YAZARA MAİL GÖNDER Ruhani’nin cumhurbaşkanı seçilmesi ve İran'da değişim

YAZARLAR / Perspektif Yazarları

14 Haziran'da Huccetülislam Hasan Ruhani'nin Cumhurbaşkanı seçilmesiyle İran'da 'yeni' bir dönem başladı. Fakat bu 'yeni'lik büyük ölçüde Cumhurbaşkanı ile siyasi elitlerin bir kısmını kapsayan bir yenileşmeden ibaret. Dış politikada bazı değişiklikler beklenmesine rağmen Ruhani'nin seçilmesini İran'da büyük bir değişimin başlangıcı olarak görmek yanıltıcı olur.
Her şeyden önce Ruhani'nin kendisi İran siyasetinde yeni bir figür değil. Devrimden sonra İran siyasi seçkinleri arasına giren Ruhani, bu pozisyonunu Ayetullah Ali Hamaney'in rehber olduğu dönemde pekiştirdi. 1989'dan beri Hamaney'in Yüksek Milli Güvenlik Konseyi'ndeki temsilciliğini yaptı ve İslam Cumhuriyeti rejiminin üst kademelerinde çeşitli görevler aldı. İran siyasetinin reformcular ile muhafazakârlar arasında ikiye bölündüğü dönemlerde Ruhani, reformcu kampa karşı mesafeli bir duruş sergiledi.
İran'da değişim beklenmemesinin ikinci nedeni Ruhani'nin seçim kampanyasında değişim vadetmemiş olması. 'Radikalizm' ile arasına net bir mesafe koyan Ruhani kendisini 'merkezci' şeklinde tanımladı ve müstakbel yönetiminde partizan tavırlardan uzak teknokratik bir hükümet kuracağını söyledi. Ahmedinecad yönetiminin radikalizm ve partizan tutumunun İran'ın geçen bir kaç yılda ekonomide ve dış politikada karşılaştığı sorunların başlıca sebepleri olarak görüldüğü bir ortamda Ruhani'nin orta-yolcu ve teknokrat duruşu her kesimden seçmen arasında hatırı sayılır bir destek bulmasını sağladı.
İran'da kayda değer bir muhtemel değişimin önündeki üçüncü faktör ise İran'ın siyasi yapısı. Devrimden sonra kurulan siyasi yapıda iki ayaklı ve etkili bir fren-denge sistemi oluşturuldu. Söz konusu sistemin bir ayağı klasik demokrasilerde görülen güçler ayrılığı prensibine, diğer ayağı ise ulema vesayetine dayanıyor. Hal böyle olunca yürütmenin başına geçen liderin, diğer güç merkezleri ile bir uzlaşmaya varmadan sistemi köklü şekilde değiştirmesi mümkün değil. Nitekim bu durum eski Cumhurbaşkanı Hatemi'nin müesses nizam karşısındaki çaresizliği esnasında açık bir şekilde görüldü. Üstelik geçen süre zarfında ulema vesayeti, diğer bir tabirle Rehber Hamaney'in sistem üzerindeki etkisi giderek yasama ve yürütme aleyhine arttı. Rehber'in sistem üzerinde artan etkisi cumhurbaşkanlığı makamını siyaset yapımında adeta etkisiz bir kuruma dönüştürdü.
İslam Cumhuriyeti rejiminde köklü bir değişim çok zor olsa da dış politikada bazı sınırlı adımlar atılabilir. Nitekim cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında belirli marjlar dahilinde ekonomi ve dış politikada değişik söylemler öne çıktı. İran üzerinde artan dış baskı ve yaptırımlar, yaptırımların ülke ekonomisi üzerindeki olumsuz etkisi ve içerideki hoşnutsuzluklar rejim liderlerini İslam Cumhuriyeti düzeninin sürdürülebilmesi için dış politikada aldığı tutumlarda bazı değişiklikler yapmaya zorluyor. Kendisi bizzat değişimi temsil etmese de siyasi değişim talep eden toplumsal kesimlerin ve reformcuların Ruhani'ye destek vermesi bu doğrultudaki kamuoyu baskısını gösteriyor.
Ekonomide uzmanlığı, dış politikada mutedilleşmeyi savunan Ruhani'nin cumhurbaşkanı seçilmesi dış politikasında bazı değişiklikler için İran'a manevra imkânı sağlıyor. Fakat burada da büyük değişiklikler beklemek hatalı olur. Hem cumhurbaşkanının sistem içindeki yeri hem de Hamaney ile Ruhani arasındaki ilişkinin niteliği dikkate alındığında, İran dış politikasında ortaya çıkması muhtemel değişikliklerin Rehber'in gözetimi altında ve onun onayıyla gerçekleşeceği söylenebilir.
Ruhani döneminde İran dış politikasının en önemli gündem maddesi nükleer mesele olacak. Uluslararası baskılara rağmen İran, yüzde 20 düzeyinde uranyum zenginleştirmeyi başardı ve nükleer teknoloji alanında önemli kazanımlar elde etti. Diğer taraftan nükleer programı nedeniyle İran uluslararası siyasi ve ekonomik ilişkilerden büyük ölçüde izole edildi. İşte bu nedenle nükleer alandaki kazanımlarına dayanarak İran, Ruhani'nin vadettiği gibi büyük güçlerle çatışmadan kaçınma ve bölgesel güçlerle tansiyonun düşürülmesi adına nükleer programını 'şeffaflaştırma' yoluna gidebilir. Bu amaçla çeşitli gözlemci heyetler İran'ın nükleer tesislerine davet edilebilir, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı ile işbirliği geliştirilebilir. Yine bu doğrultuda İran'ın Aralık 2004'te imzaladığı NPT Ek Protokolü'nün onaylanması gündeme gelebilir.
Ruhani'nin söylemlerinden anlaşıldığı kadarıyla yeni İran yönetimi dış baskıyı azaltmak ve ülke ekonomisini rahatlatmak için Avrupa ülkeleri ile ilişkilere özel bir önem verecek. Böylece tıpkı Hatemi döneminde olduğu gibi bazı Avrupa ülkelerinin desteğinin alınması suretiyle ABD'nin dengelenmesi hedefleniyor. Ruhani'nin cumhurbaşkanı seçilmesi sadece İran dış politikasının revize edilmesi için değil, İran ile ilişkilerini düzeltmek isteyen güçler için de yeni bir fırsat aralıyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.