Türkiye'nin en iyi haber sitesi

REFİK ERDURAN

Niyet ve kısmet

Ülkeler gülünç olabilir mi?
Hem de nasıl!
Günümüzün en komik diyarı Fransa'nın durumuna baktıkça ben kahkahayla gülüyorum.
Bilin bakalım o ülkenin en uzun sınırı hangi "komşu" memleketle?
Hayır, Almanya ya da İspanya ile değil. Brezilya ile. Çünkü Fransız Gine'si o ülkeyle komşu. Gezegenin her yanında irili ufaklı kara parçaları ve adaları var Fransızların. Bu sağa sola saçılmış mülk kalabalığına "imparatorluğun konfetisi" diyorlar.
Neye yarıyor o emlak bolluğu? Sömürülerek anavatana avanta mı sağlıyor?
Tersine! Yılda yaklaşık 17 milyar Euro'luk götürüsü getirisinden çok olduğu için anavatanın sömürüldüğü söylenebilir.
Üstelik yer yer inanılmaz acayipliklere yol açılıyor.
Bir örnek vereyim; siz de gülün.

***

Sarkozy Trakya'nın yüzölçümünü küçümseyerek -bağrına bastığı Güney Kıbrıs'ın bir Akdeniz adasında bulunduğunu da göz ardı ederek- "Avrupa'daki toprakları yetersiz olduğu için Türkiye'yi üyeliğe kabul edemeyiz" demekte ya. Hint Okyanusu'ndaki Mayotte adlı adacıkta kapkara derili 180 bin Müslüman Fransız var.
Fransa sömürgesinde yaşayan yerliler demek istemiyorum. Düpedüz Fransız bunlar. Yani Paris'te yaşayan "vatandaşları" gibi devletin bütün sosyal yardım ve hizmetlerinden yararlanacak, parlamentoda temsil edilecek, seçimlerde oy kullanacaklar. ("Avrupalı" sayıldıkları için, Avrupa Parlamentosu seçimleri dahil! Öylece, Türkiye ile ilgili Avrupa kararlarında da söz sahibi olacaklar.)
Bir küçük aksilik: Mayotte adasındaki Avrupalı Müslüman erkeklerden birçoğu dört karılı. Bunları Fransız yasaları uyarınca poligami suçundan kodese girmekten kurtarmak için formül aranıyor.
Bütün bu garabetin nasıl oluştuğunu sorarsanız, mantıklı bir yanıt yok. İlkbaharda sayın Sarkozy'nin onayıyla adayı Fransa'ya katan bir yasa çıkarıldı.
Niçin? Yalnız o ada değil, bütün "konfeti" ağırlığı niçin yükleniyor ülkenin sırtına?
Mantıklı değil de duygusal yanıtı yine bir Fransız diplomat tek sözcükle açıklıyor: "İtibar."
Yani, fiyaka.
Geçen hafta ajansların geçtiği bir başka haber de ışık tutuyor komikliklere:
Eşiyle caka satarken 1.65'lik boyunu mesele yapan sayın Sarkozy fotoğraflarda gerisine kısacık adamların dizilmesini istemiş.
Önünde bekletildiğimiz yüce kapının nöbetçisine bakın!
***

İmparatorluk yalnız Fransa'ya değil, "nasıl bitireceğini bilmediğin işe girme" kuralını unutan başka güçlere de kambur oldu. Son örnek Amerika. Irak'ta "Yakaladığım hırsız yakamı bırakmıyor" açmazında. Aynı batağa Afganistan'da saplanmakta.
Başka toplumları zincire vurup sömürmenin tekniği vardır. İngilizler o işi bir süre ustaca becerdiler, sonra da çarşafa dolanmadan sıvışmasını bildiler çoğu yerden.
Güçlü dönemlerinde çepeçevre ülkeleri fethetmeyi başaran atalarımız ise ekonomik sömürü zanaatını bir türlü öğrenemediler. Daha sonra iş tersine döndü; başka kavimlerin yerini yurdunu savunma uğruna Osmanlı orduları uzak topraklara çok kan döktü.
Günümüzde Dışişleri Bakanımız gerçekten iyi gidiyor. Yalnız komşularla bizim aramızdaki anlaşmazlıklara değil, bölgedeki genel sorunlara da atak ama serinkanlı yaklaşımları var.
"Düzen kurma misyonu bizimdir" sözünün anlamını soran gazetecilere "İmparatorluk niyetimiz yok" demesi çağımıza ve ortama uygun. Osmanlı'nın her zaman akıllıca kullanamadığı gücü bugün değerlendirebilirsek harika.
Yalnız, aklıma bir şey geliyor. Bakanımızın ara bulmak için gittiği bir ülkede yetkililer şöyle bir soru sorsalar:
"Siz kendi içinizde sağlanamayan barışı buralara nasıl ihraç edeceksiniz?"
Yanıt bulmakta Davutoğlu zekâsı bile zorlanır gibime geliyor.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER