Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İhmaliniz yüzünden müzminleşen bir hastalık size çok çektirdiği halde ölümcül tehlike yaratmayabilir.
Gereken ameliyatı erteledikçe erteler, acılara katlanarak yaşamayı sürdürürsünüz.
Ama ameliyata karar verildikten, masaya yatıldıktan, neşter vurulduktan sonra işlem durdurulursa tehlike vahimleşir. Deşilip açık bırakılan karın şokuna bünyenin kaç dakika dayanacağı, sonra ne tepki göstereceği belli olmaz.

***
Tek bir yazı okumakla moralimin bozulduğu pek vaki değildir. Geçen gün o da oldu; Engin Ardıç'ın bir yazısı alarm zilleri çaldırdı kafamda.
Son açılımdan bir şey çıkmayacağını, muhalefetin politik hesaplarla çok velveleli direnmesi ve Kürt liderlerin aşırı istekler dayatması sonucunda hükümetin havlu atacağını, insanların birbirine düşeceğini ve durumun eskisinden beter olacağını söylüyordu.
Bunun boyutları önceden kestirilemeyecek felaketlere yol açacağını vurgulamaya bilmem gerek var mı?

***

Bilmece çözmeye, ölçüsüz direnişlerin kaynağını keşfetmeye çalışıyorum.
Baykal her şeye hayır deme saplantısına takılı bir ruh hastası değildir. Tutumunun bir noktadan sonra kamuoyuna sevimsiz görünme ve puan yitirme riski taşıdığını bilir. İleri sürülen bahaneler dışında, kendi açısından tutarlı kaygı ve hesapları olmalı.
Bahçeli'yi eskiden çok sert ve sivri bir akımın lideri diye bilirdim. İktidar günlerinde tanıma fırsatım olduğunda şaşırdım. İnsanda şükran duyguları uyandıracak kadar nazik, hoş sohbet, eskilerin "kabil- i hitap" dedikleri türden bir "İstanbul efendisi" idi.
Peki, bu kişilerin şimdiki iç barış açılımına inatla karşı çıkmalarına neden olan, aklı başında insanlarımızın pek çoğu tarafından da paylaşılan gerçek kaygı nedir?
Sanırım "Dış güçlerin planı olan bu açılımı desteklemek yabancı oyununa gelmektir" düşüncesi. O zaman direnmek akıllıca davranış oluyor: hem ülkeyi bir tuzaktan koruyor, hem de - yeterince seçmeni kaygınızın doğruluğuna inandırabilirseniz- yurtseverlik puanı topluyorsunuz.

***

Hemen belirtmek gerekir ki söz konusu görüş yanlış bir teşhis ve kompleks ürünü bir boş kaygı değildir. Bütün "dış güçler" başkalarını kendi işlerine gelen çizgilere oturtmaya çalışır, hedef ülkelerin zayıflığı oranında başarılara ulaşırlar.
Güçten düştükten sonra Osmanlı İmparatorluğu da, Atatürk dönemi dışında Türkiye Cumhuriyeti de her zaman o tür kurcalama ve yönlendirmelerin hedefi olmuşlardır.
("İnönü döneminde de mi?" diye hayret ederseniz, İkinci Dünya Savaşı yıllarında İngiltere ve Nazi Almanya'sı istihbarat servislerinin Ankara'yı nasıl kafakola aldıklarını casus anılarından okuyun.)
Son açık seçik örnek kesinlikle CIA imalatı olan 12 Eylül darbesiydi.
Bugüne gelince, Amerika ve Avrupa'nın hesapları gizli kapaklı değil, apaçık:
Ortadoğu'da Batı çıkarlarının kalesi olmakta İsrail'e yardakçılık edecek bir Kürt devletinin kurulması.
Irak'tan askerlerin kazasız belasız çekilmesi gibi konularda Türkiye'nin yardımcılığının ve yeni devletle hoş geçinmesinin sağlanması.
O doğrultuda şimdi ülke içinde de Kürtlerle barış girişiminin başarıya ulaşması "işine geliyor"
Amerika'nın.

***

Açılımı destekleyip desteklememe sorunu ise işte bu noktada gündeme geliyor.
Ne yapacağımıza karar verirken yabancılardan talimat almak zaaf belirtisidir. Ama ne yapmayacağımızı düşünürken yabancı rotasına bakıp ille ters yöne gitmek de öyledir. Her zaman kendi pusulamızı, kendi akıl ve irademizi kullanmaktır sağlıklı rota çizimi.
Şu durumda ve şu kadar süreyle ulusal çıkarımız Amerikan hesaplarının bir bölümüyle paralel duruma mı gelmiş? "Süpergüç" o ölçüde ve sürede yardımcı mı olacak?
Aman ne iyi. O sayıda adımı birlikte atar, bizden yararlanmayı hesaplayan gücü kullanmış oluruz.
Açık söyleyeyim. Ekonomisine ve silahlarına bakarak onun aklının da süper olduğunu düşünmek yanılgıdır. Sık sık süper salaklıklar yapıyor. Vietnam'da ve Irak'ta yenildi; Afganistan'da da yeniliyor. Kuzey Kore ve İran karşısında şaşkın durumda.
Uzun vadeli düşünülürse, bugün ülkemizde iç barış sağlanmasını kendi çıkarlarına uygun bulması da bir başka yanlış hesap. Türkiye'nin fazla güçlenmesi işine gelmez aslında. Açılımın başarısı ekonomimizi kısa sürede havalandırır, "topyekûn kalkınma" denen müthiş atılımı başlatır. Büsbütün artar kendi işimize gelmedikçe tezkerelere nanik diyebilmemiz olasılığı.
Şimdi somut sorun şu:
Zekice hamlelerle karşımızdaki pehlivanların oyunlarını lehimize çevirecek akıl gücü bizde var mı, yok mu?
İktidar o konuda umutsuzluğa kapılıp rota değiştirirse ülke hesabına da, kendi adına da tarihsel bir yanlış yapar. Engin Ardıç'ın gördüğü kâbus gerçek olur.
Ama ben milli takımımızın hep sonradan toparlanması gibi bu konuda da er geç toplumsal aklımızın başımıza geleceğine inanıyorum.
Çünkü en saplantılı kafaların bile fark edeceği kadar açık seçik görünüyor aksi takdirde başımıza neler gelebileceği.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER