YAZARA MAİL GÖNDER Meret yerde yeni sayfalar

YAZARLAR

İlk bakışta kocaman bir saçmalık, gülünç bir çelişki:
Bir adam başka birinin çiftliğini basıp arazisine el koyarsa eşkıyalık yaptığını söyleriz. Ama tarih boyunca "başarılı" hükümdarlarımızın başka ülkelere saldırıp topraklarını kapmış olmalarını fetih diye kutluyoruz.
Atatürk'ü severiz, "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünü pek beğeniriz. Muhteşem Süleyman'a da hayranız. Peki, o Balkan seferine çıkarken sivri akıllı bir idealist meydana fırlayıp "Yurtta sulh, cihanda sulh!" diye bağırsaydı ne olurdu? Sivri kellesi koparılırdı oracıkta.
Çelişki mi bunlar? Değil. Çünkü kavramlar zaman ve mekâna göre biçimlenip değerlenir.
Bakın, sivri gönüllü vejetaryenler dışında hepimiz köfteleri, kebapları yemekteyiz her gün afiyetle. Ama çok uzak olmayan gelecekte etten daha lezzetli, daha sağlıklı, daha ekonomik "muadil" üretilmesiyle o biçim beslenme tarihe karışacak. Yeni nesiller hayvan öldürüp yemeyecek. O zaman onların bize etobur barbarlar gözüyle bakması doğru olur mu?
Şimdi bana bunları düşündüren, üçüncü köprüye Yavuz Sultan Selim adı verilmesine Alevi yurttaşların tepkisi. Bir bakıma haklılar tabii. Yavuz'un kendi gününde -İran'da da Sünni katliamları yapılırken- Alevilere gaddarca davranmış olduğu doğrudur.
Ama Fatih Sultan Mehmet de tahta çıkan hükümdarın devlet selameti uğruna sürü sepet erkek kardeşini katletmesine cevaz vermiştir. Ben baba sıfatıyla onun o tutumundan da, Süleyman'ın oğullarını boğdurmuş olmasından da fena halde rahatsızım. Öyleyken Fatih adlı köprüden -Alevi dostlar dahil- çeşitli inanç sahibi binlerce başka vatandaşla birlikte güzelce geçmekteyiz aklımıza estikçe.
Doğrusu da budur. İnsan yaşantısının barışa doğru gelişerek sürüp gidebilmesi için gereklidir "geçmişe sünger çekebilmek", "yeni bir sayfa açabilmek".
Son aylarda toplumumuz bunun çarpıcı bir örneğini veriyor. Çok yakın geçmişte çoğunluk tarafından bebek katili ve bölücübaşı diye lanetlenen kişi iç barışın mimarlarından biri oldu. Aynı çoğunluk da ona omuz veriyor. Kan durdu.
Kötü sonuç mu?
Adına bakmadan kullandığımız köprüler yokken araba vapuruyla karşıya Kabataş'tan geçerdik. Orada ne korkunç şeyler yaşanmıştır, bilir misiniz? Örneğin erkek kılığına giren bir kadınla ocakta sevişti diye bir yeniçeri top namlusuna bağlanıp ateşlenerek boğaz sularına bin bir parça halinde saçılmıştı.
Şuraya şu değdi, buraya bu değdi der de geçmişi aşamazsak gezegenin hiçbir köşesinde yaşanmaz.
Zaten zor yaşanıyor meret yerde...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.