Parti iktidarlarının sonunu hazırlayacağı hesap edilmişti.
Ancak önce Başbakan, ardından da Cumhurbaşkanı olarak dirayetli bir liderlik sergileyen Tayyip Erdoğan'ın cesur tavrı AK Parti kadrolarının entegre biçimde ayakta kalmasını sağlarken, Türkiye'nin bilinmezlerle dolu bir istikrarsızlık sürecine sürüklenmesini de engelledi. On yıllarını siyasi ve ekonomik çalkantıların girdabında heba eden ve ciddi kalkınma ihtiyaçları olan bir ülkenin geleceği açısından işte bu çok değerliydi.
Ancak yine de medya-yargı-emniyet üçgeninde oluşturulan istikrarsızlık havasından ekonominin büyüme ivmesi olumsuz yönde etkilendi.
Kredi derecelendirme kuruluşlarının subjektif yorumlarının da desteğiyle siyasi-ekonomik istikrarın devamı ile ilgili şüpheler uluslararası platformlarda her fırsatta dillendirildi. 2023 hedeflerinin gerçekleştirilmesi yolunda hayati önem taşıyan büyük çaplı altyapı projelerinin finansmanı noktasında zorluklar çıkarılmaya çalışıldı. Merkez Bankası'nın önce geç kalıp sonra panik içinde aldığı abartılı faiz artırım kararı da, özel sektörün yatırım hızını kesip büyüme ve üretim üzerinde fren etkisi yaptı. Olumsuz küresel konjönktür sebebiyle bir türlü geri alınamayan bu faiz artırımı, büyüme hızını yüzde 3,4-4 bandına çivilerken; işsizlik tarafında da yükselişe sebep oldu. Ancak 17 Aralık sürecinin tüm bu ekonomik maliyetlerine rağmen Türkiye'nin sağlam makroekonomik yönetim ve denetim mimarisi ile finansal sistemin dayanıklılığı, kriz senaryolarını boşa çıkardı.

SEÇMENİN VE YATIRIMCININ TAVRI

Diğer taraftan bu süreçte pompalanan sistematik yolsuzluk algısının araçsal bir şekilde devreye sokulduğunu hisseden seçmen, 30 Mart yerel ve 10 Ağustos cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti'ye ve Erdoğan'a desteğini net biçimde ortaya koydu. Yerli ve yabancı girişimciler ile yatırımcılar ise paralel yapı ile mücadele sürecinin özünde siyasi bir bilek güreşi olduğunu idrak ederek risk algılarını revize etmediler. Dolayısıyla AK Parti içindeki liderlik değişimi ve cumhurbaşkanlığı seçimleri gibi kritik siyasi eşiklerde dahi büyük çapta sermaye çıkışları ya da yatırım iptalleri gündeme gelmedi.
Bütün bunlar yaşanırken dünya ekonomisindeki yavaşlama ve Amerikan Merkez Bankası'nın beklenen faiz artırım kararının tüm gelişmekte olan piyasalarda tetiklediği sermaye çıkışları da Türkiye ekonomisinde farklı kriz dinamikleri doğurmadı. Bu bağlamda Türkiye'deki görece yüksek faiz oranları ile döviz kurlarındaki oynaklığın iç siyasetteki gerilimlerden ziyade, küresel gelişmeler ile ilgili olduğu kanısı güç kazandı.
Türkiye'nin para ve maliye politikalarının, belki de fazlasıyla, ihtiyatlı olduğu, petrol fiyatlarındaki düşüş sebebiyle cari açığın düşük seyrettiği, büyümedeki görece düşüşe rağmen ekonomik kriz potansiyeli olmadığı artık herkesin malumu. Dolayısıyla son haftada yaşanan sermaye çıkışları ve Rus Rublesi'nin taban yaptığı bir ortamda döviz kurlarında yaşanan ani yükselişler dahi önceki örneklerin aksine piyasalarda bir panik havası doğurmadı.
Geride kalan bir yıllık süreçteki ekonomik bilançoya bakıldığında, büyüme performansındaki ivme kaybına rağmen, makroekonomik istikrarın korunması ve yapısal dönüşüm eylem planının işleme konulması ciddi başarılar olarak okunmalı. Dileyelim ki bundan böyle 17 Aralık tarihi, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da dediği gibi, sadece 'Şeb-i Arus' ile anılsın.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.